Sözlük

ك ل م (KLM)

K-l-m

كَلَم : Sözcüğü, iki duyu organından biriyle algılanan tesirdir. Buna göre, كَلاَم duyma duyusuyla algılanan sözdür. كَلْم ise, görme duyusuyla algılanan etkidir. كَلَّمْتُهُ fiili de, bir kişiyi açıkça etkisini gösterecek bir şekilde yaralamaktır. Bu iki anlamı da burada birleştiğinden Şair şöyle der:

وَالْكَلِمُ اْلأَصِيلُ كَأَرْغَبِ اْلكَلْمِ -397

397- Sözlerin en esaslı olanı, yaraların en çok geniş olanı gibidir.

Burada geçen birinci كَلِم sözcüğü كَلِمَة sözcüğünün çoğuludur. İkincisi ise, yaralar demektir. أَرْغَب ise, en geniş, demektir.

Başka bir şair de şöyle der:

وَجَرْحُ اللِّسَانِ كَجَرْحِ اْليَدِ -398

398- Dil yarası da tıpkı el yarası gibidir.

كَلاَم : Sözcüğü hem manzum lafızlar için hem de altında bir topluluk bulunan manalar için kullanılır. Arapça Gramercilerine göre ise, sözün herhangi bir kısmı için de kullanılır. Bu bir isim olabilir veya fiil ya da edat olabilir. Kelamcıların çoğuna göre ise, ancak tam bir anlam ifâde eden cümlelere كَلاَم adı verilebilir. Demek ki, كَلاَم sözcüğü, قَوْل sözcüğünden daha özel bir anlam taşımaktadır. Çünkü, Araplar, قَوْل sözcüğünü müfredât/tek tek sözler için kullanırlar. كَلِمَة ise, onlar tarafından bu üç türden her biri için kullanılır. Bunun tersi de söylenmiştir. Allah buyurur ki: كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِنْ يَقُولُونَ إِلاَّ كَذِبًا Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır; onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar (18/Kehf 5).

فَتَلَقَّى آَدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ Derken Âdem Rabb’inden birtakım kelimeler aldı, (onlarla tövbe etti. O da) tövbesini kabul etti (2/Bakara 37) âyetine gelince, deniyor ki: Bu, Yüce Allah’ın: رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. (7/A’râf 23) sözünde geçen duadır.

el-Hasan şöyle der: Sen, beni kendi elinle yaratmadın mı? Sen beni cennetine yerleştirmedin mi? Sen bana meleklerini secde ettirmedin mi? Senin rahmetin, gazabını geçmedi mi? Acaba, ben tövbe etsem, sen beni cennetine geri alır mısın? diye sorunca, Yüce Allah: Evet, buyurmuştur.

Kimisi de, burada söz konusu olan, Göklere, Yere ve Dağlara arz edilen emanettir, der. Bu söz ile işaret edilen âyet şudur: اِنَّا عَرَضْنَا اْلأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَالْجِبَالِ Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik (33/Ahzâb 72).

وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ Bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince. (2/Bakara 124) âyetine gelince, deniyor ki: Bu, Yüce Allah’ın onu imtihan ettiği oğlunu kesme emri, sünnet olma ve diğerleri gibi birtakım şeylerdir.

Yüce Allah’ın Hz. Zekeriya’ya söylediği: أَنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor (3/Âl-i İmrân 39) sözünde geçen بِكَلِمَةٍ ise, deniyor ki: Kelime-i tevhittir. Allah’ın Kitabıdır, diyenler de vardır. Bununla kast edilen, Hz. İsâ’dır, şeklinde yorumlayanlar da vardır.

Hz. İsâ’nın bu âyette ve: إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur (4/Nisâ 171) âyetinde كَلِمَة şeklinde adlandırılması ise, O’nun, Yüce Allah’ın: إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ آَدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ Doğrusu Allah katında İsa’nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem’in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona ol! dedi, o da oluverdi (3/Âl-i İmrân 59) sözünde ifâdesini bulan Ol! emriyle yaratılmış olmasındandır.

Kimileri ise: İnsanların, Hz. İsâ ile, Allah buyurur ki ile hidâyet buldukları gibi hidâyet bulmasındandır, derler. Kimisi ise, Hz. İsâ’nın küçük yaşlarından itibaren Allah tarafından özel hususiyetlerle donatılmış olmasından Allah’ın kelimesi adını aldığını belirtir. Çünkü O, daha beşikteyken: قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آَتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا (Allah’ın bir mucizesi olarak İsa şöyle) dedi: Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni bir peygamber yaptı (19/Meryem 30) konuşmuştur.

Kimisi ise, Hz. İsâ’ya كَلِمَةُ اللهِ denmesinin nedeni, Hz. Peygamber efendimizin (sas) zikir ve Resûl diye adlandırılması gibidir: قَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكُمْ ذِكْرًا رَسُولاً يَتْلُو عَلَيْكُمْ آَيَاتِ اللَّهِ مُبَيِّنَاتٍ Allah size bir uyarıcı gönderdi, size Allah’ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi (65/Talâk 10-11).

وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. (6/En’âm 115) âyetinde geçen kelime ise, hüküm demektir. İster sözlü, ister fiili olsun her hükme, kelime adı verilir. Bu kelime, sözcüğünün صِدْق doğru sıfatıyla nitelendirilmesi ise, bu sıfatın hem söz hem de fiil için sıfat olabilmesindendir. Çünkü, hem قَوْلٌ صِدْقٌ، hem de فِعْلٌ صِدْقٌ denebilmektedir.

Yüce Allah’ın: وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. (6/En’âm 115) sözü, O’nun: اَلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı beğendim (5/Mâide 3) gibi sözlerine işarettir.

Bununla dikkat çekmiştir ki, bundan sonra Şerîat nesih edilmeyecektir. Kimileri ise, Hz. Peygamberin (sas) şu sözüne işarettir derler: Yüce Allah, önce kalemi yarattı ve ona: أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ تَعَالَى الْقَلَمُ فَقَالَ لَهُ : أَجْرِ بِمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ Kıyamet gününe kadar olacakların hepsini yaz, buyurdu.

Burada geçen كَلِمَة Kur’ân’dır, diyenler de vardır. Kur’ân’ın, bu şekilde kelime, diye adlandırılması, Kasîde’nin kelime, diye adlandırılması gibidir. Böylece, Kur’ân’ın tamamlandığı ve Allah’ın kendisini korumasıyla sonsuza dek kalacağı bildirilmiştir. Bu ifâdenin mazi/geçmiş fiil kipiyle verilmesi de, bunun olmuş bitmiş bir hakikat olduğuna dikkat çekmek içindir. Kur’ân’ın bu şekilde korunduğuna dair bir işaret de فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ Bunlar, onu inkâr ederlerse (6/En’âm 89) âyetiyle anlatılmıştır.

Bunun, Allah’ın vaat ettiği sevap ve azap olduğunu söyleyenler de vardır. Şu âyetler bu manaya işaret etmektedir: قَالُوا بَلَى وَلَكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ Onlar da: Evet geldi, derler. Fakat kâfirler üzerine azab kelimesi hak oldu (39/Zümer 71); كَذَلِكَ حَقَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ فَسَقُوا أَنَّهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ Hak dinden çıkmış fasıklara Rabbinin kelimesi şöyle gerçekleşti: Onlar artık imana gelmezler (10/Yûnus 33).

Söz konusu kelimelerin, istedikleri mucize âyetler olduğunu söyleyenler de vardır. Böylece kendilerine gönderilen âyetlerin eksiksiz olduğuna ve her şeyin onlarda açıklandığına dikkat çekmiştir.

Yüce Allah’ın وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse olamaz (6/En’âm 115) sözü ise, onların قَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْآَنٍ غَيْرِ هَذَا أَوْ بَدِّلْهُ bizimle karşılaşmayı ummayanlar, Bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir, dediler. (10/Yûnus 15) sözünde aktarılan sözlerinin reddedilmesidir.

Kimileri, burada geçen كَلِمَةُ رَبِّكَ Rabbinin sözü, ifâdesinin kendileriyle hükmettiği ve kulları için belirlemiş olduğu yeterli yasaları olduğunu söylemişlerdir.

وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ الْحُسْنَى عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ بِمَا صَبَرُوا Ve böylece Rabbinin, İsrail oğullarına olan o güzel vaadi, sabırları nedeniyle gerçekleşti (7/A’râf 137) âyetine gelince, deniyor ki: Bu, Yüce Allah’ın: وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي اْلأَرْض Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, (28/Kasas 5) sözünde bahsettiği vadidir.

وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى Eğer Rabbinin verdiği bir söz ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı (20/Tâhâ 129) âyeti ile, وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ Eğer Rabbin tarafından azabın ertelendiğine dair bir söz geçmemiş olsaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi (42/Şûrâ 14) âyetinde sözü edilen كَلِمَة söz ise, hikmetinin gerektirdiği hükmüdür; O’nun bu türden sözlerinin herhangi bir şekilde değişmesinin söz konusu olamayacağını anlatır.

وَيُحِقُّ اللَّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ Allah, hakkın hak ve gerçek olduğunu kelimeleriyle ispat eder (10/Yûnus 82) âyetinde geçen بِكَلِمَاتِهِ ifâdesi ise, Allah’ın sizin için belirlediği apaçık delilleriyle; سُلْطَانًا مُبِينًا ise, kuvvetli delil anlamına, gelir.

يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلاَمَ اللَّهِ Onlar, (Allah’ın) sözü değiştirmek isterler (48/Fetih 15) âyetinde geçen كَلاَمَ اللَّهِ Allah’ın kelamı da, فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا De ki; Artık siz hiçbir zaman benimle çıkamayacaksınız. (9/Tevbe 83) âyetinde sözü edilen bir daha beraber cihada çıkamayacaklarına ilişkin sözüdür.

Bu da şöyle olmuştur: Yüce Allah bu münafıkların: Bırakın da size uyalım, şeklindeki sözünü Yüce (Allah’ın) sözünü çarpıtmak/değiştirmek olarak değerlendirmiştir. ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ Bırakın biz de arkanıza düşeli. (48/Fetih 15). Böylece onların bunu yapamayacaklarına dikkat çekmiştir. Nasıl yapsınlar ki, bir kere Yüce Allah, onların bunu yapamayacaklarını öteden beri bilmektedir. Dolayısıyla bunun hükmünü de daha önceden vermiştir.

Yüce Allah’ın insanlarla konuşması ise, iki şekilde olur. Biri dünyadadır. Diğeri ise, âhirette. Dünyadakine gelince, bu şu sözüyle dikkat çektikleri türündendir: وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. (42/Şûrâ 51).

Âhirettekine gelince, mü’minler için bir ödül ve onurlandırmadır; fakat biz bunun nasıl olacağını bilemeyiz. Âyette bunun kâfirler için haram olduğuna dikkat çekilmektedir: إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ لاَ خَلَاقَ لَهُمْ فِي اْلأَخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلاَ يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir (3/ Âl-i İmrân 77).

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ Yahudilerden bir kısmı, (Allah’ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp (4/Nisâ 46) âyetinde geçen كَلِم sözcüğü ise, كَلِمَة sözcüğünün çoğuludur.

Bazıları, onlar kelimeleri birbirinin yerlerine koyuyor ve değiştiriyorlardı, derler. Kimisi de bu değiştirme anlam yönünden değiştirmeydi, bu da bir sözü asıl maksadının ve gereğinin dışına taşırmak ve başka manalar vermek şeklinde olurdu, derler. Bu iki görüşün en isabetli olanıdır. Çünkü, bir kelime dillerde dolaşıp yerleştikten ve böylece şöhret kazandıktan sonra değiştirmek zor olur (bu durumda manasını saptırmak daha kolaydır).

وَقَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ لَوْلاَ يُكَلِّمُنَا اللَّهُ أَوْ تَأْتِينَا آَيَةٌ Bilgiden nasibi olmayanlar da Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya! dediler (2/Bakara 118) âyetinde sözü edilen mükâleme (konuşma) ise, yüz yüze konuşmadır.

Bu tıpkı: يَسْأَلُكَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَقَدْ سَأَلُوا مُوسَى أَكْبَرَ مِنْ ذَلِكَ فَقَالُوا أَرِنَا اللَّهَ جَهْرَةً Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa’dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: Allah’ı bize açıkça göster, demişlerdi. (4/Nisâ 153) âyetinde bahsedilen gösterme isteği gibidir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →