ز و ر (ZWR)
Z-v-r
Bazen رَجُلٌ زَوْرٌ : denir ki, bu durumda زَوْر , kendisiyle nitelenilen bir mastar olur. Tıpkı ضَيْف gibi. زَوَر : Göğüs üstündeki eğriliktir. أَزْوَر : Göğüs üstü eğri olan kişi. وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ : Güneşi görürsün, doğduğu zaman mağaralarından sağa doğru eğiliyor (18/Kehf 17); yani meylediyor. Âyetteki تَزَاوَرُ kelimesi, zâ harfinin şedde ve tahfifiyle de okunmuştur.
Ayrıca bu kelime تَزْوَرُّ [râ harfinin şeddesiyle de] okunmuştur.
Ebu’l-Hasan, bu âyette تَزْوَرُّ kelimesinin herhangi bir anlam ifâde etmediğini söylemektedir. Çünkü اِزْوِرَار , kısılma anlamındadır.
Bu kökten; تَزَاوَرَ عَنْهُ، وَازْوَرَّ عَنْهُ، وَرَجُلٌ أَزْوَرُ، وَقَوْمٌ زُورٌ formları gelir. بِئْرٌ زَوْرَاءُ : Eğik kazılmış kuyu.
Doğru yönden meylettiği için, yalana زُور denir. Allah buyurur ki: فَقَدْ جَاؤُوا ظُلْمًا وَزُورًا : Bunlar, gerçekten haksızlık ve iftiraya saptılar (25/Furkân 4); وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ : Yalan sözden sakının (22/Hac 30); وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا : Onlar, çirkin ve yalan olan bir söz söylüyorlar (58/Mücâdele 2); وَالَّذِينَ لا يَشْهَدُونَ الزُّورَ : Onlar yalan yere şahitlik etmezler (25/Furkân 72).
Şu şiirde, yalan ve haktan sapma olduğu için puta زُور denmiştir:
جَاءُوا بِزُورَيْهِمْ وَجِئْنَا بِالأَصَمْ -216
216- Onlar her iki Zur’larını [putlarını) getirdiler; biz ise Asam’ı getirdik.