Necm Suresi 32. Ayet — Elfaz
Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīneki onlarİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
2يَجْتَنِبُونَyectenibūnekaçınırlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıج ن بYan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmak
3كَبَائِرَkebāirabüyüklerindenİsimك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.
4الْاِثْمِl-iṧmigünahınMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ث مSuç/günah işlemek veya yalan söylemek. İsm - günah, suç, suçluluk, kötülük, yalan, iyi davranışları engelleyen her şey, zararlı, kişiyi cezaya müstahak kılan her şey, zihni kötü bir şey olarak rahatsız eden her şey, yasadışı. Asam - kötülüğün cezası, karşılık. Asim - kötülük yapan, günah işleyen. Asim - kötü kişi. Te'sim - suç isnadı
5وَالْفَوَاحِشَve l-fevāHişeve çirkin işlerdenBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimف ح شAşırı/ölçüsüz/muazzam/fahiş/gereğinden fazla/ölçüsüz olmak, iğrenç/kötü/şer/yakışıksız/ahlaksızlık/iğrenç, müstehcen/kaba/açık saçık, yasak olan aşırılığı işlemek, sınırları/limitleri aşmak, açgözlü, zina/fuhuş.
6اِلَّاillādışındaHasr Edatı
7اللَّمَمَl-lememeküçük hatalarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimل م مToplamak, biriktirmek, yığmak, bir araya getirmek, açgözlülükle almak, küçük suçlar, istem dışı suçlar, küçük hatalar, kasıtsız günahlar
8اِنَّinneşüphesizHarf-i Nasb
9رَبَّكَrabbekeRabbininİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
11الْمَغْفِرَةِl-meğfiratiaffıMarife (Belirlilik Takısı)+İsimغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek
12هُوَhuveOZamir
13اَعْلَمُeǎ'lemudaha iyi bilirİsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
14بِكُمْbikumsiziHarf-i Cer+Zamir
15اِذْiƶzamanZaman Zarfı
16اَنْشَاَكُمْenşeekumsizi inşa ettiğiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ش اYaşamak, ortaya çıkmak, yükselmek/yüksek olmak, büyümek, yaratmak/üretmek/kaynaklanmak, oldu/meydana geldi, yükseltmek, kurmak/inşa etmek, başladı, özellikle 73:6'yı tartışmak
17مِنَmine-tanHarf-i Cer
18الْاَرْضِl-erDitoprak-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
19وَاِذْve iƶve zamanBağlaç+Zaman Zarfı
20اَنْتُمْentumsizZamir
22فِيfīHarf-i Cer
23بُطُونِbuTūnikarınlarındaİsimب ط نKarnı şişkin olmak, şişmek, göbeklenmek, karın, iç kısım, gizli anlam, derinlik, vadi, iç yüz, batın
24اُمَّهَاتِكُمْummehātikumannelerinizinİsim+Zamirا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]
25فَلَاfe lāartıkİsti'nafiye Edatı+Nehiy Edatı (Olumsuzluk Edatı)
26تُزَكُّواtuzekkūövüp yüceltmeyinMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · Tef'îl Bâbıز ك وArttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak, sadaka, zekat
27اَنْفُسَكُمْenfusekumkendiniziİsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
28هُوَhuveOZamir
29اَعْلَمُeǎ'lemudaha iyi bilirİsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
30بِمَنِbi menikimseyiHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
31اتَّقٰىtteḳākorunanMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişi