ج ن ن (CNN)
C-n-n
جَنَّة ise, ağaçlı olup ağaçları yeri kaplayan her bahçeye denir. Allah buyurur ki: لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍ فِي مَسْكَنِهِمْ آيَةٌ جَنَّتَانِ عَنْ يَمِينٍ وَشِمَالٍ Sağında ve solunda iki bahçeden oluşmuş olan Sebe yurdundan alınacak bir ibret vardır (34/Sebe 15); وَبَدَّلْنَاهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ Onların iki bahçesini, iki bahçeye dönüştürdük (34/Sebe 16); وَلَوْلاَ إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ Bahçene girdiğinde (18/Kehf 39). Bazen, yeri göğü kaplayan ağaçlara da جَنَّة adı verilir. Şairin şu beyitleri de bu anlamda yorumlanmıştır:
كََأنَّ عَيْنَيَّ فِي غَرْبِي مُقَتَّلَةٍ ***مِنَ النَّوَاضِحِ تَسْقِي جَنَّةً سُحْقًا
98- [Sanki iki gözüm batı tarafımda öldürülmüş gibidir]
Kaynaklardan, yüksek ağaçları sulayan.
جَنَّة (Cennet) bu adı almasının nedeni, ya -aralarındaki büyük farka rağmen- yeryüzündeki bahçeye benzetilmesi, ya da فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ ما أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevindirici ve göz kamaştırıcı nimetlerin saklı olduğunu hiç kimse bilmez (32/Secde 17) âyetinde işaret edildiği şekilde nimetlerinin bizden gizlenmesidir. İbn Abbâs (ra) şöyle der: كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاً İman edip iyi ameller işleyenlere gelince onlar, Firdevs cennetlerinde ağırlanacaklardır (18/Kehf 107) âyetinde çoğul formu ile جَنَّات (cennetler) buyurmasının nedeni, cennetlerin yedi tane olmasındandır:
1- جَنَّةُ الْفِرْدَوْس Cennetu’l-Firdevs,
2- عَدْن Adn,
3- جَنَّةُ النَّعِيم Cennetu’n-Ne’îm,
4- داَرُ الْخُلْد Dâru’l-Huld,
5- جَنَّةُ الْمَأْوَى Cennetu’l-Me’vâ,
6- دَارُ السَّلاَم Dâru’s-Selâm,
7- عِلِّيُّون İlliyyûn.
جَنِين ise, çocuğun annesinin karnında kaldığı sürecin adıdır. Çoğulu, أَجِنَّة ’dir. Allah buyurur ki: وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ Ve gerekse annelerinizin karınlarında cenin aşamasındayken (53/Necm 32). Bu, فَعِيل kalıbında gelip مَفْعُول manasındadır. جَنِن ise, kabirdir. Bu da فَعِيل kalıbında gelip فَاعِل anlamındadır.
جِن kelimesi de iki şekilde kullanılır: Birisi: Duyulardan gizlenmiş/saklanmış olan rûhânî varlıklardır. Bunların hepsi insanlık türünün karşısında söz konusu edilir. Buna göre, جِن kavramı içinde, melekler de şeytanlar da yer alır. Bu açıdan, her melek aynı zamanda جِن ’dir ama her جِن melek değildir. Ebû Sâlih, bu anlamını baz alarak: Tüm melekler cindir demiştir. Cinler, rûhânîlerin sadece bir kısmıdır da denmiştir; çünkü: Rûhânîler üç kısımdır:
اَخْيَار İyiler: Bunlar, meleklerdir.
اَشْرَار Kötüler: Bunlar da, şeytanlardır.
اَوْسَاط Ortada olanlar: İçinde iyilerin de kötülerin de bulunduğu kesimler. Bunlar da cinlerdir. Bu görüşü, Yüce Allah’ın قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ De ki: Bana vahiy yolu ile bildirildi (72/Cin 1) sözünden وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ Aramızda Müslümanlar olduğu gibi gerçeğe sırt çevirenler de vardır (72/Cin 14) âyetine kadarki sözleri desteklemektedir.
جِنَّة ise, cinlerin topluluğudur. Allah buyurur ki: مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ Gerek cinlerden, gerek insanlardan (114/Nâs 6); وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَباً Allah’la cinler arasında soy bağı uydurdular (37/Sâffât 158).
جِنَّة aynı zamanda delilik anlamına da gelir. Allah buyurur ki: مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ Bu dostunuz deli değildir (34/Sebe 46); yani: Delilik.
جُنُون ise, nefs ile akıl arasına bir perde girmesidir. جَنَّ فُلاَنٌ cin çarptı demektir. Bu fiil de diğer tedavi gerektiren durumları anlatan زُكِمَ [üşüttü], لُقِي [çenesi yamuldu] ve حُمَّ [sıtmaya tutuldu] fiillerinin kalıbında gelmiştir. Kalbinden vurulan için أُصِيبَ جَنَانُهُ denir. Öte yandan nefsi ile aklı arasına perde girdi, bundan dolayı aklı karıştı da denmektedir. Allah buyurur ki: مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ Bu, eğitilmiş deli biridir (44/Duhân 14); yani: Kendine bilgi öğreten cinin çömezi. Yüce Allah’ın: أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ Deli bir şair için tanrılarımızı mı bırakalım? (37/Sâffât 36) âyeti de bunun gibidir, denmiştir ki:
99- فَإذَا جَادَتِ الدُّجَى وَضَعُوا اْلقِدْحَ وَجُنَّ التِّلاَعُ وَاْلآَفَاقُ
99- Karanlık iyice basınca bardakları indirdiler, tepeler ve ufuklar örtüldü.
Yani: Otları (yeşilliği) öyle çoğaldı ki, sanki üzerleri örtüldü. Yüce Allah’ın: وَالْجَآنَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ Cannı da daha önce dumansız alevden yarattık (15/Hicr 27) sözünde gecen جَانّ ise, bir tür cindir. كَأَنَّهَا جَانٌّ onun yılan gibi (27/Neml 10) âyetinde geçen aynı kelimenin ise, bir tür yılan olduğu söylenmiştir.