(36-39) (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şura (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.

فَمَا اُو۫تِيتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ وَالَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَ وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ وَالَّذِينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ

fe mā ūtītum min şey'in fe metāǔ l-Hayāti d-dunyā ve mā ǐnde (a)llahi ḣayrun ve ebḳā li(e)lleƶīne āmenū ve ǎlā rabbihim yetevekkelūne / ve(e)lleƶīne yectenibūne kebāira l-iṧmi ve l-fevāHişe ve iƶā mā ğaDibū hum yeğfirūne / ve(e)lleƶīne stecābū li rabbihim ve eḳāmū S-Salāte ve emruhum şūrā beynehum ve mimmā razeḳnāhum yunfiḳūne / ve(e)lleƶīne iƶā eSābehumu l-beğyu hum yenteSirūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَمَاfe mā
2اُو۫تِيتُمْūtītumا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmeksize verilen
3مِنْmin
4شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşeyler
5فَمَتَاعُfe metāǔم ت عFaydalanmak/yararlanmak, hediye, faydalı/avantajlı herhangi bir şey, eşya (örn. mutfak eşyası, mobilya), mal/ürün.geçimidir
6الْحَيٰوةِl-Hayātiح ي يYaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi durumda olmak, geçim araçlarına sahip olmak, belirgin/açık olmak, uzun ömürlü olmak, kötülük ve zarardan uzak olmak, egemenlik sahibi olmak, onurlandırılmak, fayda görmek, selamlamak, canlandırmak/diriltmek/hayat vermek, beslemek, canlandırmak/yeniden canlandırmak/diriltmek/hayata döndürmek, yaşam vermek/canlandırmak, (toprak için) işlenmek ve verimli hale getirilmek, uyanık kalmak, bir şeyden kaçınmak, sakınmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya duymak, bir şeyi yapmaktan utanmak/çekinmek, bir şeyi küçümsemek veya hor görmek, bir şeyden kaçınmak/yapmayı reddetmekhayatının
7الدُّنْيَاd-dunyāد ن وYakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmakdünya
8وَمَاve māve
9عِنْدَǐndeع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.yanında bulunan ise
10اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
11خَيْرٌḣayrunخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.daha hayırlıdır
12وَاَبْقٰىve ebḳāب ق يKalmak, sürmek, devam etmek, artakalmak, yaşamak, hayatta olmak, arta kalmak, geriye kalmak, beklemek, durmak, var olmakve daha kalıcıdır
13لِلَّذِينَli(e)lleƶīneiçin
14اٰمَنُواāmenūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninananlar
15وَعَلٰىve ǎlāve
16رَبِّهِمْrabbihimر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRablerine
17يَتَوَكَّلُونَyetevekkelūneو ك لGüvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak.dayananlar (için)
1وَالَّذِينَve(e)lleƶīneve
2يَجْتَنِبُونَyectenibūneج ن بYan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmakonlar kaçınırlar
3كَبَائِرَkebāiraك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.büyük
4الْاِثْمِl-iṧmiا ث مSuç/günah işlemek veya yalan söylemek. İsm - günah, suç, suçluluk, kötülük, yalan, iyi davranışları engelleyen her şey, zararlı, kişiyi cezaya müstahak kılan her şey, zihni kötü bir şey olarak rahatsız eden her şey, yasadışı. Asam - kötülüğün cezası, karşılık. Asim - kötülük yapan, günah işleyen. Asim - kötü kişi. Te'sim - suç isnadıgünahlardan
5وَالْفَوَاحِشَve l-fevāHişeف ح شAşırı/ölçüsüz/muazzam/fahiş/gereğinden fazla/ölçüsüz olmak, iğrenç/kötü/şer/yakışıksız/ahlaksızlık/iğrenç, müstehcen/kaba/açık saçık, yasak olan aşırılığı işlemek, sınırları/limitleri aşmak, açgözlü, zina/fuhuş.ve çirkin işlerden
6وَاِذَاve iƶāve zaman
7مَا
8غَضِبُواğaDibūغ ض بöfke/gazap/sertlik, hoşnutsuzluk, kızgınlık, çabuk sinirlenen, tutku, yoğun/derin kızarıklıkkızdıkları
9هُمْhumonlar
10يَغْفِرُونَyeğfirūneغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemekaffederler
1وَالَّذِينَve(e)lleƶīneve -kimseler
2اسْتَجَابُواstecābūج و بBir şeyde delik açmak, bir şeyi yırtmak veya parçalamak, delmek/delmek/oymak, bir şeyi kesmek, bir şeyi içini boşaltmak, geçmek veya çaprazlamak, yolculuk ederek geçmek, nüfuz etmek, cevap vermek veya yanıtlamak, aydınlatmak ve netleştirmek, korumak.icabet eden-
3لِرَبِّهِمْli rabbihimر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRableri için
4وَاَقَامُواve eḳāmūق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhve -doğrulur
5الصَّلٰوةَۖS-Salāteص ل وHayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk, hitabe, konuşma, dua, yalvarış, istirham, rica, övgü, takdir, methiye, kutsama, lütuf, şükranNamaz, Allah’a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, din, destek, yardımlaşma, karşılıklı iletişim, bağ kurmak, bağlı olmak.
6وَاَمْرُهُمْve emruhumا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakve emrederler
7شُورٰىşūrāش و رToplamak, çıkarmak, sergilemek, göstermek, teşhir etmek, incelemek, danışmak, tartışmak, öğüt vermek, tavsiye etmek, duyurmak, bildirmek, kumanda etmek, emir vermek, emretmekdanışmayı
8بَيْنَهُمْbeynehumب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinaralarında
9وَمِمَّاve mimmāve -şeylerden
10رَزَقْنَاهُمْrazeḳnāhumر ز قsağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden.rızıklandırıldıkları-
11يُنْفِقُونَyunfiḳūneن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.harcarlar
1وَالَّذِينَve(e)lleƶīneve o kimseler
2اِذَٓاiƶāzaman
3اَصَابَهُمُeSābehumuص و بdökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.uğradıkları
4الْبَغْيُl-beğyuب غ يAzgınlık etmek, haddi aşmak, zulmetmek, isyan etmek, haksızlık etmek, fahişelik yapmak, taşkınlık göstermek, kibirlenmek, talep etmek, istemek, aramaksaldırıya
5هُمْhumkendilerini
6يَنْتَصِرُونَyenteSirūneن ص رyardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumaksavunurlar

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve bir zulme uğradıkları zaman haddi aşmaksızın birbirlerine yardım ederek karşı duranlara.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve bir zulme uğradıkları zaman haddi aşmaksızın birbirlerine yardım ederek karşı duranlara.

Adem Uğur

Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

Ahmed Hulusi

Onlar ki, zorbalıkla karşılaştıklarında birlikte mücadele ederek galip gelirler!

Ahmet Tekin

İman edenler, bir haksızlığa, bir saldırıya, bir baskıya ve zulme uğradıkları zaman, zâlimlere, saldırganlara ve baskı yapanlara yardımlaşarak hadlerini bildirenlerdir.

Ahmet Varol

Bir tecavüze uğradıklarında birlikte karşı koyarlar.

Ali Bulaç

Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.

Ali Fikri Yavuz

O kimselerdir ki, kendi haklarına tecavüz vaki olduğu zaman, onlar yardımlaşırlar (ve intikam alırlar, haklarını yerine getirirler).

Ali Rıza Safa

Haksızlığa uğradıklarında kendilerini savunurlar.

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine bir haksızlık yapıldığında yardımlaşarak üstesinden gelirler.

Bekir Sadak

Bir haksizliga ugradiklarinda, ustun gelmek icin aralarinda yardimlasirlar.

Celal Yıldırım

Ve zulme, hakları tecâvüze uğradıkları zaman, yardımlaşıp kendilerini savunanlar içindir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlara haksız bir saldırı yapıldığında elbirliğiyle kendilerini savunurlar.

Diyanet İşleri

(36-39) (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şura (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.

Diyanet İşleri (eski)

Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.

Diyanet Vakfi

Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Kendilerine bir saldırı olduğu vakit birbirleriyle yardımlaşır, öçlerini alırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlar ki kendilerine bağy (haklarına tecavüz) vaki' olduğu vakıt yardımlaşır onlar öcünü alırlar

Erhan Aktaş

Bir haksızlığa, zulme uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bir haksızlığa, zulme uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bir haksızlığa, zulme uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

Fizilal-il Kuran

Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman, yardımlaşarak kendilerini savunurlar.

Gültekin Onan

Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.

Hamdi Döndüren

Onlar, içlerinden biri saldırıya uğradığında, birbirleriyle yardımlaşırlar.

Hasan Basri Çantay

(36-37-38-39) Size verilen şey dünya hayaatının (geçici birer) faidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha süreklidir. (Bu sevablar) iman edib de ancak Rablerine güvenib dayanmakda, büyük günahlardan ve faahiş kötülüklerden kaçınmakda, öfkelendikleri zaman bizzat (kusurları) örtmekde (bağışlamakda) olanlara, Rablerinin (tevhid ve ibadete aid da'vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdoğru kılanlara — ki bunların işleri aralarında müşavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allaha taat uğrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tağallüb ve zulüm vaaki olduğu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur.

Hasib Asutay

Bir zulme uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

Hayrat Neşriyat

Ve kendilerine zulüm vâki' olduğu zaman, onlar yardımlaş(arak intikamlarını al)an kimselerdir.

İbni Kesir

Onlar ki; kendilerine zulüm vaki olunca yardımlaşırlar.

