Sözlük

ذ ك ر (Z̃KR)

Z-k-r

ذِكْر : Kimi zaman bu kelimeyle, insanın elde ettiği bilgileri kendisiyle koruyabildiği nefsin bir durumu kastedilir. Tıpkı حِفْظ kelimesi gibi; fakat حِفْظ bilginin elde edilmesi, ذِكْر ise söz konusu bilginin akla getirilmesi anlamında kullanılır. Kimi zaman da onunla, bir şeyin kalbe gelmesi veya söylenen söz kastedilir. Bundan dolayı zikr’in iki kısma ayrıldığı söylenmektedir: Kalb ile zikir; dil ile zikir. Bunların her birisi de iki kısma ayrılır: Unutulan şeyi zikretmek/hatırlamak; unutulan şeyi değil de hafızada varolmaya devam edeni zikretmek.

Her söylenen söze de ذِكْر denir. Dil ile zikre örnek: لَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ : Andolsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız yalnız ondadır (21/Enbiyâ 10); وَهَذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ أَنْزَلْنَاهُ : Bu, bereketli bir Zikir’dir ki, onu indirdik (21/Enbiyâ 50); هَذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي : İşte benimle birlikte olanların zikri ve benden öncekilerin de zikri (21/Enbiyâ 24); أَ أُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا : O Zikir aramızdan ona mı indirildi? (38/Sâd 8); yani Kur’ân.

ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ : Sad. Zikir/öğüt dolu Kur’ân’a andolsun (38/Sâd 1); وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ : Gerçek şu ki bu Kur’ân sana ve toplumuna bir zikirdir (43/Zuhruf 44); yani senin ve toplumun için bir şereftir/onurdur. فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ : Eğer bilmiyorsanız, Zikir ehline sorun (16/Nahl 43); yani önceki Kitab ehline. قَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكُمْ ذِكْرًا * رَسُولاً : Allah size bir Zikir indirmiştir * Bir elçi (65/Talak 10-11).

Bazılarına göre, كَلِمَة sözcüğü Hz. İsa’nın bir niteliği olduğu gibi, âyetteki ذِكْر kelimesi de Hz. Muhammed’in bir niteliğidir. Zira daha önceki ilâhî kitaplarda onun geleceği müjdelenmiştir. Buna göre رَسُولاً kelimesi, ذِكْرًا kelimesinden bedel olur.

Bazılarına göre de رَسُولاً kelimesi, ذِكْرًا ile mansûbtur. Sanki Yüce Allah şöyle demiş gibi oluyor: “ قَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا ذَاكِرًا رَسُولاً يَتْلُو : Size Allah’ın açık açık âyetlerini okuyan Elçiyi zikreden bir Kitab indirdik.” Bu, tıpkı şu âyet gibidir: أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ * يَتِيماً : Yahut açlık gününde doyurmaktır * Bir yetimi (90/Beled 14-15). يَتِيماً kelimesi, إِطْعَامٌ mastarıyla mansûb olmuştur.

Unutulan şeyi zikretmeye/hatırlamaya örnek: فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنْسَانِيهُ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ : Ben balığı unutmuşum! Muhakkak ki onu sana söylememi unutturan şeytandan başkası değildir (18/Kehf 63).

Kalb ve dil ile birlikte olan zikre örnek: فَاذْكُرُوا اللّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا : Babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın (2/Bakara 200); فَاذْكُرُوا اللهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ : Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. O’nu, O’nun size gösterdiği gibi anın (2/Bakara 198); وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ اْلأَرْض يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ : Andolsun Zikir’den sonra Zebûr’da da: “Arza mutlaka iyi kullarım vâris olacak.” diye yazmıştık (21/Enbiyâ 105); yani önceki Kitab’tan sonra.

هَلْ أَتَى عَلَى اْلإِنْسَانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا : İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? (76/İnsan 1). Yani insan, her ne kadar Yüce Allah’ın ilminde mevcut ise de kendi zatiyle varolmuş değildi. أَوَلا يَذْكُرُ اْلإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا : İnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu? (19/Meryem 67). Yani, dirilmeyi inkâr eden kişi, yoktan varedildiğini düşünmez mi ki, bununla yeniden dirileceğine delil getirsin!

Şu âyetler de aynı anlamdadır: قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ : De ki: “Onları yoktan var eden, (yeniden) hayat (da) verir (36/Yâsîn 79); وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ : Yaratılışı başlatıp tekrarlayan da O’dur (30/Rûm 27).

وَلَذِكْرُ اللهِ أَكْبَرُ : Allah’ı anmak elbette daha büyüktür (29/Ankebût 45); yani, Allah’ın kulunu anması, kulun O’nu anmasından daha büyüktür. Bu da Yüce Allah’ı çokça zikretmeye bir teşviktir.

ذِكْرىَ : Çokça anmak. Bu kelime, ذِكْر kelimesinden daha mübalağalıdır. رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَى لِأُوْلِي الْأَلْبَابِ : Ona bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir hatırlatma olarak (38/Sâd 43); وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ : Hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yarar sağlar (51/Zariyât 55). ذِكْرىَ kelimesi bunlardan başka birçok âyette de geçmektedir.

تَذْكِرَة : Bir şeyin kendisiyle hatırlatıldığıdır. Bu kelime دَلاَلَة ve أَمَارَة kelimelerinden daha kapsamlıdır: فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ : Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren şeyden yüz çeviriyorlar? (74/Müddessir 49); كَلا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ : Doğrusu, o bir hatırlatıcıdır (80/Abese 11); yani Kur’ân. ذَكَّرْتُهُ كذا : Falan şeyi ona hatırlattım. وَذَكِّرْهُمْ بِأَيَّامِ اللّهِ : Onlara Allah’ın günlerini (geçmiş milletlerin başlarına gelen olayları) hatırlat! (14/İbrahim 5); أَنْ تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا اْلأُخْرَى : Tâ ki kadınlardan biri şaşırırsa diğeri ona hatırlatsın (2/Bakara 282). Bazıları âyeti; biri değerine tekrar anımsatır, diye yorumlamaktadır. Bazılarına göre ise, âyetin anlamı şudur: Hüküm vermede kadınlardan biri diğerini erkek konumuna getirir.

Bazı âlimler; فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ : Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım (2/Bakara 152) âyeti ile اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ : Size verdiğim nimetimi hatırlayın (2/Bakara 40) âyeti arasındaki fark konusunda şöyle demişlerdir: اذْكُرُونِي âyeti, Yüce Allah’ı tanımakla üstün bir güce sahip olan Hz. Muhammed’in sahabesine hitap etmekte ve vasıtasız bir şekilde Allah’ı anmalarını emretmektedir. اذْكُرُوا نِعْمَتِي âyeti ise, ancak verdiği nimetlerle Allah’ı bilen İsrailoğullarına hitap etmekte; onları Allah’ın nimetlerini düşünmelerini ve onların vasıtasıyla O’nun bilgisine ulaşmalarını emretmektedir.

ذَكَر /Erkek: Dişinin zıddıdır: وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَاْلأُنْثَى : Erkek kız gibi değildir (3/Âl-i İmran 36); آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ اْلأُنثَيَيْنِ : İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? (6/En’âm 144). Bu kelimenin çoğulu, ذُكُور ve ذُكْرَان şeklinde gelir: ذُكْرَاناً وَإِنَاثاً : Hem erkekler, hem dişiler (42/Şûra 50). ذَكَر kinâye yoluyla belli organ [erkek tenasül uzvu] anlamında da kullanılır. مُذْكِر : Erkek doğuran kadın. مِذْكَار : Sürekli erkek doğuran kadın. نَاقَةٌ مُذَكَّرَةٌ : Cüssesinin iri olmasından dolayı erkek deveye benzeyen dişi deve. Erkeğe benzetilerek; سَيْفٌ ذُو ذُكْرٍ وَمُذَكَّرٌ : keskin kılıç, denir. ذُكُورُ اْلبَقْلِ : Kalın (iri) bakladır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →