Hadid Suresi 27. Ayet — Elfaz
Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.
1ثُمَّṧummesonra, ayrıcaBağlaç
2قَفَّيْنَاḳaffeynāardarda gönderdikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · Tef'îl Bâbıق ف وTakip etmek, peşinden gitmek, arkasından yürümek, izinden gitmek, ayak izlerini takip etmek, takip etmesine veya başarılı olmasına neden olmak.
3عَلٰٓىǎlāüzerineHarf-i Cer
4اٰثَارِهِمْāṧārihimbunların izleriİsim+Zamirا ث رİz bırakmak, etki etmek, tesir etmek, işaret bırakmak, iz sürmek, nakletmek, rivayet etmek, tercih etmek, seçmek
5بِرُسُلِنَاbi rusulināelçilerimiziHarf-i Cer+İsim+Zamirر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
6وَقَفَّيْنَاve ḳaffeynāve onların ardına kattıkBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · Tef'îl Bâbıق ف وTakip etmek, peşinden gitmek, arkasından yürümek, izinden gitmek, ayak izlerini takip etmek, takip etmesine veya başarılı olmasına neden olmak.
7بِعِيسَىbi ǐysāÎsa'yıHarf-i Cer+Özel İsim
9مَرْيَمَmeryemeMeryemÖzel İsim
10وَاٰتَيْنَاهُve āteynāhuve ona verdikBağlaç+Mazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
11الْاِنْجِيلَl-incīleİncil'iMarife (Belirlilik Takısı)+Özel İsim
12وَجَعَلْنَاve ceǎlnāve koydukBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak
13فِيfīiçineHarf-i Cer
15الَّذِينَ(e)lleƶīneİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
16اتَّبَعُوهُttebeǔhuona uyanlarınMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmek
17رَأْفَةًra'fetenşefkatİsimر ا فMerhametli/nazik/şefkatli olmak, acımak, uzlaştırmak, şefkat, hoşgörülü, yumuşak
19وَرَهْبَانِيَّةًve rahbāniyyetenve ruhbanlığıBağlaç+İsimر ه بKorkmak, çekinmek, dehşete düşmek, ürkmek, sakınmak, korkuya kapılmak, kaçınmak
20ابْتَدَعُوهَاbtedeǔhāicadettikleriMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıب د عYaratıcı, yenilik, yeni, icat etmek.
21مَاmāHarf-i Nefi
22كَتَبْنَاهَاketebnāhābiz yazmamıştıkMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvet
23عَلَيْهِمْǎleyhimonlaraHarf-i Cer+Zamir
24اِلَّاillādışında bir şeyHasr Edatı
27اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
28فَمَاfe māamaİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nefi
29رَعَوْهَاraǎvhāona uymadılarMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibر ع يOtlatmak, beslemek, otlamak, doğru gözlemlemek, düzeni korumak, yönetmek, dikkat etmek, gözetmek, dikkatli olmak, izlemek, önem vermek. Sürüleri besleyen kişi, çoban. ri'ayatun - doğru gözetim. mar'an - otlak. ra'a (fiil 3) - gözlemlemek/saygı göstermek, bakmak, dinlemek, kulak vermek, dikkatle dinlemek. ra'ina - bizi dinle (hitap edilen kişiye saygısızlık göstermek için de kullanılan bir ifade).
30حَقَّHaḳḳahakkıylaİsimح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmek
31رِعَايَتِهَاriǎāyetihāriayet ederekİsim+Zamirر ع يOtlatmak, beslemek, otlamak, doğru gözlemlemek, düzeni korumak, yönetmek, dikkat etmek, gözetmek, dikkatli olmak, izlemek, önem vermek. Sürüleri besleyen kişi, çoban. ri'ayatun - doğru gözetim. mar'an - otlak. ra'a (fiil 3) - gözlemlemek/saygı göstermek, bakmak, dinlemek, kulak vermek, dikkatle dinlemek. ra'ina - bizi dinle (hitap edilen kişiye saygısızlık göstermek için de kullanılan bir ifade).
32فَاٰتَيْنَاfe āteynābiz de verdikİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
33الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselereİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
34اٰمَنُواāmenūiman eden(lere)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
35مِنْهُمْminhumonlardanHarf-i Cer+Zamir
36اَجْرَهُمْecrahummükafatlarınıİsim+Zamirا ج رödül/tazminat/karşılık, hizmet için ücret/ödeme/maaş, kar
37وَكَثِيرٌve keṧīrunfakat birçoğuBağlaç+İsimك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.
38مِنْهُمْminhumonlardanHarf-i Cer+Zamir