ط ه ر (ŦHR)
T-h-r
Bu kökten şu formlar gelir: طَهَّرْتُهُ فَطَهُرَ وَتَطَهَّرَ وَاطَّهَّرَ فَهُوَ طَاهِرٌ وَمُتَطَهِّرٌ : Onu temizledim, o da temizlendi, o temizdir. Allah buyurur ki: وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا : Eğer cünüpseniz temizlenin (5/Mâide 6); yani suyu veya onun yerine geçecek bir şey kullanınız. وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللَّهُ : Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki, o, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay hâlinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah’ın emrettiği yerden onlara gidin (2/Bakara 222). Bu âyette iki farklı lafzın ( يَطْهُرْنَ , تَطَهَّرْنَ ) getirilmesi, kadınların hayızdan kesilip gusül yapmadıkça onlarla cinsel ilişkiye girmenin caiz olmadığına delâlet eder. Bu görüşü, حَتَّىَ يَطَّهَّرْنَ ; yani gusül olan temizliği yapıncaya kadar, şeklindeki kıraat de pekiştirmektedir. وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ : Allah temizlenenleri sever (2/Bakara 222); yani günâhları terk edenleri ve iyilik yapanları sever. فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا : Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır (9/Tevbe 108); أَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ : Onları kentinizden çıkarın, çünkü onlar, temizlenen insanlarmış (7/A’râf 82); وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ : Allah temizlenenleri sever (9/Tevbe 108); yani nefsini temizleyenleri sever. وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا : Seni o inkâr edenlerden arındıracağım (3/Âl-i İmrân 55); yani seni onların içinden çıkaracağım ve onların yaptıklarını yapmaktan seni uzak tutacağım. Şu âyetler de aynı anlamadadır: إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا : Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor (33/Ahzâb 33); وَإِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ : Melekler şöyle demişlerdi: Ey Meryem, Şüphesiz Allah seni seçti, arındırdı ve seni âlemin kadınlarına üstün kıldı (3/Âl-i İmrân 42); ذَلِكُمْ أَزْكَى لَكُمْ وَأَطْهَرُ : Bu, sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha temizdir (2/Bakara 232); ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ : Bu sizin kalpleriniz için ve onların kalpleri için daha temizdir (33/Ahzâb 53); لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ : Ona temizlenenlerden başkası dokunamaz (56/Vâkıa 79); yani Kur’ân hakikatlerinin bilgisine, ancak nefsini arındıran ve fesad kirinden temizlenenler ulaşabilir.
Hz. Lût kavmine; يَا قَوْمِ هَؤُلَاءِ بَنَاتِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ : Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir (11/Hûd 78) dediğinde, kavmi, alay yollu şöyle demişlerdi: إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ : Onlar temizlenen insanlarmış (7/A’râf 82). لَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ : Orada (cennette) onlar için tertemiz eşler vardır (4/Nisâ 57); yani dünyanın kir ve pisliklerinden arınmış eşler. Kimisine göre de şu âyetin işaret ettiği gibi “kötü huylardan arınmış eşler” anlamındadır: عُرُبًا أَتْرَابًا : Yaşıt sevgililer (56/Vâkıa 37) Yüce Allah, Kur’ân’ı şöyle nitelendirmektedir: مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ : Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde (80/Abese 14). وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ : Elbiseni temizle (74/Müddessir 4). Kimisine göre bu âyetin anlamı şöyledir: Nefsini ayıplardan/eksikliklerden arındır.
Yüce Allah şu âyetlerde Kâbe’yi putların pisliğinden temizlemeyi teşvik etmektedir: وَطَهِّرْ بَيْتِيَ : Evimi temiz tut (22/Hac 26); وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ : İbrahim ve İsmail’e de; Evi’mi tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rükû ve secde edenler için temizleyin, diye emir vermiştik (2/Bakara 125). Kimisine göre ise bu âyetler, şu âyette zikredilen sekine’nin/güvenin ona girmesi için kalbi temizlemeyi teşvik etmektedir: هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ : İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalplerine güven indiren O’dur (48/Fetih 4).
Sibeveyhî’den aktarıldığına göre kimi zaman طَهُور formu mastar olur; nitekim تَطَهَّرْتُ طَهُورًا وَتَوَضَّأْتُ وَضُوءًا /Temizlendim ve abdest aldım, sözlerinde طَهُور kelimesi فَعُول vezninde bir mastardır. وَقَدْتُ وَقُودًا sözü de buna benzer. Kimi zaman da mastar değil sadece isim olur. Tıpkı فَطُور kelimesinin, kahvaltı yapılan şeye isim olması gibi. Şu kelimeler de onun gibidir: وَجُور /boğaza dökülen ilaç, سَعُوط /buruna çekilen ilaç, ذَرُور /göz otu/toz. Kimi zaman da sıfat olur; رَسُول /elçi/peygamber ve benzeri sıfatlar gibi. Şu âyet bu anlamdadır: وَسَقَاهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا : Rableri onlara tertemiz bir içecek içirmiştir (76/İnsan 21). Bu âyet, sözü edilen içeceğin, şu âyette zikredilenden farklı olduğuna dikkat çeker: وَيُسْقَى مِنْ مَاءٍ صَدِيدٍ : Orada irinli sudan içirilecektir (14/İbrâhîm 16). وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا : Gökten tertemiz bir su indirdik (25/Furkân 48).
İmam Şafiî’nin çizgisindeki ilim adamları, طَهُور kelimesinin مُطَهِّر /temizleyen anlamında olduğunu söylerler. Fakat lafız açısından bu doğru değildir. Çünkü فَعُول vezni أَفْعَلَ ve فََعَّلَ fiil formlarından değil, فَعُلَ formundan yapılır. Kimisi sözü edilen kavramın, anlam açısından temizlemeyi gerektirdiğini söyler. Zira tahir iki kısma ayrılır: Biri, taharetin kendisini aşmayandır; elbise tahareti gibi. Çünkü elbise tahirdir/temizdir, fakat kendisiyle temizlik yapılmaz. Diğer tahir kısmı ise, taharet kendisini aşar ve başkasını da temizler. İşte Yüce Allah, bu anlama dikkat çekerek suyu طَهُور kelimesiyle nitelendirmiştir.