En'am Suresi 91. Ayet — Elfaz
Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, "Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi" dediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kağıtlar haline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab'ı kim indirdi?" (Ey Muhammed!) "Allah" (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.
1وَمَاve māİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nefi
2قَدَرُواḳaderūtanıyamadılarMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق د رölçmek/kararlaştırmak/belirlemek/sınırlamak/daraltmak, güce sahip olmak, muktedir olmak, bir ölçü, araç, yetenek, bir süre/karar, kader, yazgı, ölçülü, kararlaştırılmış
3اللّٰهَ(a)llaheAllah'ıLafza-i Celal
4حَقَّHaḳḳahakkıylaİsimح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmek
6اِذْiƶziraZaman Zarfı
7قَالُواḳālūdedilerMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
8مَاmāHarf-i Nefi
9اَنْزَلَenzeleindirmediMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.
10اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
11عَلٰىǎlāüzerineHarf-i Cer
13مِنْminHarf-i Cer
14شَيْءٍşey'inbir şeyİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
15قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
16مَنْmenkimSoru Eki
17اَنْزَلَenzeleindirdiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.
18الْكِتَابَl-kitābeKitabıMarife (Belirlilik Takısı)+İsimك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvet
19الَّذِيelleƶīo kiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
20جَاءَcā'egetirdiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak
21بِهِbihionuHarf-i Cer+Zamir
22مُوسٰىmūsāMusaÖzel İsim
24وَهُدًىve hudenve yol gösterici olarakBağlaç+İsimه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
25لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlaraHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.
26تَجْعَلُونَهُtec'ǎlūnehusiz onu haline getiripMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak
28تُبْدُونَهَاtubdūnehāgösteriyorsunuzMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıب د وGörünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmek
29وَتُخْفُونَve tuḣfūneve gizliyorsunuzBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıخ ف يFark edilemez/belli belirsiz, gizli/saklı/örtülü, görüşe silik veya karanlık, bastırılmış veya boğulmuş, zihin için belirsiz, gizli bir durumdan açığa çıkmak (gizlenen şey açığa çıktı).
30كَثِيرًاkeṧīrançoğunu daİsimك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.
31وَعُلِّمْتُمْve ǔllimtumve size öğretildiğiİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatab · Tef'îl Bâbıع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
32مَاmāşeylerinİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
33لَمْlemHarf-i Nefi
34تَعْلَمُواteǎ'lemūbilmediğiMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
35اَنْتُمْentumne sizinZamir
36وَلَاve lāBağlaç+Harf-i Nefi
37اٰبَٓاؤُ۬كُمْābā'ukumne de babalarınızınİsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
38قُلِḳulide kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
39اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
40ثُمَّṧummesonra, ayrıcaBağlaç
41ذَرْهُمْƶerhumbırak onlarıEmir Fiil+ZamirEmir · Müfred Müzekker Muhatabو ذ رTerk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek
42فِيfīHarf-i Cer
43خَوْضِهِمْḣavDihimdaldıkları bataklıktaİsim+Zamirخ و ضYüzmek/yürümek/geçmek/girmek, bir şeyi diğerine getirmek, bir şeye nüfuz etmek veya yolunu zorlamak, bir şeyin içine dalmak, hata yapmak, yanlış/boş söyleme girmek, içeceği veya şarabı karıştırıp çalkalamak, bir iş hakkında yanlış veya uygunsuz şekilde davranmak.
44يَلْعَبُونَyel'ǎbūneoynayadursunlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibل ع بOyalanmak, eğlenmek, vakit geçirmek, şakalaşmak, boş zaman geçirmek, amaçsızca oyun oynamak, saçmalamak, aptalca davranmak