Mehmet Okuyan

Bir haksızlığa uğradıkları zaman haklarını savunur (yardımlaşır)lar.

Muhammed Esed

ve bir zorbalık ile karşılaştıkları zaman kendilerini savunanlar (için).

Mustafa İslamoğlu

yine onlar, haksız bir saldırıya muhatap olduklarında meşru müdaafa için dayanışma sergilerler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve o kimse için ki onlara bir zulüm isabet ettiği zaman onlar yardımlaşmakta bulunurlar.

Ömer Öngüt

Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirine yardım ederler.

Suat Yıldırım

Onlar zulme uğradıklarında yardımlaşıp haklarını alırlar.

Süleyman Ateş

Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman kendilerini savunurlar.

Süleymaniye Vakfı

ve kendilerine bir saldırı olduğunda birbirleriyle yardımlaşanlar için...

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onlar, kendilerine bir saldırı olduğunda birbirleriyle yardımlaşırlar.

Şaban Piriş

Haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyarlar.

Tefhim-ul Kuran

Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.

Ümit Şimşek

Onların hakkına tecavüz edildiği zaman hep birlikte yardımlaşarak haklarını alırlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Kendilerine zulüm ve haksızlık gelip çattığında, yardımlaşırlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O kəslər üçün ki, haqsızlığa məruz qaldıqda intiqam alırlar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Və o kəslər üçün ki, onlar zülmə (təcavüzə) məʼruz qaldıqda (həddi aşmadan) intiqam alarlar (zalımdan zülmü müqabilində əvəz çıxar, caniyə də etdiyi cinayətin cəzası nədirsə, onu verərlər).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

und die sich verteidigen, wenn ihnen Unrecht geschieht.

Almanca — Der Edle Quran

und diejenigen, die, wenn Gewalttätigkeit gegen sie verübt wird, sich selbst helfen.

Almanca — M. A. Rassoul

und (für jene,) die sich wehren, wenn ihnen Gewalt angetan wird.

Almanca — Muhammad Zaidan

auch für diejenigen, die, wenn das Unrecht sie traf, zurückschlagen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Who set right and redress a grievance or an abuse, a wrong or a misfortune when treated with injustice, prejudice or harshness.

Abdul Haleem

and defend themselves when they are oppressed.

Abdullah Yusuf Ali

And those who, when an oppressive wrong is inflicted on them, (are not cowed but) help and defend themselves.

Abul A'la Maududi

who, when a wrong is done to them, seek its redress.

Aisha Bewley

those who, when they are wronged, defend themselves.

Al-Hilali & Khan

And those who, when an oppressive wrong is done to them, take revenge.

Ali Quli Qarai

those who, when visited by aggression, come to each other’s aid.

Amatul Rahman Omar

And those who, when they meet wrongful aggression, defend themselves.

Arthur John Arberry

and who, when insolence visits them, do help themselves --

Bijan Moeinian

They are those who stand up for their rights when facing a gross injustice [and retaliate].

E. Henry Palmer

and who, when wrong befalls them, help themselves.

Edip-Layth

They are those who seek justice when gross injustice befalls them.

George Sale

and who, when an injury is done them, avenge themselves:

Hamid S. Aziz

And those who, when great wrong afflicts them, defend themselves.

Mahmoud Ghali

And the ones who, when inequity afflicts them, are they (who) vindicate themselves.

Marmaduke Pickthall

And those who, when great wrong is done to them, defend themselves,

Mohamed Ahmed - Samira

And those who defend themselves when they are wronged.

Muhammad Asad

and who, whenever tyranny afflicts them, defend themselves.

Mustafa Khattab

and who enforce justice when wronged.

Progressive Muslims

And those who, when gross injustice befalls them, they seek justice.

Sahih International

And those who, when tyranny strikes them, they defend themselves,

Sam Gerrans

And those who, when sectarian zealotry befalls them, help themselves:

Shabbir Ahmed

And who, whenever frank injustice afflicts them, stand up for their rights. (They establish the System wherein the oppressed is helped and the oppressor is requited).

Syed Vickar Ahamed

And those who, when grave wrong is inflicted on them, (are not afraid but) help and defend themselves.

Taqi Usmani

and those who, when they are subjected to aggression, defend themselves.

The Monotheist Group

And those who, when injustice befalls them, they seek justice.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

et qui, atteints par lʹinjustice, ripostent.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku dema neheqî li wan dibe (ji yê neheq) heqê xwe distînin û tehdehiyê nakin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en die weerstand bieden wanneer hen gewelddadigheid treft.

Hollandaca — Siregar

En (zij zijn) degenen die, als onrecht hen treft, zich verdedigen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и тех, которые когда на них посягают, они мстят ему (не переходя пределов).

Rusça — Osmanov

для тех, которые, когда подвергаются нападению, защищаются.