ذ و ق (Z̃WG)
Z-v-k
لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ : Azâbı tadsınlar diye (4/Nisâ 56); وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ : Onlara: “Yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadıverin.” denir (32/Secde 20); فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ : İnkârınızdan dolayı azâbı tadın! (8/Enfâl 35); ذُقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ : Tat bakalım! Hani sen onurluydun, seçkindin (44/Duhân 49); إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ : Siz elbette acı azabı tadacaksınız (37/Sâffât 38); ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ : İşte siz şimdi tadın onu (8/Enfâl 14); وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ : Mutlaka onlara o büyük azâbdan ayrı olarak, daha yakın azâbı da tattıracağız (32/Secde 21).
Bu kelime, rahmet konusunda da kullanılmaktadır. Örneğin şu âyetlerde olduğu gibi: وَلَئِنْ أَذَقْنَا الإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً : İnsana kendimizden bir rahmet tattırsak (11/Hûd 9); وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاء بَعْدَ ضَرَّاء مَسَّتْهُ : Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırsak (11/Hûd 9). Ayrıca denemek anlamına da gelir: أَذَقْتُهُ كَذَا فَذَاقَ : Onu sınadım, o da sınandı; فُلاَنٌ ذَاقَ كَذَا وَأَنَا أَكَلْتُهُ : Falan kişi şunu denedi; ben de onu, ondan daha fazla denedim.
Şu âyette, tattırma ve elbisenin birlikte zikredilmesi, bununla deneme ve sınama kastedildiği içindir: فَأَذَاقَهَا اللهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ : Allah onlara açlık ve korku elbisesi tattırdı (16/Nahl 112). Yani Allah, onları açlık ve korkuyu fiilen yaşayacak duruma soktu. Bazılarına göre bu âyette iki söz takdir edilir; sanki şöyle denmiştir: Allah onlara açlık ve korkuyu tattırdı ve onlara bu ikisinin elbisesini giydirdi.
Bu kelime şu âyette rahmet konusunda gelmiş, karşısında da isabet sözcüğü kullanılmıştır: وَإِنَّا إِذَا أَذَقْنَا اْلإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَإِنَّ الْإِنسَانَ كَفُورٌ : Biz insana, bizden bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlerden dolayı başlarına bir kötülük isabet ederse, insan hemen nankör olur (42/Şûrâ 48). Bu âyet, insanın kendisine verilen en ufak bir nimetle fazla sevinip şımardığına dikkat çekmekte ve şu ilâhi söze de işaret etmektedir: كَلا إِنَّ اْلإِنْسَانَ لَيَطْغَى * أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى : Gerçek şu ki insan azar; ne zaman kendini yeterli görürse (96/Alak 6-7).