Bakara Suresi 61. Ayet — Elfaz
Hani, "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin" demiştiniz. O da size, "İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var" demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah'ın ayetlerini inkar ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
1وَاِذْve iƶhaniBağlaç+Zaman Zarfı
2قُلْتُمْḳultumsiz demiştiniz kiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
3يَامُوسَىٰyā mūsāEY/HEY/AH MusaNida Edatı+Özel İsim
4لَنْlenaslaHarf-i Nefi
5نَصْبِرَneSbirabiz dayanamayızMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrص ب رdirenmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı göstermekten kaçınmak. Bu kelime jaz'a'nın (üzüntü ve huzursuzluk gösterme) zıttıdır.
6عَلٰىǎlāHarf-i Cer
7طَعَامٍTaǎāminyemeğeİsimط ع مYemek yemek/tatmak/yutmak, lezzetlendirmek/tadını çıkarmak, iştah/arzu, beslemek/tedarik etmek, yeme şekli, yiyecek/öğün, yetiştirmek, olgunlaşmış meyve, bir erkekte takdir edilebilir nitelik (örneğin zeka/ihtiyat/sağduyu), yiyecek bakımından iyi durum/hal, çok yiyen kimse, yeme yeri
9فَادْعُfe d'ǔdu'a etİsti'nafiye Edatı+Emir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek
10لَنَاlenābizim içinHarf-i Cer+Zamir
11رَبَّكَrabbekeRabbineİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
12يُخْرِجْyuḣricçıkarsınMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmak
13لَنَاlenābizeHarf-i Cer+Zamir
14مِمَّاmimmāşeylerdenHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
15تُنْبِتُtunbitubitirdiğiMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibe · İf'âl Bâbıن ب تÜretmek (ağaç), filizlenmek, büyümek, filiz vermek (bitki), büyümek (çocuk). Nawaabit - insan veya hayvanların yavruları.
16الْاَرْضُl-erDuyerinMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
17مِنْmin-ndenHarf-i Cer
19وَقِثَّائِهَاve ḳiṧṧāihāve acurundanBağlaç+İsim+Zamirق ث اÇiğnerken dişlerin altında ses çıkaran ve çıtırdayan bir şeyi yemek, örneğin salatalık yerken, salatalığı bol olmak. Qiththa - salatalık.
20وَفُومِهَاve fūmihāve sarımsağındanBağlaç+İsim+Zamirف و مEkmek yapmak. Fumun - ekmek, buğday, mısır, ekmek yapımında kullanılan her türlü tahıl. Fumatun - mısır koçanı, bir şeyin tutamı, sarımsak.
21وَعَدَسِهَاve ǎdesihāve mercimeğindenBağlaç+İsim+Zamirع د سÇalışmak, (sürüyü) gütmek, (bir şeyle) ilgilenmek. adasa fi ard - yolculuk yapmak. udisa - kırmızı sivilceleri olmak. adasun - mercimek.
22وَبَصَلِهَاve beSalihāve soğanındanBağlaç+İsim+Zamirب ص لSoymak/çıkarmak (örneğin soğan soyulduğunda), bir şeyin katmanlı/katlı hale gelmesi (örneğin soğanın katmanları), birçok tabakadan oluşmak, soğan.
23قَالَḳālededi kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
24اَتَسْتَبْدِلُونَe testebdilūnedeğiştirmek mi istiyorsunuz?Soru Eki+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İstif'âl Bâbıب د لDeğiştirme/başkalaştırma -> ilaveli veya ilavesiz, yerine koyma/değiş tokuş etme.
25الَّذِيelleƶīolanıİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
26هُوَhuveoZamir
28بِالَّذِيbi(e)lleƶīolanlaHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
29هُوَhuveoZamir
30خَيْرٌḣayruniyiİsimخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.
31اِهْبِطُواhbiTūininEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabه ب طİlerlemek, inmek, aşağı indirmek, yüksek bir durumdan alçak bir duruma inmek, bir yerden başka bir yere geçmek, girmek, durum değiştirmek, ortaya çıkmak, alçalmak, değersizleşmek.
