ز ل ق (ZLG)
Z-l-k
زَلَق ve زَلَل ; anlamları birbirine yakın iki kelimedir. Allah buyurur ki: فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا : Kupkuru toprak kesilir (18/Kehf 40); yani bitkisiz kaygan; tıpkı şu âyet gibi: فَتَرَكَهُ صَلْدًا : Onu kaypak bir hâlde bıraktı (2/Bakara 264) مَزْلَق : Kaygan yere denir. وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ : O kâfirler Kur’ân’ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi (68/Kalem 51) âyeti şairin şu sözü gibidir:
نَظَرًا يُزِيلُ مَوَاضِعَ اْلأَقْدَامِ -212
212- Ayak yerlerini kaydıran bir bakış.
زَلَقَهُ وَأَزْلَقَهُ فَزَلَقَ : Onu kaydırdı, o da kaydı, denir. Yunus şöyle der: زَلَق ve إِزْلاَق kelimelerinin Kur’ân’ın dışında başka bir yerde kullanıldıkları duyulmamıştır. Übey b. Ka’b’in 26/Şu’arâ 64. âyetini وَأَزْلَقْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ şeklinde okuduğu rivâyet edilmiştir. Yani, ötekileri de orada helâk ettik.