(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُكُرٍ خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ

fe tevelle ǎnhum yevme yed'u d-dāǐ ilā şey'in nukurin / ḣuşşeǎn ebSāruhum yeḣrucūne mine l-ecdāṧi keennehum cerādun munteşirun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَتَوَلَّfe tevelleو ل يyakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmaköyleyse sen de yüz çevir
2عَنْهُمْǎnhumonlardan
3يَوْمَyevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecigün
4يَدْعُyed'uد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmekçağıracağı
5الدَّاعِd-dāǐد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmekçağırıcının
6اِلٰىilā
7شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişbir şeye
8نُكُرٍnukurinن ك رHoşlanmamak, tanımamak, reddetmek, dil veya ceza ile onaylamamak, zor olmak, güç olmak, tiksinti duymak, suçlamakgörülmemiş tanınmamış
1خُشَّعًاḣuşşeǎnخ ش عAlçakgönüllü/mütevazı/itaatkar olmak, sessiz ve alçak olmak, gözleri veya sesi kısmak, batış yerinde batmak/neredeyse kaybolmak, tutulmak/uzaklaşmak, zayıflamak, solmak/kurumak, davranışta veya seste veya gözlerde alçakgönüllülük taklidi yapmak, bir şeyi fırlatmak, başı ve vücudu eğmek, korkak olmak.korkarak
2اَبْصَارُهُمْebSāruhumب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıgözleri
3يَخْرُجُونَyeḣrucūneخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakçıkarlar
4مِنَmine-den
5الْاَجْدَاثِl-ecdāṧiج د ثKendine bir mezar veya türbe yapmak; bir mezar veya türbe.kabirler-
6كَاَنَّهُمْkeennehumtıpkı gibidirler
7جَرَادٌcerādunج ر دBir şeyi veya kişiyi soymak/mahrum bırakmak/çıplak bırakmak, bir şeyi çekip çıkarmak, bir şeyi soymak/kabuğunu çıkarmak, budamak veya çıplak bırakmak, (bir kılıcı) kınından çıkarmak, bir şeyi ayırmak/koparmak, bir ayin veya tören gerçekleştirmek, birinden isteği dışında almak, kendini özenle ve münhasıran adamak veya uygulamak.çekirgeler
8مُنْتَشِرٌmunteşirunن ش رYaymak, canlandırmak, yeniden hayata döndürmek, genişlemek, açığa çıkarmak, açmak, genişletmek, sergilemek, yaymak.yayılan

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Gözleri yerde, kabirlerden çıkarlar, sanki onlar, dağılmış çekirgelerdir.

Abdulkadir Gölpınarlı

Gözleri yerde, kabirlerden çıkarlar, sanki onlar, dağılmış çekirgelerdir.

Adem Uğur

Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.

Ahmed Hulusi

Gözleri dehşetten önlerine eğik halde, sanki yayılan çekirge sürüsü misali, cedeslerinden (kozalarından) çıkıyorlar.

Ahmet Tekin

Kâfirler, bakışları, korku ve saygıdan perişan bir halde, savrulan çekirge sürüleri gibi kabirlerden çıkarlar.

Ahmet Varol

Gözleri düşkün (zillet içinde), sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Ali Bulaç

Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Ali Fikri Yavuz

(Korkudan) gözleri baygın olarak kabirlerden çıkacaklar; etrafa yayılan çekirgeler gibi...

Ali Rıza Safa

Alçalmış bakışlarla, yayılan çekirgeler gibi mezarlarından çıkarlar.

Bayraktar Bayraklı

Gözleri korkudan perişan bir vaziyette, etrafa saçılmış çekirgeler gibi bulundukları yerden çıkarlar.

Bekir Sadak

(7-8) Gozleri dalgin dalgin, cekirgeler gibi yayilmis, o cagirana kosarak kabirlerden cikarlar. Inkarcilar: «Bu, zorlu bir gundur» derler.

Celal Yıldırım

Onlar da gözleri korkudan önlerine eğik bir halde kabirlerinden çıkarlar; tıpkı etrafa yayılan çekirge misâli.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(7-8) Gözlerini korku bürümüş halde kabirlerinden çıkıp etrafa yayılmış çekirgeler gibi o çağrıcıya doğru koşarlar. İnkârcılar, “Bu, gerçekten zor bir gün!” derler.

Diyanet İşleri

(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

Diyanet İşleri (eski)

(7-8) Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: 'Bu, zorlu bir gündür' derler.

Diyanet Vakfi

(7-8) Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Gözleri düşkün düşkün sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gözleri düşgün düşgün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler gibi

Erhan Aktaş

Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.

Fizilal-il Kuran

Mezarlarından donuk ve ürkek bakışlarla çıkarak çekirge sürüsü gibi etrafa yayılırlar.

Gültekin Onan

Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Hamdi Döndüren

(O gün, onlar) gözleri düşkün olarak kabirlerinden çıkarlar. Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibidirler.

Hasan Basri Çantay

gözleri zelil ve hakıyr (dönüş) olarak, (hepsi de) çıvgın (ve yaygın) çekirgeler gibi, kabirler (in) den çıkacaklar,

Hasib Asutay

Gözleri düşkün olarak, yayılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

Hayrat Neşriyat

(7-8) (O gün) gözleri (korku içinde) baygın olarak kabirlerden çıkarlar; sanki onlar, yayılmış çekirgeler gibi o çağırıcıya (İsrâfîl’e) doğru koşan kimselerdir. Kâfirler (o gün) der ki: 'Bu, pek zor bir gündür!'

İbni Kesir

Gözleri hor ve hakir olarak, yaygın çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Mehmet Okuyan

Etrafa yayılmış çekirgeler gibi bakışları perişan bir hâlde mezarlardan çıkacaklardır.

Muhammed Esed

onlar kederli gözlerle, (rüzgarın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi mezarlarından kalkacaklar,

Mustafa İslamoğlu

onlar yılgın ve bitkin gözlerle, savrulmuş çekirge sürüleri gibi mevzilerinden çıkacaklar;

Ömer Nasuhi Bilmen

Gözlerî zeliller olarak kabirlerinden çıkacaklardır. Sanki onlar dağılmış çekirgelerdir.

Ömer Öngüt

Gözleri dalgın dalgın (zillet ve dehşet içinde), tıpkı etrafa yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Suat Yıldırım

Gözleri korkudan önlerine eğildikçe eğilmiş, dehşet içinde mezarlarından çıkar, yayılmış çekirgeler gibi her tarafı dalga dalga kaplarlar.

Süleyman Ateş

Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.

Süleymaniye Vakfı

bakışları öne eğik vaziyette kabirlerinden çıkacaklar, etrafa yayılan çekirgeler gibi olacaklar,

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Gözleri saygıyla öne eğik olarak kabirlerinden çıkar, çekirge sürüleri gibi olurlar.

Şaban Piriş

(7-8) Gözleri yere yıkık çekirgeler gibi yayılmış o çağırana koşarak kabirlerinden çıkarlar. Kafirler: -Bu, zor bir gün! derler.

Tefhim-ul Kuran

Gözler 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'etrafa serpilen' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Ümit Şimşek

Ürkek bakışlarla, yayılmış çekirgeler gibi mezarlarından çıkarlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Kaymış olarak gözleri, çıkarlar kabirlerden. Sanki çekirgelerdir, çıvgın mı çıvgın!

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

onlar zəlil baxışlarla gözlərini aşağı dikmiş halda ətrafa yayılan çəyirtkələr kimi qəbirlərindən çıxacaqlar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar (o gün) gözlərini zəlilanə aşağı tikib (ətrafa) səpələnmiş çəyirtkələr kimi qəbirlərindən çıxacaqlar.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Mit niedergeschlagenem Blick werden sie wie Unmengen von Heuschrecken aus den Gräbern kommen

Almanca — Der Edle Quran

werden sie mit gedemütigten Blicken aus den Gräbern herauskommen wie ausschwärmende Heuschrecken,

Almanca — M. A. Rassoul

werden sie mit niedergeschlagenen Blicken aus den Gräbern hervorkommen, als wären sie weithin zerstreute Heuschrecken

Almanca — Muhammad Zaidan

erniedrigt sind ihre Blicke, sie kommen aus den Gräbern heraus, als wären sie ausschwärmende Heuschrecken,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Incensed by humiliation reflecting their multiplied wrongs, they will emerge from the graves with downcast eyes in throngs like locusts clustering in myriads,

Abdul Haleem

eyes downcast, they will come out of their graves like swarming locusts

Abdullah Yusuf Ali

They will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad,

Abul A'la Maududi

with down-cast eyes they shall go forth from their graves, as though they were scattered locusts.

Aisha Bewley

they will emerge from their graves with downcast eyes, like swarming locusts,

Al-Hilali & Khan

They will come forth, with humbled eyes from (their) graves as if they were locusts spread abroad,

Ali Quli Qarai

with a humbled look [in their eyes], they will emerge from the graves as if they were scattered locusts,

Amatul Rahman Omar

While (with the sense of remorse) their eyes will be downcast, they will come forth from (their) graves as though they were (swarms of) locusts being scattered about,

Arthur John Arberry

abasing their eyes, they shall come forth from the tombs as if they were scattered grasshoppers,

Bijan Moeinian

They will come out of their graves with the most horrified eyes resembling to a bunch of locusts.

E. Henry Palmer

Humbly casting down their looks shall they come forth from their graves, as though they were locusts scattered abroad!

Edip-Layth

With their eyes humiliated, they come out of the graves like scattered cicadas.

George Sale

they shall come forth from their graves with down-cast looks: Numerous as locusts scattered far abroad;

Hamid S. Aziz

With downcast eyes, they come forth from their graves as if they were scattered locusts,

Mahmoud Ghali

With most submissive be holdings, they will go out of the graves as if they were locusts spread abroad,

Marmaduke Pickthall

With downcast eyes, they come forth from the graves as they were locusts spread abroad,

Mohamed Ahmed - Samira

They will come out of the graves with downcast eyes like an expanding swarm of locusts.

Muhammad Asad

they will come forth from their graves, with their eyes downcast, [swarming about] like locusts scattered [by the wind],

Mustafa Khattab

With eyes downcast, they will come forth from the graves as if they were swarming locusts,

Progressive Muslims

With their eyes humiliated, they come out of the graves like scattered locusts.

Sahih International

Their eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading,

Sam Gerrans

Their eyes humbled, they will come forth from the graves like locusts spreading,

Shabbir Ahmed

They will come forth from their places of rest like a swarm of locusts, but will be thoroughly dispersed with their eyes downcast.

Syed Vickar Ahamed

They will come forth— Their eyes humbled—. From (their) graves, (dazed) like locusts scattered aboard.

Taqi Usmani

With their eyes humbled, they will come out of the graves like locusts spread all over,

The Monotheist Group

With their eyes humiliated, they come out of the graves like scattered locusts.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

les regards baissés, ils sortiront des tombes comme des sauterelles éparpillées,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Çavtirsandî û çavşikestî ji tirban derdikevin, her wekî ew kuliyên belavbûyî ne...

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en zij met hun deemoedige blikken uit de graven tevoorschijn komen alsof zij uiteengejaagde sprinkhanen zijn,

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zullen zij met nedergeslagen blikken uit hunne graven komen, talrijk, als verspreide sprinkhanen.

Hollandaca — Siregar

Met teneergeslagen blikken komen zij uit de graven tevoorschijn, alsof zij verspreidde sprinkhanen zijn.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

с униженными взорами выйдут они [неверующие] из могил, (в своем множестве и движении к месту расчета) подобно саранче рассеявшейся,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

kommer de att stiga ut ur sina gravar, stirrande i marken, och som svärmar av gräshoppor