Mümtehine Suresi 4. Ayet — Elfaz
İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir" demişlerdi. Yalnız İbrahim'in, babasına, "Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" sözü başka. Onlar şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır."
1قَدْḳadelbetteKesinlik Edatı
2كَانَتْkānetvardırMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
3لَكُمْlekumsizin içinHarf-i Cer+Zamir
4اُسْوَةٌusvetunbir örnekİsimا س وHerhangi birini taklit etmek. Örnek, taklit, rahatlama, teselli, kalıp, örnek alınmaya değer model.
5حَسَنَةٌHasenetungüzelSıfatح س نYakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya iyi davranmak, bir kişiye karşı iyilikle veya hoş bir şekilde davranmak, bir kişiye fayda veya faydalar sağlamak, bir kişiyle nazik davranmak, bir şeyi iyi bilmek, kendini güzelleştirmek/süslemek/bezemek, bir kişiyi iyi/güzel/hoş olarak görmek/saymak/değerlendirmek.
6فِيfīHarf-i Cer
7اِبْرٰهِيمَibrāhīmeİbrahim'deÖzel İsim
8وَالَّذِينَve(e)lleƶīneve bulunanlardaBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
9مَعَهُmeǎhuonunla beraberMekan Zarfı+Zamir
10اِذْiƶhaniZaman Zarfı
11قَالُواḳālūonlar demişlerdiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12لِقَوْمِهِمْli ḳavmihimkavimlerineHarf-i Cer+İsim+Zamirق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
13اِنَّاinnāelbette bizHarf-i Nasb+Zamir
15مِنْكُمْminkumsizdenHarf-i Cer+Zamir
16وَمِمَّاve mimmāveBağlaç+Harf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
17تَعْبُدُونَteǎ'budūnetaptıklarınızdanMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek
18مِنْminHarf-i Cer
20اللّٰهِ(a)llahiAllah'tanLafza-i Celal
21كَفَرْنَاkefernātanımıyoruzMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
22بِكُمْbikumsiziHarf-i Cer+Zamir
23وَبَدَاve bedāve belirmiştirBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibب د وGörünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmek
24بَيْنَنَاbeynenābizim aramızdaMekan Zarfı+Zamirب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
25وَبَيْنَكُمُve beynekumusizinleBağlaç+Mekan Zarfı+Zamirب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
26الْعَدَاوَةُl-ǎdāvetubir düşmanlıkMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع د وgeçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek
27وَالْبَغْضَاءُve l-beğDā'uve nefretBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimب غ ضNefret etmek, tiksinti duymak, hoşlanmamak, kin beslemek, düşmanlık etmek
29حَتّٰىHattākadarHarf-i Cer
30تُؤْمِنُواtu'minūsiz inanıncayaMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
31بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
33اِلَّاillāyalnız hariçtirİstisna Edatı
34قَوْلَḳavledemesiİsimق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
35اِبْرٰهِيمَibrāhīmeİbrahim'inÖzel İsim
36لِاَبِيهِli ebīhibabasınaHarf-i Cer+İsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
37لَاَسْتَغْفِرَنَّle esteğfirannemağfiret dileyeceğimLam-ı Te'kid+Muzari Fiil+Nun-u Te'kidFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Vahde · İstif'âl Bâbıغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek
38لَكَlekesenin içinHarf-i Cer+Zamir
39وَمَاve māfakatBağlaç+Harf-i Nefi
40اَمْلِكُemlikugücüm yetmezMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Vahdeم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.
41لَكَlekesenin içinHarf-i Cer+Zamir
42مِنَmine-tanHarf-i Cer
43اللّٰهِ(a)llahiAllah-Lafza-i Celal
44مِنْmin(gelecek)Harf-i Cer
45شَيْءٍşey'inbir şeyeİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
46رَبَّنَاrabbenāRabbimizİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
47عَلَيْكَǎleykesanaHarf-i Cer+Zamir
48تَوَكَّلْنَاtevekkelnādayandıkMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · Tefa''ul Bâbıو ك لGüvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak.
49وَاِلَيْكَve ileykeve sanaBağlaç+Harf-i Cer+Zamir
50اَنَبْنَاenebnāyöneldikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıن و بBir başkasının yerini doldurmak. Allah'a samimi amellerle tekrar tekrar ve ardı ardına tövbe etmek ve dönmek.
51وَاِلَيْكَve ileykeve sanadırBağlaç+Harf-i Cer+Zamir
52الْمَصِيرُl-meSīrudönüşMarife (Belirlilik Takısı)+İsimص ي رGitmek, olmak, yönelmek. Gidiş, yolculuk, ayrılış. Geri çekilmek, sonuçlanmak, neticeye varmak.