32مِصْرًاmiSranbir şehreİsimم ص رO bir şehri iki şey arasında sınır/sınır çizgisi, bölme, engel, sınır, büyük şehir haline getirdi.
33فَاِنَّfe inneşüphesizİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
34لَكُمْlekumsizin için vardırHarf-i Cer+Zamir
35مَاmāşeylerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
36سَاَلْتُمْseeltumistediğinizMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatabس ا لakmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek
37وَضُرِبَتْve Duribetve vurulduİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeض ر بİyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek, ortaya koymak, karşılaştırmak, benzetmek, yol aramak, ileri yürümek, ayarlamak, dayatmak, engellemek, savaşmak, birinin malıyla kâr payı için ticaret yapmak, yapmak veya sebep olmak veya oluşturmak, terk etmek/vazgeçmek, bir şeyi uzaklaştırmak
38عَلَيْهِمُǎleyhimuüzerlerineHarf-i Cer+Zamir
39الذِّلَّةُƶ-ƶilletualçaklıkMarife (Belirlilik Takısı)+İsimذ ل لAlçak olmak, aşağı sarkmak, bir şeyin en alt kısmı, sessiz/sakin, nazik, alçaltmak, kolay, itaatkar, uysal, tabi olmak, mütevazı, tevazu, önemsiz, şefkatten kaynaklanan teslimiyet kanatları, merhametle davranmak
40وَالْمَسْكَنَةُve l-meskenetuve yoksulluk (damgası)Bağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmek
41وَبَٓاؤُ۫ve bā'ūve uğradılarBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibب و اGeri döndü, geri geldi/gitti, üzerine aldı/taşıdı, yüklendi/yük altına girdi, bunun ikamet yeri oldu, sorumlu/hesap verebilir/mesul oldu, eşit/benzer, denk/eş, dinlendi/kaldı, onu bir konuta yerleştirdi, mubawwa: bir konut, kalacak yer, yerleşim yeri, tabawwa: bir yeri konut edinmek veya yapmak.
42بِغَضَبٍbi ğaDebinbir gazabaHarf-i Cer+İsimغ ض بöfke/gazap/sertlik, hoşnutsuzluk, kızgınlık, çabuk sinirlenen, tutku, yoğun/derin kızarıklık
43مِنَmine-tanHarf-i Cer
44اللّٰهِ(a)llahiAllah-Lafza-i Celal
45ذٰلِكَƶālikeişte buİşaret Zamiri
46بِاَنَّهُمْbi ennehumşüphesiz öyleHarf-i Cer+Harf-i Nasb+Zamir
47كَانُواkānūolduMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
48يَكْفُرُونَyekfurūne(çünkü) inkar ediyorlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
49بِاٰيَاتِbi āyātiayetleriniHarf-i Cer+İsimا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
50اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
51وَيَقْتُلُونَve yeḳtulūneve öldürüyorlardıBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق ت لöldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül, bir şeyi tamamen/iyi bilmek, bir şeyle tanışık olmak
52النَّبِيِّنَn-nebiyyīnekastedilen/bilinen nebilerMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
53بِغَيْرِbi ğayrietmediği haldeHarf-i Cer+İsimغ ي رgetirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek; dışında (münhasıran), hariç, olmadan; yalan; [a manãs] başkasının sözde hakkı olan şeye katılımından hoşlanmama; küçümseme şüphesinden kaçınmak için kutsal veya dokunulmaz olana özen gösterme; Müslüman bir hükümette özgür gayrimüslim tebaanın tanınma simgesi; devesinin eşyalarını üzerinden çıkarıp onu rahatlatmak ve kolaylaştırmak isteyen kişi. mughiraat - akıncılar.
54الْحَقِّl-Haḳḳihak(sız)Marife (Belirlilik Takısı)+İsimح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmek
55ذٰلِكَƶālikeişte buİşaret Zamiri
56بِمَاbimāsebebiyledirHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
57عَصَوْاǎSavisyan etmeleriMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibع ص يİsyan etmek, itaat etmemek, karşı çıkmak, direnmek, ihlal etmek.
58وَكَانُواve kānūve olduklarıBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
59يَعْتَدُونَyeǎ'tedūnesınırı aşmışMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıع د وgeçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek