ل و م (LWM)
L-v-m
فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُوا أَنْفُسَكُمْ O hâlde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! (14/İbrâhîm 22); قَالَتْ فَذَلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ İşte, dedi, bu gördüğünüz, beni hakkında kınadığınız (gençtir). (12/Yûsuf 32); وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar (5/Mâide 54); فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir (23/Mü’minûn 6).
Bu son âyette kınamasının söz konusu edilmesi, onlar kınamadıkları sürece onları kınamanın üstünde bir ceza verilmez.
أَلاَمَ fiili ise, kınanmayı hak etti, demektir. Bu anlamda Allah buyurur ki: فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ Nihâyet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attığımkızda Firavun (inadından pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu (51/Zâriyât 40).
تَلاَوُم ise, karşılıklı olarak birbirini kınamaktır. Yüce Allah bu anlamda: فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ Ardından suçu birbirlerini kınamaya başladılar (68/Kalem 30).
Yüce Allah’ın: وَلاَ أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَة Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse (75/Kıyâmet 2) sözüne gelince, deniyor ki: Bu, birtakım erdemler kazanan nefistir. Kişi bir günâh işlediğinde bu onu kınar. Bu nefis, derece olarak اَلنَّفْسُ اْلمُطْمَئِنَّةُ nefs-i mutmeinne’den aşağıdadır. Kimisi ise: Bu, artık kendi özünde huzura kavuşan ve başkasının erdem yolunda ilerlemesi için kendini ortaya koyan kişinin nefsidir. O zaman bu nefis, derece olarak nefs-i mutmeinne’nin üstündedir.
Aynı kökten bir tanımlama olarak insanları çokça kınayan adama رَجُلٌ لُوَمَةٌ denmiştir. İnsanlar tarafından çokça kınanan kişiye ise, رَجُلٌ لُومَةٌ denmiştir. Bu tıpkı, سُخَرَة وسُخْرَة ile هُزَأَة وهُزْأَة sıfatları gibidir. Her ikisi de, insanları çok diline dolayan veya insanlar tarafından çokça dile dolanan kişi manasındadır.
لَوْمَة sözcüğü de, kınama anlamındaki مَلاَمَة demektir. لاَئِمَة ise, insanın kendisiyle kınandığı şey, demektir.