د ه ر (D̃HR)
D-h-r
Denilir ki; مَا دَهْرِي بِكَذَا : Falan şey benim âdetim değildir. دَهَرَ فُلاَنًا نَائِبَةٌ دَهْرًا ; yani, falan kişinin başına bir bela geldi. Bu yorumu Halil yapmıştır. Bu sözde geçen دَهْر kelimesi mastardır. Şöyle denir: دَهْدَرَهُ دَهْدَرَةً : Onu sıkıntıya soktu. دَهْرٌ دَاهِرٌ وَدَهِيرٌ : Sıkıntılı zaman. Bazılarına göre Hz. Peygamber’in; “ لاَ تَسُبُّوا الدَّهْرَ فَإِنَّ اللهَ هُوَ الدَّهْرُ : Zamana sövmeyin, çünkü Allah zamanın kendisidir.” hadisinin anlamı şöyledir: Allah, zamana nispet edilen hayır, şer, sevinç ve üzüntü gibi şeylerin yaratıcısıdır. Dolayısıyla söz konusu şeyleri yarattığına inandığınız zamana sövdüğünüzde, Allah’a sövmüş olursunuz.
Diğer bazıları ise şöyle der: Hadiste geçen ikinci dehr/zaman sözcüğü birincisinden farklıdır. Çünkü o, fâil anlamında bir mastardır. Anlamı ise şöyledir: Allah dâhir’dir; yani, meydana gelen şeyleri evirip çeviren, onları hazırlayıp takdir eden Allah’tır. Hadisin birinci yorumu daha uygundur. Kimilerine göre, Yüce Allah’ın Arap müşriklerinden haber verdiği şu âyette geçen dehr’den kasıt zamandır: مَا هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلاَّ الدَّهْرُ : “Ne varsa dünya hayatımızdır, başka bir şey yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi dehrden/zamandan başkası helâk etmiyor.” (45/Câsiye 24).