Maide Suresi 110. Ayet — Elfaz
O gün Allah, şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkar edenler, "Bu, ancak açık bir büyüdür" demişlerdi.
1اِذْiƶhaniZaman Zarfı
2قَالَḳāledemişti kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
3اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
4يَاعِيسَىٰyā ǐysāEY/HEY/AH ÎsaNida Edatı+Özel İsim
6مَرْيَمَmeryemeMeryemÖzel İsim
7اذْكُرْƶkurhatırlaEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermek
8نِعْمَتِيniǎ'metīnimetimiİsim+Zamirن ع مRahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf, nimet, (konuşma/yetenek/akıl vb. ile) bahşedilmiş.
9عَلَيْكَǎleykesana olanHarf-i Cer+Zamir
10وَعَلٰىve ǎlāve olanBağlaç+Harf-i Cer
12اِذْiƶhaniZaman Zarfı
13اَيَّدْتُكَeyyedtukeseni desteklemiştimMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahde · Tef'îl Bâbıا ي دEl, kol, güç, kuvvet, kudret, yardım, destek, arka çıkma, malik olma
14بِرُوحِbi rūHiRuh ileHarf-i Cer+İsimر و حRuh, bilgi, can, nefes, hava, esinti, hayat, yaşam özü, ilham, öz
15الْقُدُسِl-ḳudusil-KudüsMarife (Belirlilik Takısı)+İsimق د سSaf, kutsal, lekesiz olmak. Kudsun - saflık, kutsallık. El Kuddüs - kutsal olan, tüm kötülüklerin üstünde ve karşısında olan, olumlu iyilikle dolu olan. Mukaddes - kutsal. Toprak veya ahşap kap.
16تُكَلِّمُtukellimukonuşuyordunMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatab · Tef'îl Bâbıك ل مKonuşmak, ifade etmek.
17النَّاسَn-nāseinsanlarlaMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.
18فِيfīHarf-i Cer
19الْمَهْدِl-mehdibeşikte ikenMarife (Belirlilik Takısı)+İsimم ه دbeşik, uyku yeri, yatak, hazırlık, yerleşim yeri, temelleri atmak, yer açmak
20وَكَهْلًاve kehlenve yetişkin ikenBağlaç+İsimك ه لYaşlanmak, olgunlaşmak, tam gelişmiş olmak, kişinin saçlarının kırlaşmaya başladığı yaşta olmak, otuz ile altmış yaş arasında veya orta yaşlı olmak.
21وَاِذْve iƶhaniBağlaç+Zaman Zarfı
22عَلَّمْتُكَǎllemtukesana öğrettimMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahde · Tef'îl Bâbıع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
23الْكِتَابَl-kitābeKitabıMarife (Belirlilik Takısı)+İsimك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvet
24وَالْحِكْمَةَve l-Hikmeteve hikmetiBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.
25وَالتَّوْرٰيةَve t-tevrāteve Tevrat'ıBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+Özel İsim
26وَالْاِنْجِيلَve l-incīleve İncil'iBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+Özel İsim
27وَاِذْve iƶhaniBağlaç+Zaman Zarfı
28تَخْلُقُteḣluḳuyaratıyorMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabخ ل قBir şeyi ölçmek veya oranlamak, uygun ölçüye göre şekillendirmek veya yapmak, belirli bir ölçüye göre varlığa getirmek, tasarladığı bir kalıp veya modele göre ortaya çıkarmak, yokluktan varlığa getirmek (hiçten yaratmak), bir konuşma veya söz uydurmak/kurgulamak, bir şeyi adil veya eşit yapmak, bir şeyi pürüzsüz yapmak, olası veya muhtemel olmak (veya olma veya gerçekleşme ihtimali), birine o kişinin doğasına göre davranmak, bir şeyi eskitmek ve yıpratmak, uygun/yeterli/münasip/doğru olmak, yapım veya oran açısından tam veya mükemmel olmak, doğuştan gelen/doğal bir eğilime/mizaca/niteliğe sahip olmak.
29مِنَmine-danHarf-i Cer
32الطَّيْرِT-TayrikuşMarife (Belirlilik Takısı)+İsimط ي رUçmak, acele etmek, öncü olmak, sevmek, bağlanmak, ünlü olmak, düşünmek/tasarlamak, dağılmak/saçılmak, şans
33بِاِذْنِيbi iƶnībenim iznimleHarf-i Cer+İsim+Zamirا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret
34فَتَنْفُخُfe tenfuḣuüflüyordunBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabن ف خAğızla üflemek, nefes almak.
35فِيهَاfīhāiçineHarf-i Cer+Zamir
36فَتَكُونُfe tekūnuoluyorduBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibeك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
38بِاِذْنِيbi iƶnībenim iznimleHarf-i Cer+İsim+Zamirا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret
39وَتُبْرِئُve tubriuve iyileştiriyordunBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıب ر اBir şeyden kurtulmak, uzaklaşmak, sorumluluğundan çıkmak, suçsuz olmak, kendini bir şeyden uzak tutmak, temiz olmayan şeylerden uzak durmak, özgürlük/bağışıklık/güvenlik/emniyet durumu
41وَالْاَبْرَصَve l-ebraSave alacalıyıBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimب ر صCüzzam hastalığına yakalanmak, başı traş edilmek, beyaza dönmek.
42بِاِذْنِيbi iƶnībenim iznimleHarf-i Cer+İsim+Zamirا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret
43وَاِذْve iƶve haniBağlaç+Zaman Zarfı
44تُخْرِجُtuḣricuçıkarıyordunMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmak
45الْمَوْتٰىl-mevtāölüleriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimم و تÖlmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından kurutulmuş, sona ermek, yıpranmış, yoksulluğa/fakirliğe düşmüş, aşağılık/bayağı/küçük düşürücü/alçak, itaatsiz veya asi, alçakgönüllü/mütevazı/itaatkar, yumuşak/gevşek/rahat/dermansız, ruhsuz veya cansız
46بِاِذْنِيbi iƶnībenim iznimleHarf-i Cer+İsim+Zamirا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret
47وَاِذْve iƶve haniBağlaç+Zaman Zarfı
48كَفَفْتُkefeftusavmıştımMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeك ف فEl tutmak, vazgeçmek, sakınmak, geri çekilmek, geri tutmak, eli uzatmak.
49بَنِيbenīoğullarınıİsimب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
50اِسْرَٓاءِيلَisrāīleİsrailÖzel İsim
51عَنْكَǎnkesendenHarf-i Cer+Zamir
52اِذْiƶzamanZaman Zarfı
53جِئْتَهُمْci'tehumsen onlara getirdiğinMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak
54بِالْبَيِّنَاتِbi l-beyyinātiaçık delillerHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
55فَقَالَfe ḳāledemiştiİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
56الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
57كَفَرُواkeferūinkar eden(ler)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
58مِنْهُمْminhumiçlerindenHarf-i Cer+Zamir
59اِنْinHarf-i Nefi
60هٰذَٓاhāƶābuİşaret Zamiri
61اِلَّاillābaşka bir şey değilHasr Edatı
63مُبِينٌmubīnunapaçıkSıfatب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin