"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."

وَاِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا اَصَابِعَهُمْ فِي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا

ve innī kullemā deǎvtuhum li teğfira lehum ceǎlū eSābiǎhum fī āƶānihim ve steğşev ṧiyābehum ve eSarrū ve stekberū stikbāran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاِنِّيve innīve elbette ben
2كُلَّمَاkullemāك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher nezaman
3دَعَوْتُهُمْdeǎvtuhumد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmekonları da'vet ettimse
4لِتَغْفِرَli teğfiraغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemekbağışlaman için
5لَهُمْlehumonları
6جَعَلُواceǎlūج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakkoydular
7اَصَابِعَهُمْeSābiǎhumص ب عişaret etmek (örn. parmakla), atamak, belirtmek (ilişkin), yöneltmek (ilişkin)parmaklarını
8فِي
9اٰذَانِهِمْāƶānihimا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasretkulaklarına
10وَاسْتَغْشَوْاve steğşevغ ش وaldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamakve başlarına çektiler
11ثِيَابَهُمْṧiyābehumث و بGeri dönmek, geri çevirmek, eski haline getirmek/iyileştirmek, tövbe etmek, toplamak/bir araya getirmekörtülerini
12وَاَصَرُّواve eSarrūص ر رÇözmek, sebat etmek, azimle devam etmek. Asarra (fiil 4) - inatçı olmak, inatla ısrar etmek. Asarruu - onlar ısrar ettiler. Sirrun - yoğun soğuk. Sarratin - inlemek, bağırıp çağırmak.ve direttiler
13وَاسْتَكْبَرُواve stekberūك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.ve böbürlendiler
14اسْتِكْبَارًاstikbāranك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.kibirle

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine büründüler ve ısrâr ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine büründüler ve ısrâr ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar.

Adem Uğur

Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

Ahmed Hulusi

"Muhakkak ki ben onları, senin mağfiretine davet ettikçe, parmaklarını kulaklarının içine tıkadılar, elbiselerine büründüler, (inançlarında) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. "

Ahmet Tekin

'Ben, senin bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Beni görmemek için elbiselerine büründüler. Ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler, serkeşlik, zorbalık ettiler.'

Ahmet Varol

Ben, senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üzerlerine çektiler, (küfürlerinde) direndiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar.

Ali Bulaç

"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.'

Ali Fikri Yavuz

Doğrusu ben, onları senin bağışlaman için her dâvet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve elbiselerine büründüler (ki beni görmesinler, küfürde) ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

Ali Rıza Safa

"Ve aslında, onları bağışlamana yönelik yaptığım çağrılarda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve giysilerine büründüler. Direndiler ve böbürlenerek büyüklük tasladılar!"

Bayraktar Bayraklı

- Sonra Nuh şöyle devam etti: "Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilan ettim, hem de gizlice.Özel olarak kendileriyle konuştum."

Bekir Sadak

«Dogrusu ben Senin onlari bagislaman icin kendilerini her cagirisimda, parmaklarini kulaklarina tikadilar, elbiselerine burunduler, direndiler, buyuklendikce buyuklendiler.»

Celal Yıldırım

Hakikat ben, onları bağışlaman için ne kadar ,dâvet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine örtünüp duymazlıktan geldiler ; (inkârda) İsrar edip büyüklük tasladıkça, tasladılar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Kendilerini bağışlaman için ben onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına bürüdüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

Diyanet İşleri

"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."

Diyanet İşleri (eski)

'Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.'

Diyanet Vakfi

Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

«Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve ben, onları bağışlaman için her davet ettiğimde onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler

Erhan Aktaş

"Öyle ki onları ne zaman Sen'in bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Öyle ki onları ne zaman Senin bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Öyle ki onları ne zaman Senin bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."

Fizilal-il Kuran

Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.

Gültekin Onan

"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler."

Hamdi Döndüren

“Senin onları bağışlaman için, kendilerini her davet ettiğimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, giysilerine büründüler, direndiler ve böbürlendikçe böbürlendiler!”

Hasan Basri Çantay

"Hakıykat ben, Senin kendilerini yarlığaman için, onları ne zaman da'vet etdiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ayak dirediler, büyüklük tasladılar da tasladılar".

Hasib Asutay

Doğrusu ben onları bağışlaman için, kendilerini her çağırışımda parmaklarını kulaklarına tıkadılar (beni görmemek için), giysilerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.

Hayrat Neşriyat

'Ve doğrusu ben, onlara mağfiret etmen için kendilerini ne zaman (îmân etmeye)da'vet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, (inkârlarında da) ısrâr ettiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar.'

İbni Kesir

Doğrusu ben; Senin onları bağışlaman için kendilerini davet ettiğim her seferinde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.

Mehmet Okuyan

Sen onları bağışlayasın diye onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

Muhammed Esed

Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (günahkarlık) giysilerine büründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında (daha da) azgınlaştılar.

Mustafa İslamoğlu

Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar, (inkarda) direndiler, büyüklendiler de büyüklendiler...

Ömer Nasuhi Bilmen

(7-8) «Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler. Sonra muhakkak ki ben onları, apaçık dâvet ettim.»

Ömer Öngüt

"Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için ne kadar dâvet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. "

Suat Yıldırım

Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Esvaplarıyla örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler.

Süleyman Ateş

"Günahlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler."

Süleymaniye Vakfı

Sen bağışlayasın diye ne zaman onları (imana) davet ettiysem (duymamak için) parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sen bağışlayasın diye onları ne zaman davet etsem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üstlerine çektiler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

Şaban Piriş

Ben, onları senin bağışlaman için her ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkayıp, elbiselerini başlarına bürüdüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.

Tefhim-ul Kuran

«Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.»

Ümit Şimşek

'Senin bağışlaman için onları her çağırışımda kulaklarını tıkadılar, elbiselerine büründüler, inat ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.

Yaşar Nuri Öztürk

"Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Sən onları bağışlayasan deyə mən hər dəfə onları imana dəvət etdikdə, onlar barmaqlarını qulaqlarına tıxayır, paltarlarına bürünür, küfrlərində israr edir və ötkəm-ötkəm təkəbbürlənirdilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Sənin onları bağışlamağın üçün mən nə zaman onları (imana) dəʼvət etdimsə, onlar (dəʼvətimi eşitməsinlər deyə) barmaqlarını qularlarına tıxadılar, (məni görməsinlər deyə) libaslarına büründülər, (küfrlərində) israr edib durdular və təkəbbür göstərdilər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sooft ich sie dazu aufrief und sagte, daß Du ihnen ihre Sünden vergibst, steckten sie sich die Finger in die Ohren, hüllten sich in ihre Gewänder, beharrten auf ihrem Unglauben und verhielten sich anmaßend und hochmütig.

Almanca — Der Edle Quran

Gewiß, jedesmal, wenn ich sie aufrief, damit Du ihnen vergibst, steckten sie ihre Finger in ihre Ohren, überdeckten sich mit ihren Gewändern, verharrten (im Irrtum) und verhielten sich sehr hochmütig.

Almanca — M. A. Rassoul

und sooft ich sie rief, daß Du ihnen vergeben mögest, steckten sie ihre Finger in die Ohren und hüllten sich in ihre Gewänder und verharrten (in ihrem Zustand) und wurden allzu hochmütig.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und immer wieder, wenn ich ihnen Daʹwa machte, damit DU ihnen vergibst, steckten sie ihre Finger in ihre Ohren, umhüllten sich mit ihrer Kleidung, beharrten auf (der Verfehlung) und erhoben sich in ziemlicher Arroganz.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"As often as I invited them to present them with inducements to follow your Commendable path and merit your forgiveness, their ears counseled deaf, and in obstinacy they hugged to their hearts their old irreverent conviction of disbelief, hid their faces and overweened themselves in arrogance and inordinate self-esteem".

Abdul Haleem

every time I call them, so that You may forgive them, they thrust their fingers into their ears, cover their heads with their garments, persist in their rejection, and grow more insolent and arrogant.

Abdullah Yusuf Ali

"And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance.

Abul A'la Maududi

And every time I called them so that You might forgive them, they thrust their fingers into their ears and wrapped up their faces with their garments and obstinately clung to their attitude, and waxed very proud.

Aisha Bewley

Indeed, every time I called them to Your forgiveness, they put their fingers in their ears, wrapped themselves up in their clothes and were overweeningly arrogant.

Al-Hilali & Khan

And verily, every time I called unto them that You might forgive them, they thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, and persisted (in their refusal), and magnified themselves in pride.

Ali Quli Qarai

Indeed whenever I have summoned them, so that You might forgive them, they would put their fingers into their ears and draw their cloaks over their heads, and they were persistent [in their unfaith], and disdainful in [their] arrogance.

Amatul Rahman Omar

`As often as I called them to You so that You might protect them (against the commitment of further sins and also against the evil consequences of their sins) they plugged their ears with their fingers, and drew their cloaks around them (and thus covered their hearts), and persisted (in their stubbornness and denial) and behaved in an extremely insolent manner.

Arthur John Arberry

And whenever I called them, that Thou mightest forgive them, they put their fingers in their ears, and wrapped them in their garments, and persisted, and waxed very proud.

Bijan Moeinian

Anytime that I have given them the good news of your promises to forgive them, they put their fingers into their ears, cover themselves with their cloths and arrogantly avoid me.

E. Henry Palmer

and, verily, every time I called them, that Thou mightest pardon them, they placed their fingers in their ears and tried to cover themselves with their garments and persisted, and were very big with pride.

Edip-Layth

"Every time I called on them so that You may forgive them, they put their fingers in their ears and they covered their heads with their outer garments and they insisted, and they became greatly arrogant."

George Sale

And whensoever I call them to the true faith, that Thou mayest forgive them, they put their fingers in their ears, and cover themselves with their garments, and persist in their infidelity, and proudly disdain my counsel.

Hamid S. Aziz

"And whenever I have called them that you may forgive them, they put their fingers in their ears, cover themselves with their garments, grow obstinate and puffed up with pride:

Mahmoud Ghali

And surely whenever I call them that You may forgive them, they set (Literally: made "up") their fingers in their ears, and enveloped themselves with their clothes, and persisted, and waxed proud (with insolent) arrogance (Literally: in "arrogant" pride).

Marmaduke Pickthall

And lo! whenever I call unto them that Thou mayst pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride.

Mohamed Ahmed - Samira

And every time I called them that You may forgive them, they thrust their fingers into their ears, and covered themselves with their garments, and became wayward, and behaved with downright insolence.

Muhammad Asad

And behold, whenever I called unto them with a view to Thy granting them forgiveness, they put their fingers into their ears, and wrapped themselves up in their garments [of sin]; and grew obstinate, and became [yet more] arrogant in their false pride.

Mustafa Khattab

And whenever I invite them to be forgiven by You, they press their fingers into their ears, cover themselves with their clothes, persist ˹in denial˺, and act very arrogantly.

Progressive Muslims

"And every time I called on them so that You may forgive them, they put their fingers in their ears and they covered their heads with their outer garments and they insisted, and they became greatly arrogant. "

Sahih International

And indeed, every time I invited them that You may forgive them, they put their fingers in their ears, covered themselves with their garments, persisted, and were arrogant with [great] arrogance.

Sam Gerrans

“And whenever I called them, that Thou mightest forgive them, they put their fingers in their ears and covered themselves with their garments, and persisted, and waxed proudly insolent.

Shabbir Ahmed

And, behold, whenever I call unto them to be forgiven by You, they thrust their fingers in their ears - and veil themselves in their garments. And they persist in this behavior glorifying themselves in pride. (11:5).

Syed Vickar Ahamed

"And verily, every time I have called to them, that You may forgive them, they have (only) pushed their fingers into their ears, covered themselves up with their clothes, grown firmer (against faith), and given themselves up to false pride.

Taqi Usmani

Whenever I called them, so that You might forgive them, they put their fingers into their ears, and wrapped their clothes around themselves, and grew obstinate, and waxed proud in extreme arrogance.

The Monotheist Group

"And every time I called on them so that You may forgive them, they put their fingers in their ears and they covered their heads with their outer garments and they insisted, and they became greatly arrogant."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et chaque fois que je les ai appelés pour que Tu leur pardonnes, ils ont mis leurs doigts dans leurs oreilles. se sont enveloppés de leurs vêtements, se sont entêtés et se sont montrés extrêmement orgueilleux.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Birastî ji bo ku tu li gunehên wan biborî, çiqas min gazî wan kir, wan her tiliyên xwe xistine guhê xwe, cilên xwe li ser û çavên xwe werdan û rikdarî kirin, bi quretî û pozbilindî xwe mezin dêran.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En telkens als ik hen opriep, opdat U hun zou vergeven, stopten zij hun vingers in hun oren, bedekten zich met hun kleren en bleven stijfkoppig en hoogmoedig.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En wanneer ik hen tot het ware geloof riep, opdat gij hun zoudt vergeven, staken zij hunne vingers in hunne ooren, en bedekten zich met hunne kleederen; zij volhardden in hunne ongeloovigheid, en versmaadden mijn raad hoovaardig.

Hollandaca — Siregar

En voorwaar, telkens wanneer ik hen opriep opdat U hun zou vergeven, stopten zij hun vingers in hun oren en bedekten zij (hun gezichten) met hun kleding en bleven zij uiterst hoogmoedig.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И поистине, всякий раз как я их призывал (к Вере в Тебя и Полной Покорности Тебе), чтобы (этим) Ты простил им (их грехи), они вкладывали свои пальцы в уши [затыкали уши] (чтобы не слышать призыв к Истине), и закрывались (своей) одеждой (чтобы не видеть меня), и упорствовали (в своем неверии), и проявляли сильное высокомерие (не принимая Истинную Веру).

Rusça — Osmanov

И, поистине, каждый раз, когда я увещевал их ради того, чтобы Ты их простил, они затыкали пальцами уши и прикрывали [полой] одежды [лица, чтобы не видеть меня]. Они упрямо стояли [на своем] и выказывали спесь и гордыню.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och varje gång jag kallar dem (till tron) för att Du skall ge dem Din förlåtelse, sätter de fingrarna i öronen och sveper kläderna tätare om sig, och de förskansar sig i envishet och högmod.