A'raf Suresi 187. Ayet — Elfaz
Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir." Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."
1يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlarMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibس ا لakmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek
2عَنِǎniHarf-i Cer
3السَّاعَةِs-sāǎtisa'at(in)denMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس و عKötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmak
4اَيَّانَeyyānene zaman (diye)Soru Eki
5مُرْسٰيهَاmursāhāgelip çatmasıİsim+Zamirر س وDemir atmak, demirlemek, sabit olmak, sabitlenmek, sağlam durmak, kararlı olmak, yerleşmek, durmak, yanaşmak, limana varmak
6قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
7اِنَّمَاinnemāancakHarf-i Nasb+Engel Eki
8عِلْمُهَاǐlmuhāonun bilgisiİsim+Zamirع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
9عِنْدَǐndeyanındadırMekan Zarfıع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
10رَبِّيrabbīRabbiminİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
11لَاlāHarf-i Nefi
12يُجَلِّيهَاyucellīhāOnu açığa çıkaramazMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıج ل وÖnünde bulunmak, önüne çıkmak, açığa çıkmak, belirgin olmak, net olmak, berrak olmak, aşikar olmak, parlamak, parlak olmak
13لِوَقْتِهَاli veḳtihātam zamanındaHarf-i Cer+İsim+Zamirو ق تBir şeyi zamana göre sabitlemek, belirlemek/sınırlamak, zaman atamak/bildirmek/tayin etmek, zaman ölçüsü (örn. mevsim).
14اِلَّاillābaşkasıHasr Edatı
15هُوَhuveO'ndanZamir
16ثَقُلَتْṧeḳuletO ağır gelmiştirMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeث ق لAğır/ağırlık olmak, yavaş/donuk/hantal olmak, zor/çetin/üzücü olmak. Thaqalaan (thaqalan'ın ikili hali) - iki büyük ve ağır şey, iki ordu. Athqaal (thiql'in çoğulu) - yük. Thaqiil (çoğulu thiqaal) - ağır. Mithqaal - ağırlık, terazi ağırlığı. Tathaaqal - donuk/hantal olmak. Thaqala - ağırlaşmak, baskı yapmak, ağır basmak. Mathqalatun - yüklü, ağır yüklü, bir anneyi çocuğundan mahrum bırakmanın herhangi bir sebebi. Iththaqala (tathaaqala için) - ağır bir şekilde aşağı doğru eğilmek, ağır bir şekilde aşağı meyletmek.
17فِيfīHarf-i Cer
18السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklere deMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
19وَالْاَرْضِve l-erDiyere deBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
20لَاlāHarf-i Nefi
21تَأْتِيكُمْte'tīkumO size gelmezMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibeا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
22اِلَّاillāancakHasr Edatı
23بَغْتَةًbeğtetenansızınİsimب غ تAnsızın basmak, gafil avlamak, habersiz yakalamak, beklenmedik anda ortaya çıkmak, şaşırtmak
24يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlarMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibس ا لakmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek
25كَاَنَّكَkeennekesanki senHarf-i Nasb+Zamir
27عَنْهَاǎnhāonuHarf-i Cer+Zamir
28قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
29اِنَّمَاinnemāmuhakkakHarf-i Nasb+Engel Eki
30عِلْمُهَاǐlmuhāonun bilgisiİsim+Zamirع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
31عِنْدَǐndeyanındadırMekan Zarfıع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
32اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
33وَلٰكِنَّve lākinnefakatİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
35النَّاسِn-nāsiinsanlarınMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.
36لَاlāHarf-i Nefi
37يَعْلَمُونَyeǎ'lemūnebilmezlerMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname