ك ن ز (KNZ)
K-n-z
وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar (9/Tevbe 34), yani, onu depoluyor, stokluyorlar.
هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını! denilecek (9/Tevbe 35).
لَوْلاَ أُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ Ona bir hazine indirilse, ya da beraberinde bir melek gezip dolaşsa ya! (11/Hûd 12), yani, büyük bir mal/servet.
وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ Duvarın altında onların bir hazinesi vardı, babaları da iyi bir kimse idi, Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar (18/Kehf 82) âyetinde ise, deniyor ki: Bu, bir ilim sayfasıydı (hazinesiydi).