İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ اٰوَوْا وَنَصَرُوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

ve(e)lleƶīne āmenū ve hācerū ve cāhedū fī sebīli (a)llahi ve(e)lleƶīne āvev ve neSarū ulāike humu l-mu'minūne Haḳḳan lehum meğfiratun ve rizḳun kerīmun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَالَّذِينَve(e)lleƶīneonlar ki
2اٰمَنُواāmenūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninandılar
3وَهَاجَرُواve hācerūه ج رTerk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr - kötü davranış, utanç verici eylem, saçma konuşma.ve hicret ettiler
4وَجَاهَدُواve cāhedūج ه دÇabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya bir şeyi incelemek, gücünün ötesinde yük bindirmek veya zayıflatmak veya yormak, bir şeyi çalkalayıp özünü çıkarmak, bir şeyi çok şiddetle istemek veya özlemek, üzerine yüklemek veya sıkıştırmak, belirgin hale gelmek, bir dava uğruna savaşmak, aşırı zorluk veya sıkıntı durumunda olmak, bir şey üzerine düşünmek, aşırı yüklemek (deve veya sığır gibi), bir şeyin peşinden koşmak, zorluklara karşı mücadele etmek.ve savaştılar
5فِي
6سَبِيلِsebīliس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebepyolunda
7اللّٰهِ(a)llahiAllah
8وَالَّذِينَve(e)lleƶīneve onlar ki
9اٰوَوْاāvevا و يSığınmak, barınmak veya dinlenmek için bir yere gitmek, başvurmak, konaklamak, misafir etmek, konukseverlik göstermek için hamza eklenerek ve mükemmel şekilde ikiye katlanan bir fiil.barındırdılar
10وَنَصَرُواve neSarūن ص رyardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumakve yardım ettiler
11اُو۬لٰٓئِكَulāikeişte
12هُمُhumuonlardır
13الْمُؤْمِنُونَl-mu'minūneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanmü'minler
14حَقًّاHaḳḳanح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçek
15لَهُمْlehumonlar için vardır
16مَغْفِرَةٌmeğfiratunغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemekbağışlanma
17وَرِزْقٌve rizḳunر ز قsağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden.ve rızık
18كَرِيمٌkerīmunك ر مÜretken, cömert, değerli, kıymetli, onurlu, asil, En Cömert, En Kerim olmakbol

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

İnananlar ve yurtlarından göçenler, Allah yolunda savaşanlar ve bir de bunları yer-yurt sâhibi edenler ve yardımda bulunanlarsa onlardır gerçekten inanmış olanlar. Onların hakkıdır yarlıganmak ve sayısız, tükenmez rızık.

Abdulkadir Gölpınarlı

İnananlar ve yurtlarından göçenler, Allah yolunda savaşanlar ve bir de bunları yer-yurt sâhibi edenler ve yardımda bulunanlarsa onlardır gerçekten inanmış olanlar. Onların hakkıdır yarlıganmak ve sayısız, tükenmez rızık.

Adem Uğur

İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.

Ahmed Hulusi

Onlar ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda mücahede ettiler ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar imanı tam hakkını vererek yaşayan iman edenlerdir! Onlar için bağışlanma ve rızk-u kerim (bol rızık) vardır.

Ahmet Tekin

İman edip, hicret edenler, Allah yolunda, İslâm uğrunda hayatlarını ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihâd edenler, muhacirleri bağırlarına basanlar ve yardım edenler, onlar işte onlar hâlis mü’mindirler. Koruma kalkanına alınırlar. Onlara bağışlanma ve bol rızık vardır.

Ahmet Varol

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret eden mü'minleri) barındırıp onlara yardım edenler işte bunlar gerçek mü'minlerdirler. Onlara mağfiret ve bolca rızık vardır.

Ali Bulaç

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.

Ali Fikri Yavuz

İman edip hicret edenler ve Allah yolunda cihad yapanlarla (Muhacirlerle), bir de onları barındırıp yardım edenler (Ensar) var ya, işte onlar, gerçek müminlerdir. Bunlara, bir mağfiret ve kerîm bir rızık vardır.

