Fussilet Suresi 44. Ayet — Elfaz
Eğer biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi. De ki: "O, inananlar için bir hidayet ve şifadır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar)."
1وَلَوْve levve eğerBağlaç+Şart Edatı
2جَعَلْنَاهُceǎlnāhubiz onu yapsaydıkMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak
4اَعْجَمِيًّاeǎ'cemiyyenyabancı (dilde)Sıfatع ج مÇiğnemek, ısırarak denemek. A'jama - anlaşılması güç (dil). A'jamiyyun - yerli olmayan, yabancı, konuşma engeli olan kişi. A'jamiyyan - yabancı dil.
5لَقَالُواle ḳālūderlerdi kiLam-ı Te'kid+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
6لَوْلَاlevlādeğil miydi?Tahdid Edatı
7فُصِّلَتْfuSSiletaçıklanmalıMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibe · Tef'îl Bâbıف ص لBir şeyi başka bir şeyden ayırmak/bölmek, ayrım/bölme yapmak, belirgin/açık/net/bariz yapmak, detaylı açıklamak, ayırt etmek, iki şey arasında karar vermek (örneğin doğru ile yanlış arasında), belirgin kısım/bölüm.
8اٰيَاتُهُāyātuhuonun ayetleriİsim+Zamirا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
9ءَاَۭعْجَمِيٌّe eǎ'cemiyyunyabancı söz mü?Soru Eki+İsimع ج مÇiğnemek, ısırarak denemek. A'jama - anlaşılması güç (dil). A'jamiyyun - yerli olmayan, yabancı, konuşma engeli olan kişi. A'jamiyyan - yabancı dil.
11قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12هُوَhuveoZamir
13لِلَّذِينَli(e)lleƶīneiçinHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
14اٰمَنُواāmenūinananlarMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
16وَشِفَاءٌve şifā'unve (gönüllere) şifadırBağlaç+İsimش ف يİyileştirmek, gidermek, sağlığına kavuşturmak. Şifa - iyileşme, ilaç, şifa verme.
17وَالَّذِينَve(e)lleƶīnegelinceBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
18لَاlāHarf-i Nefi
19يُؤْمِنُونَyu'minūneinanmayanlaraMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
20فِيfīvardırHarf-i Cer
21اٰذَانِهِمْāƶānihimonların kulaklarındaİsim+Zamirا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret
22وَقْرٌveḳrunbir ağırlıkİsimو ق رKulakta ağır olmak, sağır olmak, kulakta ağırlık, nazik olmak, merhametli olmak, saygın olmak
23وَهُوَve huveve oBağlaç+Zamir
24عَلَيْهِمْǎleyhimonlaraHarf-i Cer+Zamir
26اُو۬لٰٓئِكَulāikeonlarİşaret Zamiri
27يُنَادَوْنَyunādevneçağırılıyorlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · Mufâ'ale Bâbıن د وİlan etmek, çağırmak, çağrıda bulunmak, davet etmek, herhangi birine bir şey iletmek için çağırmak, selamlamak, sesli çağırmak, sesi yükseltmek, toplantı
28مِنْmin-denHarf-i Cer
29مَكَانٍmekāninbir yer-İsimك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin