Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

ve feccernā l-erDe ǔyūnen fe lteḳā l-māu ǎlā emrin ḳad ḳudira

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَفَجَّرْنَاve feccernāف ج رUzunlamasına kesmek/bölmek, parçalamak, havalandırmak, eğmek/yön değiştirmek, şafak/gün doğumu/tan vakti, kaynak, bol miktarda ve aniden, geniş nimet/cömertlik, suyun aktığı yerve fışkırttık
2الْاَرْضَl-erDeا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeyeri
3عُيُونًاǔyūnenع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.kaynaklar halinde
4فَالْتَقَىfe lteḳāل ق يKarşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek veya yönünde ilerlemek.sonra birleşti
5الْمَاءُl-māuم و هsu, yağmursu(ları)
6عَلٰٓىǎlāiçin
7اَمْرٍemrinا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakbir iş
8قَدْḳad
9قُدِرَḳudiraق د رölçmek/kararlaştırmak/belirlemek/sınırlamak/daraltmak, güce sahip olmak, muktedir olmak, bir ölçü, araç, yetenek, bir süre/karar, kader, yazgı, ölçülü, kararlaştırılmıştakdir edilmiş

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve yerden de sular fışkırttık, derken sular, mukadder bir emre göre birleşti.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve yerden de sular fışkırttık, derken sular, mukadder bir emre göre birleşti.

Adem Uğur

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.

Ahmed Hulusi

Arzı da kaynaklarıyla fışkırttık da takdir edilmiş hükümle sular (birbirine) kavuştu!

Ahmet Tekin

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. Her iki su, takdir edilmiş bir planın icrası için birleşmişti.

Ahmet Varol

Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece su(lar) takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Ali Bulaç

Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.

Ali Fikri Yavuz

Böylece arzı da kaynaklar halinde coşturduk. Nihayet iki su (yerin ve göğün suları, Nûh kavmini helâk edecek) muayyen bir ölçü üzerinde birleşiverdi. (Böylece mukadder olan helâk husule geldi.)

Ali Rıza Safa

Ve yeryüzünü kaynaklar biçiminde fışkırttık. Ardından, belirlenmiş bir olgu için sular birleşti.

Bayraktar Bayraklı

Yerden kaynaklar fışkırttık. Her iki su, karar verilmiş bir işin gerçekleşmesi için birleşmişti.

Bekir Sadak

Yeryuzunde kaynaklar fiskirttik; her iki su, takdir edilen bir olcuye gore birlesti.

Celal Yıldırım

Yerden de göz göz sular fışkırttık. Böylece sular, mukadder olan bir hükmün gerçekleşmesi üzerine birleşti.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Yerden de sular fışkırttık; derken sular önceden belirlenmiş bir iş için birleşti.

Diyanet İşleri

Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Diyanet İşleri (eski)

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

Diyanet Vakfi

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular önceden takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yeri de fışkırtık kaynaklar halinde, derken su birleşti bir emr üzerine ki olmuştu öyle mukadder

Erhan Aktaş

Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.

Fizilal-il Kuran

Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Her iki yönden gelen su belirlenen bir görevi yerine getirmek üzere birleşti.

Gültekin Onan

Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık (feccerne). Derken su, takdir edilmiş bir buyruğa karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.

Hamdi Döndüren

Yeri kaynaklar halinde fışkırttık. Derken (yerin ve göğün suyu) takdir edilmiş bir işin olması için birleşiverdi.

Hasan Basri Çantay

Yeri de kaynaklar haalinde (tamamen) fışkırtdık da (Her iki) su (ezelde) takdir edilmiş bir emr üzerinde birleşiverdi.

Hasib Asutay

Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Derken (her iki) su, takdir edilmiş bir iş için birleşti. (5) (5. Gökten inen su ile yerden fışkıran su birleşerek Nuh'un inkârcı kavminin sonunu hazırlamıştır.)

Hayrat Neşriyat

Yeri de kaynaklar hâlinde fışkırttık; derken o su(lar), takdîr edilmiş bir iş (olan tûfan âfeti) için birleşiverdi.

İbni Kesir

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık da su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşiverdi.

Mehmet Okuyan

Yerden de (su) kaynakları fışkırtmıştık. Böylece (bu iki) su, belirlenmiş bir iş (tufan) için birleşmişti.

Muhammed Esed

ve toprağın pınarlar halinde fışkırmasını sağladık ki sular önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etsin

Mustafa İslamoğlu

ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik; ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti.

Ömer Nasuhi Bilmen

(11-12) Biz de gök kapılarını bir çok su ile açtık (pek müthiş bir yağmur yağdırdık). Ve yeri de pınarlar halinde fışkırttık. Artık su, takdir edilmiş bir emre binaen birbirine kavuşuverdi.

Ömer Öngüt

Yeryüzünde de göz göz sular fışkırttık. Böylece sular, takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.

Suat Yıldırım

Yeri pınar pınar fışkırttık. Öyle ki her iki su kütlesi, takdir edilen o işin olması için birleşti.

Süleyman Ateş

Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.

