د ع و (D̃AW)
D-a-v
Yüce Allah Hz. Muhammed’i yüceltmeyi/ona değer vermeyi teşvik ederek şöyle buyurmaktadır: لاَ تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا : Elçinin çağırmasını, aranızda herhangi birinizin diğerini çağırmasıyla bir tutmayın (24/Nûr 63). Bu, “Ya Muhammed”, diyenlere yönelik bir uyarıdır. دَعَوْتَهُ : Ondan bir şey istedin; ondan yardım talep ettin. Şu âyetler bu anlamdadır: قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ : “Bizim için Rabbine dua et” dediler (2/Bakara 68); yani “O’na sor” dediler. قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ * بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ : De ki: “Bir düşünün bakalım! Allah’ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah’tan başkasına mı yakarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin!” * Hayır, yalnız O’na yakarırsanız (6/En’âm 40-41). Bu âyet, başınıza bir sıkıntı geldiğinde sadece Allah’tan yardım isteyeceğinize işaret etmektedir.
وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا : O’na korku ve umutla yalvarın (7/A’râf 56); وَادْعُوا شُهَدَاءكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ : Allah dışındaki destekçilerinizi/tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz (2/Bakara 23); وَإِذَا مَسَّ اْلإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ : İnsana bir zarar/zorluk dokununca, Rabbine yönelerek O’na dua eder (39/Zümer 8); وَإِذَا مَسَّ الإِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا : İnsanın başına bir sıkıntı gelince yan yatarken de, oturup kalkarken de Bize yalvarıp yakarır (10/Yûnus 12); وَلاَ تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَنْفَعُكَ وَلاَ يَضُرُّكَ : Allah’tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! (10/Yûnus 106); لاَ تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيراً : Bugün bir yok oluş değil, birçok yok oluş isteyin (25/Furkân 14). Bu da kişinin; يَا لَهْفَاهُ وَيَا حَسْرَتَاهُ ve benzeri üzüntü ifâde eden sözler söylemesidir. Âyet; “Çok fazla üzülürsünüz” anlamını ifâde eder.
اُدْعُ لَنَا رَبَّكَ Bizim için Rabbine dua et (2/Bakara 68); yani O’na sor. Bir şeye çağırmak, ona yönelmeye teşvik etmektir: قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ : (Yûsuf) dedi. “Rabbim! Zından benim için bunların beni çağırdığı şeyden daha sevimlidir” (12/Yûsuf 33); وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ : Allah, esenlik yurduna çağırır (10/Yûnus 25); وَيَا قَوْمِ مَا لِي أَدْعُوكُمْ إِلَى النَّجَاةِ وَتَدْعُونَنِي إِلَى النَّارِ * تَدْعُونَنِي ِلاَكْفُرَ بِاللَّهِ وَأُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ : Ey kavmim, neden ben sizi kurtuluşa çağırdığım hâlde siz beni ateşe çağırıyorsunuz? * Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri ona ortak koşmaya davet ediyorsunuz (40/Mü’min 41-42); لاَ جَرَمَ أَنَّمَا تَدْعُونَنِي إِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلاَ فِي الاَخِرَةِ Kuşku yok ki, beni kendisine çağırdığınız şeyin ne dünyada ne de âhirette bir daveti yoktur (40/Mü’min 43); yani yüksek bir makam ve değerleri yoktur.
دِعْوَة : Soy iddiasında bulunma anlamına tahsis edilmiştir. Kök anlamı ise, insanın üzerinde olduğu hâldir. Tıpkı قِعْدَة ve جِلْسَة kelimeleri gibi.
Arapların; “ دَعْ دَاعِيَ اللَّبَنِ .” sözü, “Sütü kendisine çeken bir kalıntı bırak” anlamındadır. [Ebû Ubeyde bu hadisi şöyle yorumlamaktadır: Memede biraz süt bırak; hepsini sağma. Zira sağıcının bıraktığı süt, geride kalanı çağırıp onu da indirir. Fakat sağıcı memeyi tamamıyla sağarsa (sonraki sağmalarda) süt yavaşlar/azalır.]
اِدِّعَاء : Kişinin bir şeyin kendisine ait olduğunu iddia etmesidir. Savaşta ise kişinin kendini tanıtmasıdır. Allah buyurur ki: وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ * نُزُلاً : Orada davet ettiğiniz her şey vardır * Bir ağırlama olarak (41/Fussilet 31-32); yani talep ettiğiniz her şey vardır. دَعْوَى, اِدِّعَاء anlamına gelir: فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءهُمْ بَأْسُنَا إِلاَّ أَنْ قَالُوا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ : Azabımız onlara geldiğinde “Biz gerçekten zalimlermişiz!” demelerinden başka iddiaları kalmadı (7/A’râf 5) . Ayrıca دَعْوَى, دُعَاء anlamına da gelir: وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ : Onların dualarının sonu şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur (10/Yûnus 10).