Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve leḳad mekkennāhum fīmā in mekkennākum fīhi ve ceǎlnā lehum sem'ǎn ve ebSāran ve ef'ideten fe mā eğnā ǎnhum sem'ǔhum ve lā ebSāruhum ve lā ef'idetuhum min şey'in iƶ kānū yecHadūne bi āyāti (a)llahi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَقَدْve leḳadve andolsun
2مَكَّنَّاهُمْmekkennāhumم ك نBirine yer vermek, bir konuta yerleştirmek veya kurmak, birinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya yetkilendirmekonlara imkan vermiştik
3فِيمَاfīmāşeyi
4اِنْin
5مَكَّنَّاكُمْmekkennākumم ك نBirine yer vermek, bir konuta yerleştirmek veya kurmak, birinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya yetkilendirmeksize vermediğimiz
6فِيهِfīhionu
7وَجَعَلْنَاve ceǎlnāج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakve yaratmıştık
8لَهُمْlehumonlara
9سَمْعًاsem'ǎnس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamakkulaklar
10وَاَبْصَارًاve ebSāranب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıve gözler
11وَاَفْـِٔدَةًve ef'idetenف ا دKalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için söylendiğinde; coşku veya hevesle heyecanlanmak. Kalp, zihin/akıl, zihin keskinliği/açıklığı.ve gönüller
12فَمَاfe māfakat
13اَغْنٰىeğnāغ ن يİhtiyaçlardan özgür, istekleri olmayan, yeterlilik veya zenginlik durumunda olan; ikamet etti, yaşadı; gelişti, kendine yeten, şarkı söyledi/ilahi okudu; övdü, hicvettisağlamadı
14عَنْهُمْǎnhumkendilerine
15سَمْعُهُمْsem'ǔhumس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamakkulakları
16وَلَاve lāne de
17اَبْصَارُهُمْebSāruhumب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıgözleri
18وَلَاve lāne de
19اَفْـِٔدَتُهُمْef'idetuhumف ا دKalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için söylendiğinde; coşku veya hevesle heyecanlanmak. Kalp, zihin/akıl, zihin keskinliği/açıklığı.gönülleri
20مِنْminbir
21شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşey (yarar)
22اِذْzira
23كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
24يَجْحَدُونَyecHadūneج ح دBir şeyi inkar etmek veya kabul etmemek, cimri veya açgözlü olmak, fakir olmak veya az iyiliğe sahip olmak, dağılmış veya saçılmış olmak, miktar olarak az, kıt olmak.bile bile inkar ediyorlardı
25بِاٰيَاتِbi āyātiا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ayetlerini
26اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
27وَحَاقَve Hāḳaح ي قGeri çekilmek, çevrelemek ve tutmak, kuşatmak, etrafını sarmak, inmek, bunaltmak, sarmak, kaçınılmaz olmak, bir kişi veya şeyi köşeye sıkıştırmak (sadece kötü durumlar için kullanılır), birinin başına gelmek, birine yapışmak ve hak ettiğini bulmak, birisini kıskanmak ve nefret etmek, şiddetli.ve kuşatıverdi
28بِهِمْbihimkendilerini
29مَاşey
30كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinoldukları
31بِهِbihionunla
32يَسْتَهْزِؤُ۫نَyestehziūneه ز اaşağılamak, küçük düşürmek, alay etmek/hakaretler yağdırmak/alaya almak/gülmek. (e.g. huzuwan, 2:67)alay edip duruyor(lar)

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve andolsun ki biz onlara, size vermediğimiz gücü kuvveti vermiştik ve onlara kulak, göz ve gönül vermiştik; derken Allah'ın delillerini, bile bile inkâr ettikleri zaman onlara gelen azâbı, ne kulakları menedebilmişti ve ne gözleri ve ne gönülleri ve alay ettikleri, başlarına gelmişti.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve andolsun ki biz onlara, size vermediğimiz gücü kuvveti vermiştik ve onlara kulak, göz ve gönül vermiştik; derken Allahʼın delillerini, bile bile inkâr ettikleri zaman onlara gelen azâbı, ne kulakları menedebilmişti ve ne gözleri ve ne gönülleri ve alay ettikleri, başlarına gelmişti.

Adem Uğur

Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.

Ahmed Hulusi

Andolsun ki, size vermediğimiz imkanları onlara verdik. . . Onlara kulaklar, gözler ve hakikati kavrayacak kalpler oluşturduk. . . Bile bile Allah'ın işaretlerini inkar etmeleri yüzünden; onların ne kulakları, ne gözleri ve ne de FUADLARı (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - beyne kopyalanmış kalp nöronları) onlardan bir şey savmadı! Alay etmekte oldukları şey onları ihata etti!

Ahmet Tekin

Andolsun, onlara, size vermediğimiz imkân, kudret, iktidar, servet ve itibar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler, akıllar ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri, kalpleri ve akılları onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şeyin gücü kendilerini sarıverdi, işlerini bitirdi.

Ahmet Varol

Andolsun ki, onlara size vermediğimiz imkanları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve gönüller verdik. Ancak kulakları, gözleri ve gönülleri kendilerine bir şey sağlamadı. Çünkü onlar bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi.

Ali Bulaç

Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşattı.

Ali Fikri Yavuz

And olsun ki, biz onlara (mal ve kuvvetten ibaret) öyle şeyler vermiştik ki, size o kuvvet ve iktidarı vermemişizdir. Hem (bu nimeti anlasınlar diye) kendilerine kulak, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat ne onların kulağı, ne gözleri, ne de kalbleri kendilerine bir fayda vermedi; çünkü Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. O istihza ettikleri azab da kendilerini kuşatıverdi.

Ali Rıza Safa

Oysa gerçek şu ki, size vermediğimiz olanakları ve gücü onlara vermiştik. Onlara, kulaklar, gözler ve yürekler de vermiştik. Fakat Allah'ın ayetlerini inkar ettikleri için, ne kulakları ne gözleri ne de yürekleri onlara yarar sağlamadı. Ve alay ettikleri şey, onları kuşattı.

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, onlara, size vermediğimiz imkanları sağlamıştık. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.

Bekir Sadak

Ey Mekke'li putperestler! And olsun ki onlari, sizi yerlestirmedigimiz yerlere yerlestirmistik. Onlara kulaklar, gozler ve kalbler vermistik; ama kulaklari, gozleri ve kalbleri onlara bir fayda saglamadi, zira, Allah'in ayetlerini bile bile inkar ediyorlardi, alaya aldiklari seyler onlari kusatip yokediverdi. *

Celal Yıldırım

And olsun ki, biz onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiş, kendilerine kulaklar, gözler, gönüller vermiştik; fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın âyetlerini bile bile inâdla inkâr ediyorlardı. Alaya alıp eğlendikleri şeyler onları kuşattı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlara, size vermediğimiz imkânlar verdik; kendilerini kulak, göz ve kalplerle donattık. Onlara kulakları da gözleri de kalpleri de hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şeyler kendilerini kuşatıverdi!

Diyanet İşleri

Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.

Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.

Diyanet Vakfi

Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Andolsun ki, Biz onlara, size vermediğimiz güç ve imkanları vermiştik. Onlar için kulaklar, gözler ve gönüller yapmıştık, ama ne kulakları, ne gözleri ve ne de gönülleri kendilerine bir fayda sağladı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. O alay ettikleri şey de kendilerini kuşatıverdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yemin ile söylerim: doğrusu biz onlara öyle şeyler vermiş idik ki size o kuvvet ve mükneti vermemişizdir, hem kendileri için kulak ve gözler, gönüller yapmış idik ki ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri kendilerine bir faide vermedi, zira Allahın ayetlerini inkar ediyorlardı, o istihza ettikleri şey de kendilerini kuşatıverdi

Erhan Aktaş

Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkanlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkanlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkanlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.

Fizilal-il Kuran

Onlara size vermediğimiz servet ve kuvvet vermiştik, onlara kulaklar, gözler ve gönüller yaratmıştık. Fakat ne kulakları ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Zira düşünüp ibret almıyorlardı, tersine bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. Ve alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.

Gültekin Onan

Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duyularını) ve yürekler (efideten) verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne yürekleri (efidetühüm) kendilerine herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Tanrı'nın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey onları sarıp kuşattı.

Hamdi Döndüren

Hiç kuşkusuz, biz size vermediğimiz gücü ve serveti onlara vermiştik, kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler bahşetmiştik. Ancak kulakları, gözleri ve kalpleri, kendilerine bir yarar sağlamadı; çünkü onlar bile bile, Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler. Bu yüzden, alay konusu yaptıkları şey, kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki size bile vermediğiniz imkanlardan (cihetlerden) biz onlara (nice) kudret vermişdik. Onlara kulak (lar), gözler, gönüller de vermişdik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri onlara hiçbir şeyle faide vermedi. Çünkü onlar Allahın ayetlerini bilerek inkar ediyorlardı. (Nihayet) istihza edegeldikleri şey çepçevre kendilerini kuşatıverdi.

Hasib Asutay

Andolsun ki, size (14) vermediğimiz imkânları onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Zira (onlar) Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey, onları kuşatıverdi. (14. Muhatap Mekke kâfirleridir.)

Hayrat Neşriyat

And olsun ki, size kendisi hakkında imkânlar vermediğimiz hususlarda, onlara imkân vermiştik; onlara da kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalbleri onlara hiçbir şeyden fayda vermedi. Çünki Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı da (sonunda) kendisiyle alay etmekte oldukları (azab) onları kuşatıverdi.

İbni Kesir

Andolsun ki; onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik. Ve kendilerine kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Ne var ki; kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı. Çünkü onlar; Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı. Sonunda onları alay ettikleri şey kuşatıverdi.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun ki, onlara size vermediğimiz güç ve servet vermiştik. Kendilerine işitme (duyusu), gözler ve kalpler vermiştik. Fakat işitme (duyusu), gözleri ve kalpleri kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı. Çünkü Allah’ın ayetlerini (bilerek) inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şey, kendilerini kuşatmış (olacak)tır.

Muhammed Esed

Ama (ey sonraki dönemin insanları;) Biz size sağlamadığımız bir emniyet içinde onları yerleştirmiş ve kendilerine kulaklar, gözler ve (kavrayan) kalpler bahşetmiştik; ama Allah'ın mesajlarını reddetmeye devam ettikleri için ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara bir fayda sağlamadı; ve (sonunda) alay ettikleri şey tarafından kuşatılıp alt edildiler.

Mustafa İslamoğlu

Doğrusu onlara orada, size burada vermediğimiz kadar güç ve kudret vermiştik. Onların da işitme, görme ve akletme yetileri başlarından belayı savmaya yetmedi; çünkü onlar Allah'ın mesajlarını bile bile inkar etmiştiler: nihayet alay ettikleri şey onları çepeçevre kuşatıp yok etti.

Ömer Nasuhi Bilmen

Andolsun ki, onları öyle bir şeyde temkin etmiş idik ki, sizi onda temkin etmiş olmadık ve onlar için kulak ve gözler ve kalbler vermiştik. Fakat onlara ne işitmeleri ve ne gözleri ve ne de kalbleri bir şeyden fâidebahş olmadı. Çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı ve onları kendisiyle istihzâ eder oldukları şey kuşatıverdi.

Ömer Öngüt

Andolsun ki onlara size vermediğimizi vermiş, (onları sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiş)tik. Kendilerine kulaklar, gözler ve gönüller vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri onlara bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inatla inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.

Suat Yıldırım

Gerçekten, Biz onlara, size vermediğimiz imkânlar vermiştik. Kulaklar, gözler ve gönüller lütfetmiştik kendilerine. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri kendilerine hiçbir fayda vermedi.Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini bile bile, inatla inkâr ediyorlardı. Neticede alaya aldıkları o azap kendilerini her taraftan sarıverdi.

Süleyman Ateş

Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik, onlara kulaklar, gözler ve gönüller yaratmıştık. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağladı. Zira (düşünüp ibret almıyorlar, tersine) bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.

Süleymaniye Vakfı

Onlara, size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlar için de dinleme yeteneği, basiret /ileri görüşlü olma özelliği ve gönüller oluşturmuştuk ama ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri için dinleme yetenekleri, basiretleri ve gönülleri bir işe yaramadı. Hafife aldıkları şey /o azap onları kuşattı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Aslında onları, size vermediğimiz imkanlarla donatmıştık. Dinleyecek kulakları, basiretli gözleri ve karar verecek yürekleri de vardı. Ayetlerimiz karşısında bile bile yalana sarıldıkları için ne kulakları, ne gözleri ne de yürekleri işe yaradı. Hafife aldıkları (o azap) başlarına geldi.

Şaban Piriş

Onları, size vermediğimiz şeylerle güçlendirmiştik. Onlara, kulak, göz ve kalbler vermiştik. Fakat, kulakları, gözleri ve kalpleri onlara fayda vermedi. Zira Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı ve kendisiyle alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.

Tefhim-ul Kuran

Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkânlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duygularını) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine herhangi bir şey sağlamadı; Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşattı.

Ümit Şimşek

And olsun, size vermediğimiz imkânları Biz onlara vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalpleri bir işe yaramadı; çünkü Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda, alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun, onlara, size vermediğimiz imkan ve kudreti vermiştik. Onlar için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturmuştuk. Fakat, işitme güçleri de gözleri de gönülleri de kendilerine hiçbir yarar sağlamadı/kendilerinden hiçbir şeyi uzaklaştıramadı; çünkü ayetlerimize karşı direniyorlardı. Ve alaya aldıkları şey, onları kuşatıp sardı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Sizə vermədiyimiz imkanları Biz onlara vermişdik. Onlara qulaq, göz və qəlb vermişdik. Lakin nə qulaqları, nə gözləri, nə də qəlbləri onlara heç bir fayda vermədi. Çünki onlar Allahın ayələrini inkar edirdilər. Onları ələ saldıqları əzab bürüdü.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Ey Məkkə əhli!) And olsun ki, Biz onlara verdiyimiz imkanı (var-dövləti, qüdrəti) sizə verməmişdik. Biz onlara qulaq, göz və qəlb vermişdik, lakin nə qulaqları, nə gözləri, nə də qəlbləri onlara heç bir fayda vermədi. Çünki onlar Allahın ayələrini (bilə-bilə) inkar edirdilər. Onları istehza etdikləri (əzab) sardı.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir gaben ihnen an Macht und Reichtum, was Wir euch nicht gegeben haben und gewährten ihnen Gehör, Gesicht und Verstand. Aber weder ihre Ohren, noch ihre Augen oder ihr Verstand nützten ihnen, weil sie Gottes Zeichen verwarfen. So erfaßte sie die vernichtende Strafe, über die sie immer gespottet hatten.

Almanca — Der Edle Quran

Und Wir hatten ihnen ja eine feste Stellung verliehen darin, worin Wir euch keine feste Stellung verliehen haben. Und Wir hatten ihnen Gehör, Augenlicht und Herzen gegeben. Aber weder ihr Gehör, noch ihr Augenlicht, noch ihre Herzen nützten ihnen etwas, da sie Allahs Zeichen zu verleugnen pflegten, und es umschloß sie das, worüber sie sich lustig zu machen pflegten.

Almanca — M. A. Rassoul

Und Wir hatten ihnen Gewalt über das gegeben, worüber Wir euch keine gegeben haben; und Wir hatten ihnen Ohren und Augen und Herzen gegeben. Aber weder ihre Ohren noch ihre Augen noch ihre Herzen nützten ihnen im geringsten (etwas), da sie die Zeichen Allahs leugneten; und sie wurden von dem erfaßt, worüber sie zu spotten pflegten.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und gewiß, bereits festigten WIR sie, worin WIR euch nicht gefestigt haben, und WIR machten ihnen Gehör, Augen und Verstand. Doch weder ihr Gehör, noch ihre Augen, noch ihr Verstand nützten ihnen etwas, da sie ALLAHs Ayat verleugneten. Und sie umgab das, was sie zu verspotten pflegten.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

We had endowed them with power and ability, with diligence and capacities of action, with wealth and knowledge, with mental receiving Dower and talent, and with many qualities which total up to a much higher degree then those that are summed up in you' people. We conferred on them the power of hearing and seeing, faculties divine, and We conferred on them the seat of feeling, understanding and thought, and the seat of consciousness, intellect and volitions, but they' took a bad advantage of thesc divine qualities and misused them, Consequently neither their power of hearing nor that of seeing were of any advantage to them nor did they derive benefit of their intellect or of their volitions; They simply ignored Allah's revelations and signs, and by consequence they were beset on all sides by the same material and immaterial things they mocked at, owing to their inordinate self-esteem.

Abdul Haleem

We had established them in a way we have not established you [people of Mecca]; We gave them hearing, sight, and hearts, yet their hearing, sight, and hearts were of no use to them, since they denied God’s revelations. They were overwhelmed by the punishment they had mocked.

Abdullah Yusuf Ali

And We had firmly established them in a (prosperity and) power which We have not given to you (ye Quraish!) and We had endowed them with (faculties of) hearing, seeing, heart and intellect: but of no profit to them were their (faculties of) hearing, sight, and heart and intellect, when they went on rejecting the Signs of Allah; and they were (completely) encircled by that which they used to mock at!

Abul A'la Maududi

We had established them firmly in a manner We have not established you. We had given them ears and eyes and hearts. But nothing availed them — neither their ears, nor their eyes, nor their hearts, for they denied the Signs of Allah. Then what they had mocked at encompassed them.

Aisha Bewley

We established them far more firmly than We have established you and gave them hearing, sight and hearts. But their hearing, sight and hearts were of no use to them at all when they renounced Allah’s Signs and what they mocked at engulfed them.

Al-Hilali & Khan

And indeed We had firmly established them with that wherewith We have not established you (O Quraish)! And We had assigned them the (faculties of) hearing (ears), seeing (eyes), and hearts; but their hearing (ears), seeing (eyes), and their hearts availed them nothing since they used to deny the Ayât (Allâh’s Prophets and their Prophethood, proofs, evidence, verses, signs, revelations) of Allâh, and they were completely encircled by that which they used to mock at!

Ali Quli Qarai

Certainly We had granted them power in respects that We have not granted you, and We had vested them with hearing and sight and hearts. But neither their hearing availed them nor did their sight, nor their hearts, in any way when they used to impugn the signs of Allah. So they were besieged by what they used to deride.

Amatul Rahman Omar

(Makkans!) We had given them power to do such things as We have not given you. We gave them hearing, eyes and hearts. But their hearing, their eyes and their hearts availed them not, since they persistently denied the signs of Allâh. And they were caught by that (punishment) which they held in very low estimation.

Arthur John Arberry

And We had established them in that wherein We have not established you, and We appointed for them hearing, and sight, and hearts; and yet their hearing, their sight and their hearts availed them nothing, since they denied the signs of God, and they were encompassed by that they mocked at.

Bijan Moeinian

I had given them much more than I have given you. But they closed their ears, eyes and hearts to the truth and denied the revelations of their Lord. Consequently, they got exactly the same punishment that they were mocking at.

E. Henry Palmer

We had established them in what we have established you, and we made for them hearing and eyesight and hearts; but neither their hearing nor their eyesight nor their hearts availed them aught, since they did gainsay the signs of God, and that encompassed them whereat they had mocked.

Edip-Layth

We had established them in the same way as We established you, and provided them with the hearing, and the eyesight, and the heart. But their hearing, eyesight, and hearts did not help them at all. This is because they used to disregard God's signs, and they were stricken by what they used to mock!

George Sale

We had established them in the like flourishing condition wherein We have established you, O men of Mecca; and We had given them ears, and eyes, and hearts: Yet neither their ears, nor their eyes, nor their hearts profited them at all, when they rejected the signs of God; but the vengeance which they mocked at, fell upon them.

Hamid S. Aziz

And certainly We had established (empowered, blessed) them in what We have not established (empowered, blessed) you (the Arabs) in, and We had given them (the faculties of) hearing and seeing and feeling, but neither their hearing, nor their seeing, nor their heart availed them aught, since they denied the revelations of Allah, and that which they mocked encompassed them.

