Hac Suresi 28. Ayet — Elfaz
Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.
1لِيَشْهَدُواli yeşhedūşahit olmaları içinTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.
2مَنَافِعَmenāfiǎbirtakım faydalaraİsimن ف عFayda sağlamak, iyilik yapmak, faydalı olmak, yararlı olmak.
3لَهُمْlehumkendileri içinHarf-i Cer+Zamir
4وَيَذْكُرُواve yeƶkurūve anmaları içinBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermek
5اسْمَismeadınıİsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
6اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
7فِيfīHarf-i Cer
9مَعْلُومَاتٍmeǎ'lūmātinbelirliSıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
10عَلٰىǎlāüzerineHarf-i Cer
11مَاmāşeyleriİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
12رَزَقَهُمْrazeḳahumonlara rızık olarak verilenMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibر ز قsağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden.
13مِنْmin-danHarf-i Cer
14بَهِيمَةِbehīmetiyürüyenİsimب ه مOtlayan hayvanlar, kuzu/keçi/koyun, sığır türü hayvanlar, bir yerde kalmak/durmak, ayrılmamak, bir şeye sürekli bakmak, bir şey karşısında sessiz/şaşkın/kafası karışık kalmak, kavga veya çatışmaya girmemek, şüpheli/belirsiz/karışık bir şey, kapalı/kilitli kapı, cesur adam, vahşi hayvanlar/hayvanlar.
15الْاَنْعَامِl-en'ǎāmihayvanlar-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن ع مRahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf, nimet, (konuşma/yetenek/akıl vb. ile) bahşedilmiş.
16فَكُلُواfe kulūyiyinİsti'nafiye Edatı+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabا ك لyiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekler
17مِنْهَاminhāonlardanHarf-i Cer+Zamir
18وَاَطْعِمُواve eT'ǐmūve yedirinBağlaç+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıط ع مYemek yemek/tatmak/yutmak, lezzetlendirmek/tadını çıkarmak, iştah/arzu, beslemek/tedarik etmek, yeme şekli, yiyecek/öğün, yetiştirmek, olgunlaşmış meyve, bir erkekte takdir edilebilir nitelik (örneğin zeka/ihtiyat/sağduyu), yiyecek bakımından iyi durum/hal, çok yiyen kimse, yeme yeri
19الْبَائِسَl-bāisesıkıntı içinde bulunanMarife (Belirlilik Takısı)+İsimب ا سGüçlü/kuvvetli, sıkıntı/talihsizlik/felaket, yoksulluk durumu, kötü/fena, çok kötü, sahte alçakgönüllülük/itaatkarlık, ceza, deneme/keder durumu, cesaret/yiğitlik/kahramanlık
20الْفَقِيرَl-feḳīrafakireMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatف ق رFakir/yoksul/muhtaç olmak, ihtiyaç duymak, yoksulluk. Sırt kırıcı felaketle alt üst etmek, omurgada ağrı hissetmek.