(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
yevme yukşefu ǎn sāḳin ve yud'ǎvne ilā s-sucūdi fe lā yesteTīǔne / ḣāşiǎten ebSāruhum terheḳuhum ƶilletun ve ḳad kānū yud'ǎvne ilā s-sucūdi ve hum sālimūne
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (82 / 82 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Gözleri yere dikilir, üstlerine aşağılık çöker ve gerçekten de sağ esenken de secdeye dâvet edilmişlerdir de secde etmemişlerdi.
Abdulkadir Gölpınarlı
Gözleri yere dikilir, üstlerine aşağılık çöker ve gerçekten de sağ esenken de secdeye dâvet edilmişlerdir de secde etmemişlerdi.
Adem Uğur
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Ahmed Hulusi
Gözleri dehşetten önlerine eğik, zillet halinde! Oysa onlar akılları başlarında dünyada iken secdeye davet olunuyorlardı.
Ahmet Tekin
Onlar, dünyada, rahatları, huzurları yerinde iken, secdelere, imana, İslâm’a, namaza davet edildikleri halde, davete icabet etmedikleri için, o gün, gözleri korku ve saygıyla dolu, işarete bile mecalleri olmayacak durumda, düşkün bir halde, kendilerini bir zillet sararken secdeye güçleri yetmeyecek.
Ahmet Varol
Gözleri düşkün bir halde. Kendilerini de zillet bürür. Oysa onlar sağlamken secdeye çağrılıyorlardı.
Ali Bulaç
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Ali Fikri Yavuz
Gözleri düşkün bir halde, kendilerini bir zillet saracaktır. Halbuki, vaktiyle (dünyada) başları selâmette iken, bu secdeye davet olunuyorlardı; (da onu kabul etmiyorlardı).
Ali Rıza Safa
Bakışları düşmüş, onları bir aşağılanma kaplamıştır. Oysa sapasağlamken secdeye çağırılıyorlardı.
Bayraktar Bayraklı
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde, kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Bekir Sadak
(42-43) O gun isin dehsetinden baldirlar acilir; gozleri donmu3gj olarak yuzlerini zillet burur; Secdeye cagirilirlar ama buna gucleri yetmez. Oysa, kendileri sapasaglam olduklari zaman secdeye cagirilmislardi.
Celal Yıldırım
Gözleri korkudan kararmış halde kendilerini zillet sarıvermiştir. Oysa (daha önce Dünya'da) kendileri sağlam ve sıhhatli iken secdeye çağrılırlardı.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. Halbuki onlar, yapabilecek durumda iken de secdeye çağrılmışlardı.
Diyanet İşleri
(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
Diyanet İşleri (eski)
(42-43) O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
Diyanet Vakfi
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur. Oysa onlar, o secdeye sağ salim iken davet ediliyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur, halbuki o secdeye onlar sağ salim iken da'vet olunuyorlardı.
Erhan Aktaş
O Gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
O gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
O gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.
Fizilal-il Kuran
Gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye davet edildiler fakat secde etmezlerdi.
Gültekin Onan
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Hamdi Döndüren
Gözleri öne eğik olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlıklarında da secdeye davet edilirlerdi.
Hasan Basri Çantay
(Evet, secdeye da'vet edilecekler) gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye (dünyada) herşeyden salim ve sapasağlam iken da'vet ediliyorlardı.
Hasib Asutay
Gözleri düşük bir halde kendilerini zillet bürür. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Hayrat Neşriyat
(O gün kâfirlerin, pişmanlıktan) gözleri öne düşmüş bir hâlde, kendilerini bir zillet kaplar. Hâlbuki onlar (dünyada) sıhhatli kimseler iken, (okunan ezanlarla) doğrusu secdeye çağrılıyorlardı (fakat namaz kılmıyorlardı).
İbni Kesir
Gözleri dönmüş olarak, yğzlerini zillet bürür. Halbuki kendileri sapa* sağlam oldukları vakit secdeye çağırılmışlardı.
Mehmet Okuyan
Kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (sıkıntıdan) yıkılmış bir hâlde (olacaktır). (Oysa) onlar, sağlamken secde etmeye davet edilmişlerdi.
Muhammed Esed
(işte o Gün) gözleri zilletin ağırlığıyla ürkekleşip durgunlaşacaktır; çünkü hayatta iken (Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılmaları (boşa gitmişti).
Mustafa İslamoğlu
Bakışları gerçeğin dehşetinden yere düşmüş, kendilerini bir zillet kuşatmıştır; zira onlar, becerebilecekleri bir haldeyken secdeye çağrılmışlardı (da reddetmişlerdi).
Ömer Nasuhi Bilmen
Gözleri kararmış, kendilerini zillet kaplamış (bulunurlar). Halbuki onlar sapasağlam iken bu secdelere dâvet olunuyorlardı.
Ömer Öngüt
Gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür. Halbuki onlar sapasağlam iken de secde etmeye dâvet ediliyorlardı.
Suat Yıldırım
Gözleri yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Halbuki dünyada bedenleri sağlam, âzaları salim iken de secdeye dâvet edilirler, ama bunu yapmazlardı.
Süleyman Ateş
Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler (fakat secde etmezler)di.
Süleymaniye Vakfı
Bakışları öne eğik, aşağılanmışlık her yanlarını sarmış halde olacaklar. Halbuki onlar sağ salim iken de secdeye çağrılmışlardı (ama yapmamışlardı).
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Saygıyla önlerine bakacaklar, alçaklık her yanlarını saracak. Onlar bu hale gelmeden önce de secdeye çağrılmışlardı.
Şaban Piriş
Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet bürümüş/perişan olmuşlardır. Oysa onlar, selamette iken secdeye çağrılmışlardı.
Tefhim-ul Kuran
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük,' kendilerine de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Ümit Şimşek
Gözleri baygın düşmüş, kendilerini zillet kaplamıştır. Halbuki sapasağlam iken de onlar secdeye çağrılmışlardı
Yaşar Nuri Öztürk
Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
onların baxışları yazıq görkəm alacaq, özlərini də zillət bürüyəcəkdir. Hərçənd ki, onlar dünyada ikən sağ-salamat halda səcdə qılmağa dəvət olunurdular.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
Gözləri zəlilcəsinə yerə dikiləcək, özlərini də zillət bürüyəcəkdir. Halbuki onlar (dünyada) sağlam olduqları ikən səcdəyə dəʼvət olunurdular.
Almanca (4)
Almanca — Al-Azhar
Mit niedergeschlagenen Blicken und mit Schande beladen stehen sie da. Sie wurden doch im irdischen Leben aufgefordert, sich vor Gott niederzuwerfen, als sie es konnten, aber sie taten es nicht.
Almanca — Der Edle Quran
während ihre Blicke demütig sind und Erniedrigung sie bedeckt. Dabei waren sie doch bereits aufgefordert worden, sich (anbetend) niederzuwerfen, als sie (noch) heil waren.
Almanca — M. A. Rassoul
Ihre Blicke werden niedergeschlagen sein, (und) Schande wird sie bedecken; denn sie waren (vergebens) aufgefordert worden, sich anbetend niederzuwerfen, als sie wohlbehalten waren.
Almanca — Muhammad Zaidan
ihre Blicke sind (vor Ehrfurcht) gesenkt, und Demütigung überkommt sie. Und bereits wurden sie zum Sudschud aufgefordert, als sie heil waren.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
They stand drooping their sight and drooping their souls, hollow-eyed, gazing in bewilderment and fear and gazing their souls away, mortified, despaired of hope and discredited by the base and ignominious cover of their quality and conduct; yet they were admonished in life to bow to the ground in adoration when conditions were wholesome but they did not
Abdul Haleem
and their eyes will be downcast and they will be overwhelmed with shame: they were invited to prostrate themselves when they were safe [but refused].
Abdullah Yusuf Ali
Their eyes will be cast down,- ignominy will cover them; seeing that they had been summoned aforetime to bow in adoration, while they were whole, (and had refused).
Abul A'la Maududi
Their eyes shall be downcast and ignominy shall overwhelm them. For when they were safe and sound, they were summoned to prostrate themselves, (and they refused).
Aisha Bewley
Their eyes will be downcast, darkened by debasement; for they were called on to prostrate when they were in full possession of their faculties.
Al-Hilali & Khan
Their eyes will be cast down and ignominy will cover them; they used to be called to prostrate themselves (offer prayers), while they were healthy and good (in the life of the world, but they did not).
Ali Quli Qarai
With a humbled look [in their eyes], they will be overcast by abasement. Certainly they were summoned to prostrate themselves while they were yet sound.
Amatul Rahman Omar
Their looks will be downcast and they will be overwhelmed with disgrace. (Before this state of theirs) they had been called upon to prostrate themselves (before God) while they were (still) safe and sound (but they had refused).
Arthur John Arberry
humbled shall be their eyes, and abasement shall overspread them, for they had been summoned to bow themselves while they were whole.
Bijan Moeinian
Their eyes full of shame and sorrow they will be reminded of the time that they had the opportunity to fall down in prostration and worship their Lord but they refused to.
E. Henry Palmer
Lowering their looks, abasement shall attack them, for they were called to adore while yet they were safe!
Edip-Layth
With their eyes subdued, humiliation will cover them. They were invited to prostrate when they were whole and able.
George Sale
Their looks shall be cast down: Ignominy shall attend them: For that they were invited to the worship of God, while they were in safety, but would not hear.
Hamid S. Aziz
Their looks cast down, abasement shall overtake them seeing that they had been called upon to make obeisance indeed while yet they were safe.
Mahmoud Ghali
Submissive will be their be holdings, (i. e., gazes) humbleness oppressing them. And they had been already called to prostrate themselves while (Literally: and) they were safe.
Marmaduke Pickthall
With eyes downcast, abasement stupefying them. And they had been summoned to prostrate themselves while they were yet unhurt.
Mohamed Ahmed - Samira
Lowered will be their eyes, disgrace overwhelming them. They had indeed been called to bow in homage when they were free of blame.
Muhammad Asad
downcast will be their eyes, with ignominy overwhelming them - seeing that they had been called upon [in vain] to prostrate themselves [before Him] while they were yet sound [and alive].
Mustafa Khattab
with eyes downcast, totally covered with disgrace. For they were ˹always˺ called to prostrate ˹in the world˺ when they were fully capable ˹but they chose not to˺.
Progressive Muslims
With their eyes subdued, humiliation will cover them. They were invited to prostrate when they were whole and able.
Sahih International
Their eyes humbled, humiliation will cover them. And they used to be invited to prostration while they were sound.
Sam Gerrans
Their eyes will be humbled, humiliation covering them, for they had been invited to the Submission when they were whole.
Shabbir Ahmed
Their eyes drooping, humiliation will overwhelm them! And they had been repeatedly invited to prostrate when they were able.
Syed Vickar Ahamed
Their eyes will be cast down— Intense shame will cover them: Seeing that they had been summoned before to prostrate themselves (in love and prayer to Allah and His admiration) while they were whole, (human beings in this world and they had refused).
Taqi Usmani
With their eyes downcast, they will be enveloped by ignominy. They used to be called upon to prostrate when they were healthy (but they did not.)
The Monotheist Group
With their eyes subdued, humiliation will cover them. They were invited to prostrate when they were whole and able.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Leurs regards seront abaissés, et lʹavilissement les couvrira. Or, ils étaient appelés à la Prosternation au temps où ils étaient sains et saufs!...
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Çavên wan bitirs e, zelîlî wan digre. Birastî berê daxwaz ji wan dihate kirin ku biçin sicûdê (dîsa jî ew neçûn sicûdê), digel ku ew saxlem û rihet bûn jî.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
terwijl zij met hun deemoedige blikken met vernedering overdekt worden. Toch waren zij opgeroepen zich eerbiedig neer te buigen toen zij nog in veiligheid waren.
Hollandaca — Salomo Keyzer
Hunne oogen zullen nedergeslagen zijn en zij zullen door de schande worden gevolgd, omdat zij tot de vereering van God werden uitgenoodigd, terwijl zij in zekerheid waren, maar niet wilden hooren.
Hollandaca — Siregar
Hun ogen zullen angstig teneergeslagen zijn, vernedering zal hen bedekken. En waarlijk, zij werden opgeroepen om zich neer te knielen, terwijl zij (nog) gezond waren.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
С поникшими (от страха) взорами, постигло их (сильное) унижение (от наказания Аллаха), а ведь раньше (в земной жизни) звали их совершить поклон ниц, в то время когда они были в благополучии [будучи способными совершать поклоны ради Аллаха, они не совершали их из-за своего высокомерия].
Rusça — Osmanov
Глаза их потупятся долу, и постигнет их унижение. А ведь их призывали пасть ниц [в этом мире], когда они были во здравии!
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
(De skall stå) med sänkta huvuden, överväldigade av skam, eftersom de redan (i livet), friska (till kropp och själ), uppmanades att falla ned (inför Honom men vägrade).