Ali Rıza Safa

İnananlar, göç edenler, Allah'ın yolunda çaba gösterenler, barındıranlar ve yardım edenler; gerçek inananlar, işte onlardır. Onlar için, bağışlanma ve bol geçimlik vardır.

Bayraktar Bayraklı

İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için af ve bol rızık vardır.

Bekir Sadak

Inanip hicret eden, Allah yolunda savasanlar ve muhacirleri barindirip onlara yardim edenler, iste onlar gercekten inanmis olanlardir. Onlara magfiret ve comertce verilmis riziklar vardir.

Celal Yıldırım

İnanıp hicret edenler ve Allah yolunda savaşanlarla (onları) barındırıp yardımda bulunanlar (var ya), işte onlar gerçekten mü'minlerdir. On lar için mağfiret ve bol bereketli rızık vardır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır; bağışlanma onlar için, büyük lütuf onlar içindir.

Diyanet İşleri

İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.

Diyanet İşleri (eski)

İnanıp hicret eden, Allah yolunda savaşanlar ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte onlar gerçekten inanmış olanlardır. Onlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.

Diyanet Vakfi

İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O kimseler ki, iman ettiler, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada katıldılar, bir kısımları da onları barındırıp yer, yurt sahibi yaptılar ve yardıma koştular, işte bunlar hakkıyla mümin olanlardır. Bunlara bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihada gidenlerle onları barındırıp yardıma koşanlar, işte onlardır gerçek mü'minler. Onlara bir bağışlama ve bol rızık vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

O kimseler ki iyman edib hicret ettiler ve Allah yolunda cihada gittiler, ve o kimseler ki iyva ettiler, yardıma koştular, işte bunlar hakka mü'minlerdir, bunlara bir mağfiret var ve kerim bir rızk var

Erhan Aktaş

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler; barındıran ve yardım edenler işte onlar gerçek Mü'minlerdir. Onlar için bağışlanma ve kerim bir rızık vardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler; barındıran ve yardım edenler işte onlar gerçek Mü'minlerdir. Onlar için bağışlanma ve kerim bir rızık vardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler; barındıran ve yardım edenler işte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için bağışlanma ve kerim bir rızık vardır.

Fizilal-il Kuran

İman edip Medine'ye göçenler ve Allah yolunda malları ile, canları ile cihad edenler ile bu göçmenlere barınak sağlayanlar ve yardım edenler var ya, işte bunlar gerçek mü'minlerdir, onları bağışlanma ve bol rızık beklemektedir.

Gültekin Onan

İnananlar, hicret edenler ve Tanrı yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek inançlılar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.

Hamdi Döndüren

Şu halde mü’minlere, hicret edenlere, Allah yolunda savaşanlara, (muhacirleri) barındırıp, onlara yardım edenlere gelince; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için, bağışlanma ve bol rızık vardır.

Hasan Basri Çantay

İman edib de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, barındıranlar, yardım edenler: İşte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Mağfiret ve uçsuz bucaksız rızık da onlarındır.

Hasib Asutay

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için bağışlanma ve bol rızık vardır.

Hayrat Neşriyat

Îmân edip hicret edenler ve Allah yolunda cihâd eden (Muhâcir)ler ve (onları)barındırıp yardım edenler (Ensâr) var ya, işte gerçek mü’minler, ancak onlardır! Kendileri için (Rablerinden) bir mağfiret ve dâimî bir rızık vardır.

İbni Kesir

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler, barındıranlar ve yardım edenler; işte onlar, gerçek mü'minlerdir. Onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.

Mehmet Okuyan

İman edip Allah yolunda hicret edip cihad edenler (fedakârlık yapanlar), (muhacirleri) barındırıp yardım edenler (ensar) var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.

