Nur Suresi 61. Ayet — Elfaz
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye ayetleri size böyle açıklar.
1لَيْسَleyseyokturMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
2عَلَىǎlāüzerineHarf-i Cer
3الْاَعْمٰىl-eǎ'mākörMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع م يgörevinden saptırmak, yoldan sapmak, kör veya cahil ve kapalı olmak, görme yetisinden yoksun bırakmak, karartmak, kör, karanlık, gizlemek. amaḥa - zihinsel körlük, amaya - zihinsel ve fiziksel körlük.
4حَرَجٌHaracunbir güçlükİsimح ر جDaralmak (kalp), sıkışmak, dar/kapalı/sıkışık hale gelmek, akıl karışıklığı yaşamak, bir araya toplanmak, göğüste huzursuzluk ve daralma hissetmek, şüphe etmek veya şüphede olmak, günah veya suç işlemek veya itaatsizlik yapmak, korku ve öfke nedeniyle hareket edememek, zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmak, yasaklanmak veya engellenmek, birinin sıkıntı veya zorluğa düşmesine neden olmak, günahı veya suçu kendinden uzaklaştırmak, günahtan veya suçtan kaçınmak veya uzak durmak.
5وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
6عَلَىǎlāüzerineHarf-i Cer
7الْاَعْرَجِl-eǎ'racitopalMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ر جTırmanmak, binmek. Topallamak, aksak olmak.
8حَرَجٌHaracunbir güçlükİsimح ر جDaralmak (kalp), sıkışmak, dar/kapalı/sıkışık hale gelmek, akıl karışıklığı yaşamak, bir araya toplanmak, göğüste huzursuzluk ve daralma hissetmek, şüphe etmek veya şüphede olmak, günah veya suç işlemek veya itaatsizlik yapmak, korku ve öfke nedeniyle hareket edememek, zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmak, yasaklanmak veya engellenmek, birinin sıkıntı veya zorluğa düşmesine neden olmak, günahı veya suçu kendinden uzaklaştırmak, günahtan veya suçtan kaçınmak veya uzak durmak.
9وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
10عَلَىǎlāüzerineHarf-i Cer
11الْمَرِيضِl-merīDihastaMarife (Belirlilik Takısı)+İsimم ر ضHasta olmak/rahatsız olmak, hastalıklı, zayıf veya güçsüz, eksiklik, kusurlu veya yetersiz, yargı veya görüşte doğru veya neredeyse doğru olmak
12حَرَجٌHaracungüçlükİsimح ر جDaralmak (kalp), sıkışmak, dar/kapalı/sıkışık hale gelmek, akıl karışıklığı yaşamak, bir araya toplanmak, göğüste huzursuzluk ve daralma hissetmek, şüphe etmek veya şüphede olmak, günah veya suç işlemek veya itaatsizlik yapmak, korku ve öfke nedeniyle hareket edememek, zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmak, yasaklanmak veya engellenmek, birinin sıkıntı veya zorluğa düşmesine neden olmak, günahı veya suçu kendinden uzaklaştırmak, günahtan veya suçtan kaçınmak veya uzak durmak.
13وَلَاve lāve (bir güçlük) yokturBağlaç+Harf-i Nefi
14عَلٰٓىǎlāüzerinizeHarf-i Cer
15اَنْفُسِكُمْenfusikumsizinİsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
16اَنْenMasdar Harfi
17تَأْكُلُواte'kulūyemenizdeMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabا ك لyiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekler
18مِنْmin-denHarf-i Cer
19بُيُوتِكُمْbuyūtikumkendi evleriniz-İsim+Zamirب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
20اَوْevyahutBağlaç
21بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
22اٰبَٓائِكُمْābāikumbabalarınızınİsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
23اَوْevyahutBağlaç
24بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
25اُمَّهَاتِكُمْummehātikumannelerinizinİsim+Zamirا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]
26اَوْevyahutBağlaç
27بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
29اَوْevyahutBağlaç
30بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
32اَوْevyahutBağlaç
33بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
35اَوْevyahutBağlaç
36بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
38اَوْevyahutBağlaç
39بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
40اَخْوَالِكُمْeḣvālikumdayılarınızınİsim+Zamirخ و لBağımlılarını/astlarını yönetmek/idare etmek/sürdürmek/ilgilenmek, bir mülkün veya başka bir şeyin (köleler, hizmetçiler veya bağımlılar gibi) sahibi olmak, çok sayıda dayıya sahip olmak, algılamak veya keşfetmek, bir şeye sık sık dikkat etmek veya tekrar tekrar dönmek, birine bir şey ödünç vermek, bir şeyin bekçisi veya koruyucusu olmak, iyiliğin işareti veya belirtisi veya göstergesi olmak, birine hediye vermek veya bağışlamak, iyi olanı yapmak veya üretmek.
