ث و ب (S̃WB)
S-v-b
Aynı şekilde, kuyunun ağzı üzerindeki su içme yerine مَثَابَة adı verilmiştir. Düşüncede belirlenmiş ve amaçlanmış hâle dönüşen örnek ise ثَوْب kelimesidir. Bu şekilde adlandırılmasının nedeni dokunun daha önce belirlenmiş hâle dönüşüdür. ثَوَابُ الْعَمَل de bunun gibidir. ثَوْب ’ın çoğulu أَثْوَاب ve ثِيَاب tır. Yüce Allah’ın وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ Elbiselerini temizle (74/Müddessir 4) âyeti elbisenin temizlenmesi anlamına gelir. Buradaki ثِيَاب nefisten kinâyedir, diyenler de vardır. Şair de bu anlamda şöyle der:
85- ثِيَابُ بَنِي عَوْفٍ طَهَارَى نَقِيَّةٌ
85- Beni Avf’un elbiseleri temiz ve lekesizdir.
Bu da Yüce Allah’ın: إِنَّماَ يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً Ey Ehl-i Beyt, şüphesiz Allah sizden pisliği giderip sizi tertemiz yapmak ister (33/Ahzâb 33) âyetinde sözünü ettiği şeyin emredilmesidir.
ثَوَاب ise, insanı yaptıklarının karşılığı olarak geri dönen şeydir. Bu nedenle ceza da sevabın bizzat kendisi olduğu düşünüldüğünden ثَوَاب diye adlandırılır. Nitekim Yüce Allah da cezayı amelin kendisi olarak göstermiştir. فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür (99/Zilzal 7). âyette “hayrın karşılığı” denmemiştir.
ثَوَاب kelimesi hem iyilikte hem de kötülükte kullanılır, fakat çoğunlukla hayırda kullanılması yaygınlık kazanmıştır. Yüce Allah’ın: وَ َلأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَاللّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ Kendilerini Allah tarafından verilmiş bir ödül olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım; Allah’ın katında sevabın en güzeli vardır (3/Âl-i İmrân 195); فَآتَاهُمُ اللّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ اْلآخِرَةِ Allah da onlara hem dünya kazancını hem de âhiret mükâfatının en güzelini verdi (3/Âl-i İmrân 148) sözlerinde de ثَوَاب bu anlamda kullanılmıştır.
Aynı şekilde مَثُوبَة kelimesi de هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّهِ De ki: Allah katında mükafat açısından bundan daha kötü konumda olanları size bildireyim mi? (5/Mâide 60) âyeti de bu anlamdır. Bu مَثُوبَةٍ (sevap)kelimesinin kötülükte istiâre yoluyla kullanılmasıdır. Tıpkı بَشَارَة (müjde) kelimesinin istiâre yoluyla kullanılması gibi. Allah buyurur ki: وَلَوْ أَنَّهُمْ آمَنُوا وَاتَّقَََوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللَّه خَيْرٌ Eğer onlar iman edip Allah’ın yasaklarından sakınsalardı, Allah katında elde edecekleri sevap daha hayırlı idi (2/Bakara 103).
إِثاَبَة ise, sevilen şey de kullanılır. Allah buyurur ki: فَأَثَابَهُمُ اللّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ Allah, onları bu sözlerinden dolayı, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler ile ödüllendirdi (5/Mâide 85).
Bazen sevilmeyen şeyde de kullanıldığı olur: فَأَثَابَكُمْ غَمَّاً بِغَمٍّ Onlara bir keder üzerine bir kederi ödül olarak verdi (5/Mâide 153). Bu da daha önce geçenler gibi istiâre yoluyla kullanılmasıdır.
تَثْوِيب kelimesi, Kur’ân’da sadece hoşlanılmayan şeyler için kullanılmıştır: هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَُ Kâfirler, yaptıklarının cezasını gördüler mi? diye (83/Mutaffifin 36). Yüce Allah’ın: وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَأَمْناً Hani Ka’be’yi insanlar için sevap kazanma yeri ve güven yeri yapmıştık (2/Bakara 125) sözüne gelince burada geçen مَثَابَة kelimesinin anlamı zamanlar boyunca insanların kendisinden sevap kazandığı yer demektir, dendiği gibi içinde sevap kazanılan yer demektir, diyenler de olmuştur.
ثَيِّب : Eşini kaybeden kişidir. Allah buyurur ki: ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَاراً dul ve bakire eşler/kadınlar verir (66/Tahrîm 5).
Peygamber (sas) de الثَّيِّبُ أَحَقُّ بِنَفْسِهَا Dul olan kadın, kendisinin evliliği konusunda karar vermeye daha yetkilidir buyurmuştur.
تَثْوِيب kelimesi çağrının tekrarlanmasıdır. Ezandaki تَثْوِيب de bundan alınmıştır. ثُوبَاء ise, insanın karşılaştığı şeydir. Tekrar edildiğinden bu ismi almıştır. ثُبَة kelimesi dış görünüşte birbirine dönen, birbirine dayanan topluluktur. Allah buyurur ki: فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انْفِرُوا جَمِيعاً Sonra da ya bölük bölük ya da hep birlikte savaşa çıkınız (4/Nisâ 71). Şair de şöyle der:
وَقَدْ أَغْدو عَلَى ثُبَةٍ كِرَامٍ
86- Sabahın erken saatlerinde dağınık hâlde bulunan değerli bir topluluğa saldırdılar.
ثُبَةُ الْحَوْضِ havuzun su biriken kısmıdır. Bu konu daha önce [ ثبة maddesinde] geçmişti.