ط ل ع (ŦLA) kökünün geçtiği ayetler
Yükselmek, yukarı çıkmak, öğrenmek, yaklaşmak, birine doğru gelmek, başlamak, tırmanmak, ulaşmak, filizlenmek, fark etmek, bakmak, aramak, incelemek, açığa çıkarmak, açıklamak, görünmek, bilgilendirmek, meydana gelmek, düşünmek, bilmek. tal'un - hurma ağacının çiçeklerini saran kın veya kılıf, ayrıca meyvenin ilk göründüğü hali, meyve, sıralı hurmalar. tuluu - yükseliş. matla'un - güneşin doğuş alacakaranlığı. atla'a (fiil 4) - birine açık etmek, anlamasını sağlamak. ittala'a, itta'ala'a için (fiil 8) - yukarı çıkmak, nüfuz etmek. attala'a, a'attala'a için - nüfuz etti mi (burada soru hamzasından sonra birleşme hamzası waslah çıkarılmış).
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (19)
Bu kök Kur'an boyunca 19 kez, 11 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
تَطَّلِعُ3 kez
Maide 5:13تَطَّلِعُteTTaliǔmuttali olursun
فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
fe bi mā neḳDihim mīṧāḳahum leǎnnāhum ve ceǎlnā ḳulūbehum ḳāsiyeten yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve nesū HaZZen mimmā ƶukkirū bihi ve lā tezālu teTTaliǔ ǎlā ḣāinetin minhum illā ḳalīlen minhum fe ǎ'fu ǎnhum ve SfeH inne (a)llahe yuHibbu l-muHsinīne
İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.
Kehf 18:90تَطْلُعُteTluǔdoğarken
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا
Hattā iƶā beleğa meTliǎ ş-şemsi vecedehā teTluǔ ǎlā ḳavmin lem nec'ǎl lehum min dūnihā sitran
Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
Hümeze 104:7تَطَّلِعُteTTaliǔişler
طَلْعِهَا3 kez
En'am 6:99طَلْعِهَاTal'ǐhātomurcuğu-
وَهُوَ الَّذِي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهِ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve huve elleƶī enzele mine s-semāi māen fe eḣracnā bihi nebāte kulli şey'in fe eḣracnā minhu ḣaDiran nuḣricu minhu Habben muterākiben ve mine n-naḣli min Tal'ǐhā ḳinvānun dāniyetun ve cennātin min eǎ'nābin ve z-zeytūne ve r-rummāne muştebihen ve ğayra muteşābihin nZurū ilā ṧemerihi iƶā eṧmera ve yen'ǐhi inne fī ƶālikum le āyātin li ḳavmin yu'minūne
O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah'ın varlığını gösteren) ibretler vardır.
Şuara 26:148طَلْعُهَاTal'ǔhātomurcuklu
Saffat 37:65طَلْعُهَاTal'ǔhātomurcukları
مَطْلِعَ2 kez
Kehf 18:90مَطْلِعَmeTliǎdoğduğu yere
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا
Hattā iƶā beleğa meTliǎ ş-şemsi vecedehā teTluǔ ǎlā ḳavmin lem nec'ǎl lehum min dūnihā sitran
Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
Kadir 97:5مَطْلَعِmeTleǐağarıncaya
اَطَّلَعَ2 kez
Meryem 19:78اَطَّلَعَe TTaleǎbildi mi?
Kasas 28:38اَطَّلِعُeTTaliǔçıkarım
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرِي فَاَوْقِدْ لِي يَاهَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَلْ لِي صَرْحًا لَعَلِّي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنِّي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ
ve ḳāle fir'ǎvnu yā eyyuhā l-meleu mā ǎlimtu lekum min ilāhin ğayrī fe evḳid lī yā hāmānu ǎlā T-Tīni fe c'ǎl lī SarHen leǎllī eTTaliǔ ilā ilāhi mūsā ve innī le eZunnuhu mine l-kāƶibīne
Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa'nın ilahına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.
طُلُوعِ2 kez
Ta-Ha 20:130طُلُوعِTulūǐdoğmasından
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى
fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable ğurūbihā ve min ānā'i l-leyli fe sebbiH ve eTrāfe n-nehāri leǎlleke terDā
O halde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.
Kaf 50:39طُلُوعِTulūǐdoğmadan
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ
fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable l-ğurūbi
O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.
فَاطَّلَعَ2 kez
Saffat 37:55فَاطَّلَعَfe TTaleǎbaktı
Mü'min 40:37فَاَطَّلِعَfe eTTaliǎböylece bakayım
اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنِّي لَاَظُنُّهُ كَاذِبًا وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهِ وَصُدَّ عَنِ السَّبِيلِ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فِي تَبَابٍ
esbābe s-semāvāti fe eTTaliǎ ilā ilāhi mūsā ve innī le eZunnuhu kāƶiben ve ke ƶālike zuyyine li fir'ǎvne sū'u ǎmelihi ve Sudde ǎni s-sebīli ve mā keydu fir'ǎvne illā fī tebābin
(36-37) Firavun dedi ki: "Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın ilahını görürüm(!) Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum." Böylece Firavun'a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı.
لِيُطْلِعَكُمْ1 kez
Al-i İmran 3:179لِيُطْلِعَكُمْli yuTliǎkumsizi vâkıf kılacak
مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلٰى مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظِيمٌ
mā kāne (a)llahu li yeƶera l-mu'minīne ǎlā mā entum ǎleyhi Hattā yemīze l-ḣabīṧe mine T-Tayyibi ve mā kāne (a)llahu li yuTliǎkum ǎlā l-ğaybi ve lākinne (a)llahe yectebī min rusulihi men yeşā'u fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve in tu'minū ve tetteḳū fe le kum ecrun ǎZīmun
Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde, Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır.
طَلَعَتْ1 kez
Kehf 18:17طَلَعَتْTaleǎtdoğduğu
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِنْهُ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا
ve terā ş-şemse iƶā Taleǎt tezāveru ǎn kehfihim ƶāte l-yemīni ve iƶā ğarabet teḳriDuhum ƶāte ş-şimāli ve hum fī fecvetin minhu ƶālike min āyāti (a)llahi men yehdi (a)llahu fe huve l-muhtedi ve men yuDlil fe len tecide lehu veliyyen murşiden
(Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
اطَّلَعْتَ1 kez
Kehf 18:18اطَّلَعْتَTTaleǎ'tegörseydin
وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَصِيدِ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا
ve teHsebuhum eyḳāZen ve hum ruḳūdun ve nuḳallibuhum ƶāte l-yemīni ve ƶāte ş-şimāli ve kelbuhum bāsiTun ƶirāǎyhi bi l-veSīdi levi TTaleǎ'te ǎleyhim le velleyte minhum firāran ve le muli'te minhum ruǎ'ben
Uykuda oldukları halde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
مُطَّلِعُونَ1 kez
Saffat 37:54مُطَّلِعُونَmuTTaliǔnebakar mısınız?
طَلْعٌ1 kez
Kaf 50:10طَلْعٌTal'ǔntomurcukları
وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ
ve n-naḣle bāsiḳātin lehā Tal'ǔn neDīdun
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.