غ د و (ĞD̃W)
G-d-v
غَدَاة ’in karşıtı da عَشِيّ gelmiştir: وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ : Sırf Allah’ın rızasını dileyerek sabah-akşam Rablerine dua edenleri huzurundan kovma (6/En’âm 52). وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ : Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgârı da Süleyman’ın emrine verdik (34/Sebe’ 12).
غَادِيَة : Sabah ortaya çıkan bulut. غَدَاء : Sabah vaktinde yenen yemek. وَقَدْ غَدَوْتُ أَغْدُو : Sabah geldim/iş yaptım. أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ : Haydi, ürünleri toplayacaksanız erkenden ekininize gidin dediler (68/Kalem 22). İçinde olduğun günün ardından gelen güne غَد denir: سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْأَشِرُ : Onlar yarın kimin şımarık bir yalancı olduğunu öğreneceklerdir (54/Kamer 26) ve benzeri