غ ش و (ĞŞW)
G-ş-y
Denir ki: غَشِيَهُ وَتَغَشَّاهُ : Onu örttü; غَشَّيْتُهُ كَذَا : Üzerine şunu örttüm. وَإِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ : Onları dağlar gibi dalgalar sardığı vakit; dini yalnız Allah’a tahsis ederek O’na yalvarırlar (31/Lokmân 32); فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ : Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları korkunç bir şekilde kuşatıverdi! (20/Tâhâ 78); سَرَابِيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشَى وُجُوهَهُمُ النَّارُ : Elbiseleri katrandan olacak ve yüzlerini ateş saracaktır (14/İbrâhîm 50); إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى : Sidre’yi bürüyen bürüyordu (53/Necm 16); وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى : Örttüğü zaman geceye andolsun (92/Leyl 1); إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ : Hani Allah, korkunuzu gidermek için sizi hafif bir uykuya daldırmıştı (8/Enfâl 11).
غَشَيْتُ مَوْضِعَ كَذَا : Falan yere geldim. Bu kelimeyle cimadan/cinsel ilişkiden kinâye yapılır. غَشَّاهَا وَتَغَشَّاهَا : Kadını örttü/onunla cinsel ilişkiye girdi, denir. فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا : Eşi ile birleşince, hafif bir yük yüklendi (7/A’râf 189). غِشْيَان ve غَاشِيَة : Bir şeyi örten her şeye denir; örneğin eğer örtüsü gibi. أَفَأَمِنُوا أَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ : Şimdi bunlar, kendilerine Allah’ın azabından kapsamlı bir ğaşiye’nin gelivermesinden emin midirler? (12/Yûsuf 107); yani kendilerini kuşatıp sarmalayan bir felâketin gelmesinden.
Bazılarına göre غَاشِيَة kelimesinin asıl anlamı, iyi şeylerle ilgilidir; fakat yukarıdaki âyette, şu âyette de olduğu gibi istiâre yapılmıştır: لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ : Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine de örtüler vardır (7/A’râf 41). هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ : Geldi mi sana o ğâşiye’nin haberi (88/Ğâşiye 1) âyetindeki غَاشِيَة kelimesi, kıyamet’ten kinâyedir. Çoğulu غَوَاش şeklinde gelir.
Bir insanın başına, aklını giderecek bir şey geldiğinde şöyle denir: غُشِيَ عَلَى فُلاَنٍ : Falan kişi kendinden geçti/bayıldı. كَالَّذِي يُغْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ : Ölüm baygınlığı sarmış kimse gibi (33/Ahzâb 19); نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ : Ölümden bayılıp düşen kimsenin bakışı gibi (47/Muhammed 20); فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ : Gözlerini perdelemişizdir. Bu yüzden artık göremezler (36/Yâsîn 9); وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ : Gözlerinin üzerinde bir perde vardır (2/Bakara 7); كَأَنَّمَا أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ اللَّيْلِ مُظْلِمًا : Yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir (10/Yûnus 27); وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ : Elbiselerine büründüler (71/Nûh 7); yani elbiselerini kulaklarının üzerine örttüler. Bu ifâde, kulak vermekten/dinlemekten kaçınmak anlamındadır. Bazıları bu âyetin koşmaktan kinâye olduğunu söyler; tıpkı Arapların şu sözleri gibi: شَمَّرَ ذَيْلاً : Eteği topladı; أَلْقَى ثَوْبَهُ : Elbisesini attı. غَشَيْتُهُ سَوْطًا أَوْ سَيْفًا : Ona kamçı veya kılıç kuşandırdım, sözü; tıpkı كَسَوْتُهُ : Ona elbise giydirdim ve عَمَّمْتُهُ : Başına sarık sardım, sözleri gibidir.