Muhammed Esed

Ve o imana erişen, zulmün hüküm sürdüğü diyardan göç eden ve Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı gösteren kimselerle (onlara) kol kanat gerip yardım eden kimseler; işte bunlardır, gerçekten inanan kimseler! Günahlarından bağışlanma ve çok kutlu bir rızık beklemektedir onları.

Mustafa İslamoğlu

Hani o imanda sebat eden, zulüm diyarından göç eden, Allah yolunda var gücüyle çaba gösteren ve onlara kucak açıp yardım edenler var ya: onlar gerçek birer mü'mindirler: Onları, engin bir bağış ve görkemli bir rızık beklemektedir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve o kimseler ki, imân ettiler ve muhâcerette bulundular ve Allah yolunda cihada atıldılar. Ve o kimseler ki, (muhacirleri) barındırdılar ve yardım ettiler. İşte bihakkın mü'min olanlar onlardır. Onlar için bir mağfiret vardır ve bir kerîm rızık vardır.

Ömer Öngüt

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler, muhacirleri barındıranlar var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş bir rızık vardır.

Suat Yıldırım

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onlara kucak açıp yardım eden Ensar var ya, İşte gerçek müminler bunlardır. Bunlara bir mağfiret, pek değerli bir nasip vardır.

Süleyman Ateş

Onlar ki, inandılar, hicret ettiler, Allah yolunda savaştılar ve onlar ki, (göçmenleri) barındırdılar ve (onlara) yardım ettiler, işte gerçek mü'minler onlardır. Onlar için bağış ve bol rızık vardır.

Süleymaniye Vakfı

İnanıp güvenen, hicret eden ve Allah yolunda cihat edenler /ellerinden geleni yapanlar ile bunları barındırıp yardım edenler var ya işte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için bağışlanma ve değerli rızık vardır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İnanıp güvenerek hicret eden ve Allah yolunda mücadele (cihad) edenler ile bunları barındırıp yardım edenler (ensar) var ya; işte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için bağışlama ve bol rızık vardır.

Şaban Piriş

İman edip, hicret eden, Allah yolunda cihat eden, barındıran ve yardım edenler, işte onlar gerçek müminlerdir. Onlara bağış ve bol rızıklar vardır.

Tefhim-ul Kuran

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.

Ümit Şimşek

İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler ve onları barındırıp onlara yardım edenler-işte onlar hakkıyla mü'min olanlardır. Onlar için bir bağışlanma ve pek bol bir rızık vardır.

Yaşar Nuri Öztürk

O inanıp hicret edenler, Allah yolunda didinenler, o barındırıp yardımcı olanlar var ya, gerçek müminler işte onlardır! Bir bağışlanma var onlar için, bol bir rızık var.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

İman gətirən, hicrət edən və Allah yolunda cihad edənlər və sığınacaq verib köməklik göstərənlər – məhz onlar həqiqi möminlərdir. Onlar üçün bağışlanma və bolluca ruzi vardır.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

İman gətirib (Məkkədən Mədinəyə) köçənlər, Allah yolunda cihad edənlər (mühacirlər) və (Peyğəmbərlə mühacirlərə) sığınacaq verib kömək edənlər (ənsar) – məhz onlar həqiqi möʼminlərdir. Onları (axirətdə) bağışlanma və tükənməz (gözəl, minnətsiz) ruzi gözləyir!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die Gläubigen, die aus der Heimat auswanderten und für Gottes Sache kämpften und die, die den Ausgewanderten Aufnahme und Beistand gewährten, das sind die wahrhaft Gläubigen. Ihnen kommen Vergebung und edle Gaben zu.

Almanca — Der Edle Quran

Und diejenigen, die glauben und ausgewandert sind und sich auf Allahs Weg abgemüht haben, und diejenigen, die (jenen) Zuflucht gewährt und geholfen haben, das sind die wahren Gläubigen. Für sie gibt es Vergebung und ehrenvolle Versorgung.