41اَوْevyahutBağlaç
42بُيُوتِbuyūtievlerindenİsimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
43خَالَاتِكُمْḣālātikumteyzelerinizinİsim+Zamirخ و لBağımlılarını/astlarını yönetmek/idare etmek/sürdürmek/ilgilenmek, bir mülkün veya başka bir şeyin (köleler, hizmetçiler veya bağımlılar gibi) sahibi olmak, çok sayıda dayıya sahip olmak, algılamak veya keşfetmek, bir şeye sık sık dikkat etmek veya tekrar tekrar dönmek, birine bir şey ödünç vermek, bir şeyin bekçisi veya koruyucusu olmak, iyiliğin işareti veya belirtisi veya göstergesi olmak, birine hediye vermek veya bağışlamak, iyi olanı yapmak veya üretmek.
44اَوْevyahutBağlaç
45مَاmāİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
46مَلَكْتُمْmelektumsahip olduğunuzunMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatabم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.
48اَوْevyahutBağlaç
49صَدِيقِكُمْSadīḳikumarkadaşınızınİsim+Zamirص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.
50لَيْسَleyseyokturMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
51عَلَيْكُمْǎleykumüzerinizeHarf-i Cer+Zamir
53اَنْenMasdar Harfi
54تَأْكُلُواte'kulūyemenizdeMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabا ك لyiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekler
55جَمِيعًاcemīǎntoplu olarakİsimج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.
56اَوْevyahutBağlaç
57اَشْتَاتًاeştātenayrı ayrıİsimش ت تAyırmak, dağılmak, saçılmak, çeşitli olmak, bölünmek, farklılaşmak
58فَاِذَاfe iƶāzamanİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
59دَخَلْتُمْdeḣaltumgirdiğinizMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatabد خ لgirmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak, anlaşıldı/dahil edildi, karışmak/kaynaşmak
61فَسَلِّمُواfe sellimūselam verinİsti'nafiye Edatı+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatab · Tef'îl Bâbıس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak
62عَلٰٓىǎlāHarf-i Cer
63اَنْفُسِكُمْenfusikumkendinizeİsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
64تَحِيَّةًteHiyyeten(bir yaşam) dileğiyleİsimح ي يYaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi durumda olmak, geçim araçlarına sahip olmak, belirgin/açık olmak, uzun ömürlü olmak, kötülük ve zarardan uzak olmak, egemenlik sahibi olmak, onurlandırılmak, fayda görmek, selamlamak, canlandırmak/diriltmek/hayat vermek, beslemek, canlandırmak/yeniden canlandırmak/diriltmek/hayata döndürmek, yaşam vermek/canlandırmak, (toprak için) işlenmek ve verimli hale getirilmek, uyanık kalmak, bir şeyden kaçınmak, sakınmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya duymak, bir şeyi yapmaktan utanmak/çekinmek, bir şeyi küçümsemek veya hor görmek, bir şeyden kaçınmak/yapmayı reddetmek
65مِنْminHarf-i Cer
66عِنْدِǐnditarafındanİsimع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
67اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
68مُبَارَكَةًmubāraketenbereketliİsimب ر كÇökmek, yerleşmek, sabit olmak, bereket, bolluk, artmak, çoğalmak, hayır gelmek, mutluluk vermek, mübarek olmak, dua etmek, yağmur yağmak
70كَذٰلِكَke ƶālikeişte böyleHarf-i Cer+İşaret Zamiri
71يُبَيِّنُyubeyyinuaçıklıyorMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
72اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
73لَكُمُlekumusizeHarf-i Cer+Zamir
74الْاٰيَاتِl-āyātiayetleriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
75لَعَلَّكُمْleǎllekumumulur kiHarf-i Nasb+Zamir
76تَعْقِلُونَteǎ'ḳilūneaklınızı kullanırsınızMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع ق لBağlamak, alıkoymak, akıllı olmak, bilge olmak, anlamak, birisi için kan bedeli ödemek, bir dağın zirvesine tırmanmak, anlayış kullanmak, sakınmak.