Sözlük

ط غ ي (ŦĞY)

T-ğ-y

Bu kökten şöyle denir: طَغَوْتُ، طَغَيْتُ طَغَوَانًا، طُغْيَانًا : Haddi aştım. أَطْغَاهُ كَذَا : Falan şey onu tuğyana/azgınlığa sevketti. Bu da isyan konusunda haddi aşmaktır. Allah buyurur ki: اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى : Firavun’a git; çünkü o azdı (79/Naziât 17); كَلَّا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَيَطْغَى : Hayır; gerçekten insan azar (96/Alak 6); قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَنْ يَطْغَى : Dediler ki: Rabbimiz! Biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut azmasından endişe ediyoruz (20/Tâhâ 45); كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي : Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz, bu hususta taşkınlık etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar (20/Tâhâ 81); وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا : Oğlana gelince; onun anası babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve küfre sürüklemesinden korktuk (18/Kehf 80); اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ : Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır (2/Bakara 15); وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا : Onları korkutuyoruz; fakat bu onlara büyük bir taşkınlık vermekten başka bir işe yaramıyor (17/İsrâ 60); وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآَبٍ : Azgınlara en kötü bir gelecek vardır (38/Sâd 55); قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلَكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ : Yanındaki arkadaşı dedi ki: Rabbimiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi (50/Kâf 27).

Bu kökten isim-mastar طَغْوَى şeklinde gelir. Allah buyurur ki: كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا : Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Hakkı) yalanladı (91/Şems 11). Yüce Allah bu âyette Semûd kavminin, azgınlıklarının akıbetiyle korkutulduklarında hakkı tasdik etmediklerine dikkat çekmektedir. وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى : Daha önce de daha zalim ve daha azgın olan Nûh kavmini (helâk etmişti) (53/Necm 52) âyeti, azgınlığın insanı kurtarmaya yetmediğine işaret etmektedir. Nitekim Nûh kavmi, Âd ve Semûd kavminden daha fazla azgın olmalarına rağmen yine de helâk olmuşlardı.

إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ : Sular azgınlaşınca biz sizi gemide taşıdık (69/Hâkka 11) âyetinde tuğyan kelimesi, istiâre yoluyla suyun haddi aşması/taşması anlamında kullanılmıştır. فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ : Semûd (kavmi) azgın bir vak’a ile helâk edildiler (69/Hâkka 5) âyeti, şu âyette ifâde edilen tufan olayına işaret etmektedir: إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ : Sular azgınlaşınca biz sizi gemide taşıdık (69/Hâkka 11).

طَاغُوت : Her azgın ve Allah’tan başka tapınılan her şey anlamına gelir. Hem tekil, hem çoğul için kullanılır. Allah buyurur ki: فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا : Tağut’u inkâr edip, Allah’a inanan kimse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır (2/Bakara 256); وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا : Tağut’a kulluk etmekten kaçınan (39/Zümer 17); وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ : Kâfirlerin dostları tağuttur (2/Bakara 257); يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ : Tağutun hakemliğine başvurmak istiyorlar (4/Nisâ 60).

Yukarıdaki âyetlerde geçen الطَّاغُوتِ kelimesinden kasıt, her türlü azgınlardır. Yukarıda verilen bilgilerden dolayı sihirbaz, kâhin, azgın cinler ve doğru yoldan ayıranlar طَاغُوت diye adlandırılmıştır. Bazılarına göre bu kelime فَعَلُوت veznindedir. Tıpkı جَبَرُوت ve مَلَكُوت gibi. Kimisine göre ise onun aslı طَغَوُوت ’tur; fakat lâmu’l-fiili yer değiştirmiştir; tıpkı صَاعِقَة-صَاقِعَة gibi. Sonra ( و ) harfi, harekeli ve öncesi de meftûh/üstün olduğu için elif’e dönüştü.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →