(8-9) İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde kibirlenerek insanları Allah'ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ

ve mine n-nāsi men yucādilu fī (a)llahi bi ğayri ǐlmin ve lā huden ve lā kitābin munīrin / ṧāniye ǐTfihi li yuDille ǎn sebīli (a)llahi lehu fī d-dunyā ḣizyun ve nuƶīḳuhu yevme l-ḳiyāmeti ǎƶābe l-Harīḳi

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَمِنَve mine-dan
2النَّاسِn-nāsiن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.insanlar-
3مَنْmenkimi
4يُجَادِلُyucādiluج د لBir şeyi sıkıca bükmek, bir şeyi sağlam veya güçlü ya da kompakt yapmak, sert ve güçlü hale gelmek, bir anlaşmazlıkta/tartışmada şiddetli veya zorlu bir şekilde mücadele etmek veya dava açmak, birini yere atmak, sonraki kullanıma göre (avukatların) hangi kanıtların üstün olduğunun ortaya çıkması için [başka bir kişi veya kişilerle yapılan bir tartışmada] kanıtları karşılaştırmak, tartışma veya çekişmede ve [bununla] üstün gelme çabasında yarışmak, inşa etmek veya kurmak, bir şeyi çizgilerle düzenlemek [bir kitabın sayfa etrafına çizgi çekilmesi gibi].tartışır
5فِيhakkında
6اللّٰهِ(a)llahiAllah
7بِغَيْرِbi ğayriغ ي رgetirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek; dışında (münhasıran), hariç, olmadan; yalan; [a manãs] başkasının sözde hakkı olan şeye katılımından hoşlanmama; küçümseme şüphesinden kaçınmak için kutsal veya dokunulmaz olana özen gösterme; Müslüman bir hükümette özgür gayrimüslim tebaanın tanınma simgesi; devesinin eşyalarını üzerinden çıkarıp onu rahatlatmak ve kolaylaştırmak isteyen kişi. mughiraat - akıncılar.olmaksızın
8عِلْمٍǐlminع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilgisi
9وَلَاve lāve olmadan
10هُدًىhudenه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.bir yol göstereni
11وَلَاve lāve olmadan
12كِتَابٍkitābinك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetbir Kitabı
13مُنِيرٍmunīrinن و رateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmakaydınlatıcı
1ثَانِيَṧāniyeث ن يBükmek/katlamak, ikiye katlamak, bir şeyin bir parçasını diğerinin üzerine çevirmek, iki ucundan birini diğerine çekmek, bir şeyi diğerine birleştirmek veya eklemek, birini yolundan veya istediği şeyden döndürmek, düşmanlığı gizlemek. İkişer ikişer, çift çift, iki, iki ve iki. Sık sık tekrarlanan. Övmek, birisi hakkında iyi konuşmak. Bir şeyin tekrarı.öteye döndürür
2عِطْفِهِǐTfihiع ط فBir tarafa eğilmek, iyi niyetli olmak, meyletmek. Yan, omuz, baştan kalçaya kadar vücudun yan tarafı, yan dönmek.boynunu
3لِيُضِلَّli yuDilleض ل لYanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş.şaşırtmak için
4عَنْǎn-ndan
5سَبِيلِsebīliس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebepyolu-
6اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
7لَهُlehuonun için vardır
8فِي
9الدُّنْيَاd-dunyāد ن وYakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmakdünyada
10خِزْيٌḣizyunخ ز يAlçalmak/aşağılanmak/bayağılaşmak/değersizleşmek, sınav veya acı ve kötülüğe düşmek, çirkin davranışlar veya özellikler göstermek, onursuzluk nedeniyle kafası karışmak veya şaşkına dönmek, utanç duymak veya utançtan etkilenmek.bir kepazelik
11وَنُذِيقُهُve nuƶīḳuhuذ و قTadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duyguve ona taddıracağız
12يَوْمَyevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecigünü
13الْقِيٰمَةِl-ḳiyāmetiق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhkıyamet
14عَذَابَǎƶābeع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabını
15الْحَرِيقِl-Harīḳiح ر قAteşe çekerek yakmak, kavurmak. Bir şeyi törpülemek, bir şeyin bir parçasını diğeriyle sürtmek, (dişleri) gıcırdatmak, dişleri gıcırdatarak gıcırtılı ses çıkarmak, son lokmasına kadar yemek, huyu kötü olmak, bir şeyin üzerine ateşle iz veya baskı yapmak, bir kişiyi veya şeyi ateşle yakmak, bir şeyi veya kişiyi tekrar tekrar yakmak, yanma acısına sebep olmak, bir kişiyi veya insanları üzmek/sıkıntı vermek/rahatsız etmek/taciz etmek/incitmek, bir kişiyi suçlamak veya azarlamak veya kınamak, itibarını zedelemek, bitki örtüsünü (soğuk hava veya hava durumu ile) büzmek/küçültmek/kurutmak/mahvetmek, bir kişiyi veya şeyi yok etmek/mahvolmak, yanmak veya yanmış olmak.yangın

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Halkı Allah yolundan saptırmak için kendi kendine ululanır durur. Ona, dünyada aşağılık bir durum var ve kıyâmet günü de yakıp kavurucu azâbı tattırırız ona.

Adem Uğur

Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.

Ahmed Hulusi

Allah yolundan saptırmak için, hakikate sırtını döner! Dünyada onun için rezillik vardır! Kıyamet sürecinde de ona korkunç yanmanın azabını tattırırız!

Ahmet Tekin

Bunlar sırf insanları başına buyruk hale getirerek, Allah yolundan, İslâm’dan uzaklaştırıp dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân sağlamak için, yanını eğip bükerek, tavırdan tavıra girerek Allah hakkında tartışırlar. Onlar için dünyada rezillik vardır. Kıyamet gününde ise, onlara harlı ateş azâbını tattıracağız.

Ahmet Varol

Allah'ın yolundan saptırmak için (kibirle) kasılarak (bunu yapar). Dünyada onun için rezillik vardır; kıyamet gününde de ona yakıcı ateşin azabını tattıracağız.

Ali Bulaç

Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.

Ali Fikri Yavuz

Allah yolundan şaşırtmak için (azamet ve kibirle) boynunu bükerek de bunu yapar. Dünyada ona bir rüsvaylık vardır. Kıyamet günü ise, ona cehennem azabını taddıracağız.

Ali Rıza Safa

Allah'ın yolundan saptırmak için, böbürlenerek büyüklük taslar. Ona, dünyada aşağılanma vardır. Yeniden Yaratılış Günü'nde ise yakıcı cezayı tattıracağız.

Bayraktar Bayraklı

- İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.

Bekir Sadak

(8-9) Bilmeden, dogruya goturen bir rehberi olmadan, aydinlatici bir kitabi da bulunmadan Allah yolundan saptirmak icin buyukluk taslayarak Allah hakkinda tartisan insan vardir. Dunyada rezillik onadir; ona kiyamet gunu yakici azabi tattiririz.

Celal Yıldırım

(8-9) İnsanlardan öylesi de var ki, hiçbir bilgisi, doğruyu gösterici belgesi ve (yolunu) aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah yolundan saptırmak için burun büküp büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışıp durur. Dünya'da rüsvaylık onadır. Kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.

Diyanet İşleri

(8-9) İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde kibirlenerek insanları Allah'ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.

Diyanet İşleri (eski)

(8-9) Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.

Diyanet Vakfi

(8-9) İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Allah yolundan şaşırtmak (saptırmak) için büyüklük taslayarak (tartışır). Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağız

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yanını bükerek (büyüklük taslayarak) Allah yolundan saptırmak için ki, dünyada ona bir rüsvaylık vardır; kıyamet günü de kendisine o yangın azabını tattıracağız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Allah yolundan şaşırtmak için yanını bükerek ki: Dünyada ona bir rüsvalık vardır, Kıyamet günü de kendisine o yangın azabını tattıracağızdır

Erhan Aktaş

Allah'ın yolundan saptırmak için kıvırıp durur. Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona Kıyamet günü yakıcı ateşin azabını tattıracağız.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Allah'ın yolundan saptırmak için kıvırıp durur. Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona Kıyamet Günü yakıcı ateşin azabını tattıracağız.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Allah'ın yolundan saptırmak için kıvırıp durur. Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona Kıyamet Günü yakıcı ateşin azabını tattıracağız.

Fizilal-il Kuran

Bu tartışma sırasında küstahça gerdan kırar. Amaç, başkalarını Allah yolundan saptırmaktır. Böylesini dünyada rezil edeceğimiz gibi kıyamet günü de ona kavurucu azabı tattırırız.

Gültekin Onan

Tanrı'nın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona tattıracağız.

Hamdi Döndüren

Allah yolundan saptırmak için, büyüklük taslayarak (tartışmayı sürdürür). Dünyada onun için rezillik vardır. Kıyamet gününde de ona yangın azabını tattıracağız.

Hasan Basri Çantay

(8-9) İnsanlar içinde öyle kişi vardır ki ne bir bilgisi, ne istidlal edeceği bir senedi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, (sırf insanları) Allah yolundan sapdırmak için, (kibir ve azametle) yanını eğib bükerek Allah hakkında kavga eder durur. Dünyada rüsvaylık onundur. Biz ona kıyamet gününde de yangın (cehennem) azabını tatdıracağız.

Hasib Asutay

Allah yolundan saptırmak için, yanını eğip bükerek (bunu yapar). Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde de ona yakıcı azabı tattıracağız.

Hayrat Neşriyat

(8-9) İnsanlardan bazısı ne bir bilgi, ne bir yol gösteren, ne de aydınlatıcı bir kitab olmadan, Allah yolundan saptırmak için (kibirinden) yanını büküp çevirerek, Allah hakkında mücâdele eder. Ona dünyada bir rezillik vardır; kıyâmet günü ise ona o yakıcı azâbı tattıracağız!

İbni Kesir

Allah yolundan saptırmak için, kibirlenerek, yanını eğip büker. Dünyada rüsvaylık onadır. Ve kıyamet günü ona yakıcı azabı tattırırız.

Mehmet Okuyan

Allah yolundan (insanları) saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir içinde tartışmaya kalkar). Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.

Muhammed Esed

(başkalarını) Allah yolundan saptırmak için (hakka) sırt çevirmektedir. Böyle birinin bu dünyadaki payı (manen) gözden düşmedir; Kıyamet Günü'nde ise ona yakıcı azabı tattıracağız;

Mustafa İslamoğlu

Bunlar Allah yolundan çevirebilmek için (hakikati) eğip bükerler. Bu tipin dünyadaki payı onursuzluktur; ama Kıyamet Günü'nde ona yakıp kavurucu bir azabı tattıracak (ve diyeceğiz ki):

Ömer Nasuhi Bilmen

Boynunu böbürlenip bükerek, Allah yolundan şaşırtmak için (öyle mücadelede bulunur). Onun için dünyada zillet vardır ve ona Kıyamet gününde yangın azabını tattırırız.

Ömer Öngüt

Allah'ın yolundan saptırmak için yanını eğip büker. (Büyüklenerek yüzünü çevirir). Onun için dünyada bir rezillik vardır, kıyamet gününde ise ona yangın azabını tattırırız.

Suat Yıldırım

Allah yolundan saptırmak için kibirle kabararak tartışmasını sürdürür. Onun hakkı dünyada bir rüsvaylık olduğu gibi, kıyamet günü de ona can yakıcı azap tattıracağız.

Süleyman Ateş

Allah'ın yolundan şaşırtmak için boynunu öteye döndürerek (kabara kabara tartışmasını sürdürür), dünyada onun için bir kepazelik vardır. Kıyamet günü de ona yangın azabını taddıracağız:

Süleymaniye Vakfı

Bunu, Allah'ın yolundan saptırmak için kibirli bir hale bürünerek yaparlar. Böyle birinin hakkı bu dünyada rezil olmaktır. Kıyamet /mezardan kalkış gününde de ona yangın azabını tattıracağız.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Allah'ın yolundan saptırmak için kendilerini büyük gösterirler. Onların hakkı bu dünyada alçalmaktır. (Mezardan) kalkış gününde de onlara yangın azabını tattıracağız.

Şaban Piriş

Allah yolundan saptırmak için gururla salınıp, kasılır. Ona dünya hayatında rezillik vardır. Kıyamet günü de ona yakıcı azabı tattırırız.

Tefhim-ul Kuran

Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.

Ümit Şimşek

Halkı Allah yolundan saptırmak için de büyüklük taslar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattırırız.

Yaşar Nuri Öztürk

Yanını eğip bükerek uğraşır ki, Allah yolundan saptırıversin. Böyle kişiye dünyada bir yüz karası öngörülmüştür. Ve kıyamet günü biz ona, o kasıp kavuran yangının azabını tattıracağız.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O, başını təkəbbürlə o yan bu yana çevirir ki, insanları Allahın yolundan sapdırsın. O bu dünyada rüsvay olacaq, Qiyamət günü isə Biz ona Cəhənnəm məşəqqətini nəsib edəcəyik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O, boynunu (təkəbbürlə sağa-sola) əyərək (insanları) Allahın yolundan çıxarmaq məqsədilə bunu edər. Onu dünyada rüsvayçılıq gözləyir, qiyamət günü isə ona cəhənnəm odunun əzabını daddıracağıq!

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Er wendet den Oberkörper ab, weil er die Menschen von Gottes Weg abzubringen trachtet. Ihm gebührt im Leben Schande, und Wir werden ihn am Jüngsten Tag die qualvolle Feuerstrafe kosten lassen:

Almanca — Der Edle Quran

indem er sich (hochmütig) zur Seite wendet, um von Allahs Weg in die Irre zu führen. Schande gibt es für ihn im Diesseits, und Wir lassen ihn am Tag der Auferstehung die Strafe des Brennens kosten.

Almanca — M. A. Rassoul

Dem, der sich hochmütig von Allahs Weg abwendet, ist Schande im Diesseits bestimmt; und am Tage der Auferstehung werden Wir ihn die Strafe des Verbrennens kosten lassen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

-You see him- bending his side in disdain, and slipping aside from righteousness and piety in order to mislead the people from the path of Allah. He shall suffer shame, dishonour and disgrace and We will make him taste the blazes Hereafter.

Abdul Haleem

turning scornfully aside to lead others away from God’s path. Disgrace in this world awaits such a person and, on the Day of Resurrection, We shall make him taste the suffering of the Fire.

Abdullah Yusuf Ali

(Disdainfully) bending his side, in order to lead (men) astray from the Path of Allah: for him there is disgrace in this life, and on the Day of Judgment We shall make him taste the Penalty of burning (Fire).

Abul A'la Maududi

They wrangle arrogantly, intent on leading people astray from the Way of Allah. Such shall suffer disgrace in this world and We shall cause them to taste the chastisement of burning (in the Next).

Aisha Bewley

turning away arrogantly, to misguide people from the Way of Allah. He will be disgraced in this world and on the Day of Rising We will make him taste the punishment of the Burning:

Al-Hilali & Khan

Bending his neck in pride[1] (far astray from the Path of Allâh), and leading (others) too (far) astray from the Path of Allâh. For him there is disgrace in this worldly life, and on the Day of Resurrection We shall make him taste the torment of burning (Fire).

Ali Quli Qarai

turning aside disdainfully to lead [others] astray from the way of Allah. For such there is disgrace in this world, and on the Day of Resurrection We will make him taste the punishment of the burning:

Amatul Rahman Omar

Turning his side (out of pride) with the result that he leads (some) astray from the path of Allâh. There is for him disgrace in this world and on the Day of Resurrection, We will make him suffer the punishment of burning.

Arthur John Arberry

turning his side to lead astray from God's way; for him is degradation in this world; and on the Resurrection Day We shall let him taste the chastisement of the burning:

Bijan Moeinian

Such people turn their back, in account of their false pride and do your best in order to see the others lost too. They will have nothing but disgrace in this life and, on the Day of Resurrection, I will make them taste the pain of being burnt in the Fire.

E. Henry Palmer

twisting his neck from the way of God; for him is disgrace in this world, and we will make him taste, upon the resurrection day, the torment of burning.

Edip-Layth

Bending his side to misguide from the path of God. He will have humiliation in the world and We will make him taste on the day of Resurrection the retribution of burning.

