ج و ز (CWZ)
C-v-z
Allah buyurur ki: فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ Kendisi onu geçince (2/Bakara 249); yani: Geçmesi gereken yeri geçti. وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ İsrailoğulları’nı denizden geçirdik (7/A’râf 138). جَوْزُ الطَّرِيقِ yolun ortasıdır. جَازَ الشَّيْئَ sanki, yolun ortasını tutmayı anlatır; bu da, uygun olan şeyi yapmayı ifâde eder.
جَوْزُ السَّمَاءِ göğün ortasıdır. جَوْزَاءُ ise, deniyor ki: Bu adı almasının nedeni göğün ortasından geçmesindendir. شَاةٌ جَوْزَاءُ ortası beyazlamış olan koyun demektir. جُزْتُ الْمَكَانَ bir yerin içinden geçmeyi anlatır. اَجَزْتُه içinden etçim ve geri bıraktım, demektir.
اِسْتَجَزْتُ فُلاَنًا فَأَجَازَنِي deyimi de, birinden içecek istemeyi ve onun bunu vermesini dile getirir; bu bir istiâredir. اَلْمَجَاز (sözün mecâz anlamı) ise, kelimenin normal anlamı dışında başka bir anlam için kullanılmasıdır. اَلْحَقِيقَة (sözün gerçek anlamı) da, kelimenin kendi asıl anlamında kullanılmasıdır.