Almanca — M. A. Rassoul

Und diejenigen, die geglaubt haben und ausgewandert sind und für Allahs Sache gekämpft haben, und jene, die (ihnen) Herberge und Hilfe gaben - diese sind in der Tat wahre Gläubige. Ihnen wird Vergebung und eine ehrenvolle Versorgung zuteil sein.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und diejenigen, die den Iman verinnerlicht, Hidschra unternommen, Dschihad fi-sabilillah geleistet haben, und diejenigen, die (ihnen) Unterkunft gewährt und zum Sieg verholfen haben, diese sind die wahren Mumin. Für sie gibt es Vergebung und edles Rizq.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And those who conformed to Islam and emigrated to where they could best serve Allah, and strove in His cause with their wealth and their lives, as well as those who gave them refuge and afforded them help, are the recipients of Allah's blessings. These are indeed the faithful who are conscientious in the fulfillment of their duty to Allah, they shall be graced with forgiveness and blessed provisions.

Abdul Haleem

Those who believed and emigrated, and struggled for God’s cause, and those who gave refuge and help- they are the true believers and they will have forgiveness and generous provision.

Abdullah Yusuf Ali

Those who believe, and adopt exile, and fight for the Faith, in the cause of Allah as well as those who give (them) asylum and aid,- these are (all) in very truth the Believers: for them is the forgiveness of sins and a provision most generous.

Abul A'la Maududi

Those who believe and have migrated and strove in the way of Allah, and those who gave them refuge and help - it is they who are the true believers. Theirs shall be forgiveness and honourable sustenance.

Aisha Bewley

Those who have iman and have made hijra and done jihad in the Way of Allah and those who have given refuge and help, they are the true muminun. They will have forgiveness and generous provision.

Al-Hilali & Khan

And those who believed, and emigrated and strove hard in the Cause of Allâh (Al-Jihâd), as well as those who gave (them) asylum and aid - these are the believers in truth, for them is forgiveness and Rizqun Karîm (a generous provision i.e. Paradise).

Ali Quli Qarai

Those who have believed, migrated, and waged jihād in the way of Allah, and those who gave them shelter and help, it is they who are truly the faithful. For them shall be forgiveness and a noble provision.

Amatul Rahman Omar

And those who have believed and emigrated and strove hard for the cause of Allâh, and those who have given (them) refuge and have helped, it is these indeed who are the true believers. For them is (His) protection (against sins) and an honourable provision (from Him).

Arthur John Arberry

And those who believe, and have emigrated and struggled in the way of God. those who have given refuge and help those in truth are the believers, and theirs shall be forgiveness and generous provision.

Bijan Moeinian

Those who chose to believe and emigrated and offered their best in the cause of God, as well as those who welcomed and helped them, they are true believers. Theirs is forgiveness and a great reward.

E. Henry Palmer

Those who believe and have fled and fought strenuously in God's cause, and those who have given a refuge and a help, those it is who believe; to them is forgiveness and generous provision due.

Edip-Layth

Those who have acknowledged and emigrated and strived in the cause of God, and those who sheltered and supported, these are truly those who acknowledge. They will have forgiveness and a generous provision.

George Sale

But as for them who have believed, and left their country, and have fought for God's true religion, and who have allowed the prophet a retreat among them, and have assisted him, these are really believers; they shall receive mercy, and an honourable provision.

Hamid S. Aziz

Those who believe and have left their homes and striven strenuously in the cause of Allah, and those who have given them a refuge and a help, these are the believers. For them is forgiveness and generous provision.

Mahmoud Ghali

And the ones who have believed, and have emigrated, and have striven in the way of Allah, and the ones who have given abode and helped towards victory, those are they (who truly) are believers; they will have forgiveness and an honorable provision.

Marmaduke Pickthall

Those who believed and left their homes and strove for the cause of Allah, and those who took them in and helped them - these are the believers in truth. For them is pardon, and bountiful provision.

Mohamed Ahmed - Samira

Those who accepted the faith and abandoned their homes, and struggled in the cause of God, and those who gave them shelter and helped them, are veritably true believers. For them is forgiveness and noble sustenance.

Muhammad Asad

And they who have attained to faith, and who have forsaken the domain of evil and are striving hard in God's cause, as well as those who shelter and succour [them]-it is they, they who are truly believers! Forgiveness of sins awaits them, and a most excellent sustenance.