George Sale

proudly turning his side, that he may seduce men from the way of God. Ignominy shall attend him in this world; and on the day of resurrection We will make him taste the torment of burning,

Hamid S. Aziz

And yet amongst men are those who wrangles about Allah without knowledge, without guidance, and without a Book of Enlightenment;

Mahmoud Ghali

Bending his side (i. e., dissuading) to lead into error away from the way of Allah; for him is disgrace in the present (life), (Literally: the lowly "life", i.e., the life of this world) and on the Day of the Resurrection We will let him taste the torment of burning.

Marmaduke Pickthall

Turning away in pride to beguile (men) from the way of Allah. For him in this world is ignominy, and on the Day of Resurrection We make him taste the doom of burning.

Mohamed Ahmed - Samira

Turning their backs that they may lead away from the path of God. For such there is disgrace in the world, and on the Day of Judgement We shall make them taste the torment of burning.

Muhammad Asad

scornfully turning aside [from the truth] so as to lead [others] astray from the path of God. Disgrace [of the spirit] is in store for him in this world; and on the Day of Resurrection We shall make him taste suffering through fire;

Mustafa Khattab

turning away ˹in pride˺ to lead ˹others˺ astray from Allah’s Way. They will suffer disgrace in this world, and on the Day of Judgment We will make them taste the torment of burning.

Progressive Muslims

Bending his side to misguide from the path of God. He will have humiliation in the world and We will make him taste on the Day of Resurrection the retribution of burning.

Sahih International

Twisting his neck [in arrogance] to mislead [people] from the way of Allah. For him in the world is disgrace, and We will make him taste on the Day of Resurrection the punishment of the Burning Fire [while it is said],

Sam Gerrans

Turning aside proudly to lead away from the path of God. For him in the World is disgrace; and on the Day of Resurrection We will let him taste the punishment of the consuming fire:

Shabbir Ahmed

Turning away in pride to divert people from the Path of Allah. Disgrace is in store for them in this world, and on the Day of Resurrection We will make them taste the doom of burning.

Syed Vickar Ahamed

Moving his side, so as to lead (men) astray from the Path of Allah: For him there is dishonor in this life, and on the Day of Judgment We shall make him taste the penalty of burning (Fire).

Taqi Usmani

turning his side away to lead (people) astray from the way of Allah. For him there is disgrace in this world, and We will have him taste the punishment of Fire on the Day of Judgment

The Monotheist Group

Bending his side to misguide from the path of God. He will have humiliation in the world and We will make him taste on the Day of Resurrection the retribution of burning.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

affichant une attitude orgueilleuse pour égarer les gens du sentier dʹAllah. A lui lʹignominie ici-bas; et Nous Lui ferons goûter le Jour de la Résurrection, le châtiment de la fournaise.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ji bo (xelkê) ji riya Xwedê derxe (bi quretî) li kêleka xwe dizivire (û heqiyê qebûl nake). Ji wî re li cîhanê riswatiyek heye, li qiyametê jî em ê ezabê şewatok bi wî bidin çêjandin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zo iemand gaat trots opzij staan om (anderen) van Gods weg te laten afdwalen. Voor hem is er in het tegenwoordige leven schande en Wij zullen hem op de opstandingsdag de bestraffing van het vuur laten proeven.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Hij wendt zich trotsch af, ten einde de menschen van Gods weg af te leiden. Schande zal hem in deze wereld wachten; en op den dag der opstanding zullen wij hem de marteling der verbranding doen ondergaan.

Hollandaca — Siregar

(Trots) zijn zijde toekerend om af te doen dwalen van de Weg van Allah: voor hem is er op de wereld vermedering en Wij doen hem op de Dag der Opstanding een brandende bestraffing proeven.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

отворачивая свой бок [проявляя высокомерие], чтобы сбивать (других) с пути Аллаха [удерживать других от принятия полной покорности Аллаху – Ислама]. Для него в (этом) мире – позор, а в День Воскресения Мы заставим его вкушать наказание сжигающего огня [Ада].

Rusça — Osmanov

[и такой,] кто отворачивается в гордыне, чтобы совратить [людей] с пути Аллаха. В этом мире его удел - позор, а в День воскресения Мы дадим ему вкусить наказание огнем

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och som i högmod vänder sig (ifrån sanningen) för att förmå (andra) att överge Guds väg. Förnedring väntar honom (redan) i detta liv och på Uppståndelsens dag skall Vi låta honom känna på Eldens (straff).