Süleymaniye Vakfı

Yerden de kaynaklar fışkırttık. Böylece kararlaştırılmış bir iş (tufan) için sular birbirine kavuştu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yerden de pınarlar fışkırttık, kararlaştırılan işin olması için sular birbiriyle buluştu.

Şaban Piriş

Yerden de pınarlar fışkırttık. Böylece sular takdir edilen bir iş için birleşti.

Tefhim-ul Kuran

Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.

Ümit Şimşek

Yerden de pınarlar açtık. Her ikisi, belirlenen iş için buluştu.

Yaşar Nuri Öztürk

Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Yeri yarıb bulaqlar qaynatdıq. Göydən tökülən və yerdən çıxan sular əzəldən yazılmış bir iş üçün bir-birinə qovuşdu.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Yeri yarıb (oradan) bulaqlar qaynatdıq. Nəhayət, (göydən axan və yerdən qaynayan) sular (lövhi-məhfuzda) əzəldən müəyyən edilmiş bir iş üçün (tufan məqsədilə) bir-birinə qovuşdu.

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

und brachen die Erde zu hochsprudelnden Brunnen auf. Da trafen die Wassermassen von oben und von unten zusammen gemäß einem von Gott gegebenen Befehl.

Almanca — Der Edle Quran

und ließen aus der Erde Quellen hervorströmen; so traf das Wasser zu einer bereits festgesetzten Angelegenheit zusammen.

Almanca — M. A. Rassoul

und aus der Erde ließen Wir Quellen hervorsprudeln; so vereinigte sich das Wasser zu einem beschlossenen Zweck.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And We made the earth break forth into sudden action and made the water rush violently and copiously forcing springs and passages impetuously through, and the two waters met to accord in one to occasion the event foreordained for those who were wicked.

Abdul Haleem

burst the earth with gushing springs: the waters met for a preordained purpose.

Abdullah Yusuf Ali

And We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed.

Abul A'la Maududi

and We made the earth burst forth with springs, and all this water converged to fulfil that which had been decreed.

Aisha Bewley

and made the earth burst forth with gushing springs. And the waters met together in a way which was decreed.

Al-Hilali & Khan

And We caused springs to gush forth from the earth. So the waters (of the heaven and the earth) met for a matter predestined.

Ali Quli Qarai

and We made the earth burst forth with springs, and the waters met for a preordained purpose.

Amatul Rahman Omar

And We caused the land to burst with gushing springs so that the (two) waters gathered together for a great purpose (of divine punishment) that was decreed.

Arthur John Arberry

and made the earth to gush with fountains, and the waters met for a matter decreed.

Bijan Moeinian

As to the earth, I (God) gushed forth springs so that the water reached as high as desired.

E. Henry Palmer

And we made the earth burst forth in springs, and the waters met at a bidding already decreed.

Edip-Layth

We caused springs to gush out of the earth. Thus the waters met to a command which had been measured.

George Sale

and We caused the earth to break forth into springs; so that the water of heaven and earth met, according to the decree which had been established.

Hamid S. Aziz

And We caused water to gush forth from the land in springs; so the waters gathered together and rose according to a measure already ordained.

Mahmoud Ghali

And We made the earth to erupt forth springs, so the waters met for a Command already estimated.

Marmaduke Pickthall

And caused the earth to gush forth springs, so that the waters met for a predestined purpose.

Mohamed Ahmed - Samira

And We opened up the springs of the earth; and the waters met for a decreed end.

Muhammad Asad

and caused the earth to burst forth with springs, so that the waters met for a purpose pre-ordained:

Mustafa Khattab

and caused the earth to burst with springs, so the waters met for a fate already set.

Progressive Muslims

And We caused springs to gush out of the Earth. Thus the waters met to a command which had been measured.

Sahih International

And caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined.

Sam Gerrans

And caused the earth to gush forth with springs; and the waters met for a predetermined purpose.

Shabbir Ahmed

And caused the earth to gush forth springs so that the waters met together in due measure as decreed.

Syed Vickar Ahamed

And We caused the earth to gush forth with spring so, the waters met (and rose) to the decreed level.

Taqi Usmani

and We caused the earth to gush forth as springs; so the water (of both kinds) met together for a destined event.

The Monotheist Group

And We caused springs to gush out of the earth. Thus the waters met to a command which had been measured.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

et fîmes jaillir la terre en sources. Les eaux se rencontrèrent dʹaprès un ordre qui était déjà décrété dans une chose (faite).

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me ji erdê jî kanî herikandin, vêca bi awayekî ku Xwedê teqdîr kirî ev her du av (ya erd û asmên) gihîştin hev.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En Wij lieten de aarde in bronnen uitbarsten, zodat het water bij elkaar kwam volgens een vastgelegde beschikking.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij deden de aarde waterstralen uitwerpen, zoodat het water van hemel en aarde zich vereenigde, overeenkomstig het vastgestelde besluit.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и вывели Мы из земли источники, и встретилась вода (с неба и вода с земли) по повелению, которое уже было предопределено (чтобы уничтожить неверующих за их неверие).

Rusça — Osmanov

Мы разверзли землю [и извели] родники. И тогда воды [небес и земли] слились по велению предопределенному.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och källor springa fram ur marken så att vattnen möttes - allt i enlighet med (Guds) beslut.