Mustafa Khattab

Those who believed, migrated, and struggled in the cause of Allah, and those who gave ˹them˺ shelter and help, they are the true believers. They will have forgiveness and an honourable provision.

Progressive Muslims

And those who have believed and emigrated and strived in the cause of God, and those who sheltered and supported, these are truly the believers. They will have a forgiveness and a generous provision.

Sahih International

But those who have believed and emigrated and fought in the cause of Allah and those who gave shelter and aided - it is they who are the believers, truly. For them is forgiveness and noble provision.

Sam Gerrans

And those who heed warning, and emigrate, and strive in the cause of God, and those who give shelter and help: it is they who are the believers in truth; they have forgiveness and a noble provision.

Shabbir Ahmed

Those who believed and emigrated, and strove in the Cause of Allah, and those who hosted them and supported them, are True believers. For them is protection of forgiveness and honorable provision.

Syed Vickar Ahamed

And those who believe, and adopt exile (by emigrating or leaving their homes), and fight for Faith in the Cause of Allah, as well as those who give (them) protection and help, these are (all) very truly the believers: For them is the forgiveness of sins and things (of rewards) most generous.

Taqi Usmani

Those who have believed and emigrated and carried out Jihād in the way of Allah, and those who gave refuge and help, both are the believers in truth. For them there is forgiveness and a respectful provision.

The Monotheist Group

And those who have believed and emigrated and strived in the cause of God, and those who have sheltered and supported, these are truly the believers. They will have a forgiveness and a generous provision.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et ceux qui ont cru, émigré et lutté dans le sentier dʹAllah, ainsi que ceux qui leur ont donné refuge et porté secours, ceux-là sont les vrais croyants: à eux, le pardon et une récompense généreuse.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku bawerî anîn û (ji warê xwe) hicret kirin û di riya (dînê) Xwedê de cîhad kirin û ew ên ku (muhacir) vehewandin û arîkariya wan kirin, ha ew bawermendên rasteqîn in. Ji bo wan lêborîn û risqekî fireh û xweş heye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij die geloven en uitgeweken zijn en zich op Gods weg inspannen en zij die onderkomen en hulp gegeven hebben, dat zijn zij die echt geloven; voor hen is er vergeving en een voortreffelijke voorziening.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Maar zij die geloofd en hunne woningen verlaten, en voor des Heeren waren godsdienst hebben gestreden, en den profeet eene schuilplaats verleend en hem ondersteund hebben, deze zijn waarlijk geloovigen, zij zullen vergiffenis en edelmoedige ondersteuning ontvangen.

Hollandaca — Siregar

En degenen die geloven en zijn uitgeweken en hebben gestreden op de Weg van Allah, en degenen die onderdak hebben gegeven en hulp hebben verleend: zij zijn het die de ware gelovigen zijn. Voor ben is er vergeving en een edele voorziening.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

А те, которые уверовали и переселились (к Посланнику Аллаха в город Медину) и усердствовали на пути Аллаха (чтобы возвысить Слово Аллаха), и те, которые дали убежище (переселившимся ради Аллаха) и помогли (Истинной Вере, Пророку и переселившимся верующим), – те [такие, кто совершил все это] являются верующими по истине [истинными верующими, которые и в душе и на делах уверовали в то, что ниспослал Аллах]. Им – прощение (от Аллаха) (их грехам), и щедрый удел [Рай].

Rusça — Osmanov

А те, которые уверовали, переселились [в Медину] и боролись на пути Аллаха, и те, которые дали им приют и поддержали их, - воистину, они и есть подлинно верующие. Им уготовано прощение и щедрый удел [в будущем мире].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och de som har antagit tron och utvandrat från ondskans rike och strävar och kämpar för Guds sak, och de som har gett (utvandrarna) husrum och hjälp - de är de verkligt sanna troende. (Gud) skall förlåta dem (deras synder) och frikostigt sörja för deras behov.