ا ذ ن (ÊZ̃N)
أُذُن kelimesi, kulak demektir. Kazan ve tencere gibi şeylerin halka olan kısmı da buna benzetilerek tencerenin kulağı (kulpu) denmiştir. Çok fazla dinlemeyi sevene de sözü dinlenene de أُذُنٌ denmiştir. Yüce Allah buyuruyor ki: وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لكُمْ Diyorlar ki: O bir kulaktır de ki: o sizin için hayır kulağıdır (9/Tevbe 61). Bunun anlamı, onun, sizin için hayırlı olan şeylere, hayır getirene kulak verdiğidir. وَفِي آذَانِهِمْ وَقْراً Onların kulaklarında bir sağırlık vardır (6/En’âm 25) âyeti ise, onların cahilliklerine işarettir, duymadıklarına değil.
أَذِنَ kulak verdi, dinledi anlamına gelir. وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ Rabbine kulak verip boyun eğecek hâle getirildiği zaman (84/İnşikâk2). Bu kelime dinlemek yoluyla elde edilen ilimler için de kullanılır. Şu âyet gibi: فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ Kesin olarak biliniz ki, siz, Allah ve Resûlu ile savaş hâlindesiniz (2/Bakara 279).
أُذُن ve أَذَان kelimeleri duyulan şeyler için kullanılır. Bilgi de bu şekilde ifâde edilir. Zira, bizim pek çok bilgimizin ilk adımı dinlemekle elde edilmektedir. Allah buyurur ki: اِئْذَنْ لِي وَلاَ تَفْتِنِّي Bana izin ver, beni fitneye düşürme (9/Tevbe 49). وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ Ve Rabbiniz size şöyle bildirmişti.. (14/İbrâhîm 7). Bu anlamda أَذَنْتُهُ بِكَذَا ve آذَنْتُهُ kalıpları da kullanılır. Bunlar da aynı anlamdadır ve izin vermeyi ifâde ederler.
مُؤَذِّن kelimesi, bir şeyi bağırarak bildiren/ilân eden herkes için kullanılır. ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا الْعِيرُ Sonra bir müezzin yüksek sesle bildirdi: Ey kafile! (12/Yûsuf 70); فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ Aralarından bir müezzin yüksek sesle bağırdı (7/A’râf 44); وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ hacda insanlar arasında ilan et/ bildir (22/Hac 27).
أَذِين ezan sesinin geldiği yerdir. Bir şeyde izin onda serbestlik ve ruhsat olduğu anlamına gelir. âyette: وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ Biz her peygamberi Allah’ın izni dâhilinde kendisine itâat edilmesi için gönderdik (4/Nisâ 64). Buradaki Allah’ın izni onun iradesi ve emri demektir. وَمَا أَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ اللّهِ İki topluluğun karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler Allah’ın izni ileydi (3/Âl-i İmrân 166); وَمَا هُمْ بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ Onlar Allah’ın izni dışında onunla (sihir) hiç kimseye zarar veremezler (2/Bakara 102).
وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْئاً إِلاَّ بِإِذْنِ اللَّهِ Onlar Allah’ın izni olmadan onlara zerre kadar zarar veremezler (58/Mücâdele 10); buradaki Allah’ın izni Allah’ın ilmidir denmişse de ilim ile izin arasında fark olduğu açıktır. Çünkü izin daha özeldir ve genelde sadece dilemenin söz konusu olduğu durumlarda kullanılır; yapılan işten razı olunsun olunmasın fark etmez. Çünkü: وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ hiçbir nefis Allah’ın izni olmadan iman edemez (10/Yûnus 100) âyetinde Allah’ın dilemesi ve emrinin olduğu açıktır. وَمَا هُمْ بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ Onlar Allah’ın izni dışında onunla (sihir) hiç kimseye zarar veremezler (2/Bakara 102) âyetinde ise, bir açıdan Allah’ın dilemesi vardır.
Bunun izahı şöyledir: Yüce Allah’ın insanda bir kuvvet yarattığı bununla kendine zulmetmek ve zarar vermek isteyen kişinin bu zulmünü kabul etme imkanı olduğu fakat onu kabul ederken taş gibi acı çekmeyen bir varlık gibi yaratıp yaratmadığı konusunda görüş ayrılığı yoktur. Aynı şekilde bu imkanı yaratmanın Allah’ın fiili olduğu da tartışmasızdır. Bu açıdan şöyle denmesi doğru olur: Allah’ın izni ve dilemesi ile zalim tarafından gelen zarar diğer kişilere dokunur. Bu sözün genişletilmesi için ayrı bir kitap gerekir. Onun için biz bunu burada ele alamıyoruz.
اِسْتِئْذَان izin istemek demektir. Allah buyurur ki: إِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ Ancak Allah’a inanmayanlar senden izin isterler (9/Tevbe 45); فَإِذَا اسْتَأْذَنُوكَ Eğer senden izin isterlerse.. (24/Nûr 62).
إذَنْ edâtına gelince, bu şart cümlesinin ikinci kısmı olan şartın cevabı veya teknik tabiriyle cezâsının önünde kullanılır. Bu, إذَنْ bir cevap veya cevap yerine geçebilecek bir ifâde ister demektir. Sözün onunla beraber kullanılan kısmı bir ceza/cevap gerektirir. Eğer sözün başında gelir ve ardında muzari bir fiil bulunursa, kaçınılmaz olarak o muzari fiili nasb eder; إذَنْ أَخْرُجَ O zaman ben de çıkarım cümlesi gibi. Eğer izenden önce bir cümle varsa ardından da muzari bir fiil geliyorsa, hem mansup hem de merfû’ şekilde okunabilir. Şöyle ki: أنَا إذَنْ أخْرُجُ veya أخْرُجَ denebilir. Eğer إذَنْ fiilden sonra gelir ya da onunla beraber muzari fiil bulunmazsa, bu durumda izen amel etmez. Şöyle ki: أنَا أخْرُجُ إذَنْ ifâdesi gibi. Allah buyurur ki: إِنَّكُمْ إِذاً مثْلُهُمْ Yoksa, siz de o zaman onlar gibi olursunuz (4/Nisâ 140).