Mahmoud Ghali

And indeed We already established them in that wherein We have not established you; (Or: in case We have firmly established you, (you might be like them) and We made for them hearing, and beholdings, (i. e., eyesight (s) and heart-sights; yet in no way did their hearing, and their beholdings and their heart-sights avail them anything whatever, as they used to repudiate the signs of Allah; and whatever they used to mock at redounded on them.

Marmaduke Pickthall

And verily We had empowered them with that wherewith We have not empowered you, and had assigned them ears and eyes and hearts; but their ears and eyes and hearts availed them naught since they denied the revelations of Allah; and what they used to mock befell them.

Mohamed Ahmed - Samira

We had strengthened them as We have not strengthened you, had given them ears and eyes and hearts; but nothing stood them in good stead, neither their ears nor eyes nor hearts, for they rejected the signs of God, and were seized by what they had mocked.

Muhammad Asad

And yet, We had established them securely in a manner in which We have never established you, [O people of later times;] and We had endowed them with hearing, and sight, and [knowledgeable] hearts: but neither their hearing, nor their sight, nor their hearts were of the least avail to them, seeing that they went on rejecting God’s messages; and [in the end] they were overwhelmed by the very thing which they had been wont to deride.

Mustafa Khattab

Indeed, We had established them[1] in a way We have not established you ˹Meccans˺. And We gave them hearing, sight, and intellect. But neither their hearing, sight, nor intellect were of any benefit to them whatsoever, since they persisted in denying Allah’s signs. And ˹so˺ they were overwhelmed by what they used to ridicule.

Progressive Muslims

And We had established them in the same way as We established you, and provided them with the hearing, and the eyesight, and the heart. But their hearing, eyesight, and hearts did not help them at all. This is because they used to disregard God's revelations, and they were stricken by that which they used to mock!

Sahih International

And We had certainly established them in such as We have not established you, and We made for them hearing and vision and hearts. But their hearing and vision and hearts availed them not from anything [of the punishment] when they were [continually] rejecting the signs of Allah ; and they were enveloped by what they used to ridicule.

Sam Gerrans

And We had established them in that wherein We have not established you, and We gave them hearing and sight and hearts; but their hearing and sight and hearts availed them nothing when they rejected the proofs of God; and there surrounded them that whereat they mocked.

Shabbir Ahmed

And verily, We had established them in the land better than We ever established you, and We had given them keen faculties of hearing, sight and intellect. But of no avail to them were there hearing and sight and intellect when they went on knowingly rejecting Allah's Messages. And so, the very thing they used to mock at surrounded them. ('Fuad', plural 'Afidah', includes the faculties of intellect, reasoning, insight and feelings (45:23)).

Syed Vickar Ahamed

And indeed, We had firmly established them (the ‘Ad people) in (prosperity and) power which We have not given to you (the People of Quraish!) and We had endowed them with (ability of) hearings (many sounds), seeing(s) (many visions and sights), hearts (many emotions), and intellect: But no use to them were their (abilities of) hearings, sights, hearts and intellect, when they kept rejecting the Signs of Allah; And they were completely surrounded by that which they used to laugh at (in contempt)!

Taqi Usmani

And indeed We had established them in a powerful position in which We did not establish you (O people of Makkah), and had given to them ears and eyes and hearts, but neither their ears benefited them in the least, nor their eyes, nor their hearts, as they used to reject Allah’s signs; and they were encircled by what they used to ridicule.

The Monotheist Group

And We had established them in the same way as We established you, and provided them with hearing, and eyesight, and hearts. But their hearing, eyesight, and hearts did not help them at all. This is because they used to disregard the revelations of God, and they will be surrounded by that which they used to mock.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

En effet, Nous les avions consolidés dans des positions que Nous ne vous avons pas données. Et Nous leur avions assigné une ouïe, des yeux et des cœurs, mais ni leur ouïe, ni leurs yeux, ni leurs cœurs ne leur ont profité en quoi que ce soit, parce quʹils niaient les signes dʹAllah. Et ce dont ils se moquaient les cerna.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Sond be, hêz û derfetên ku me nedayî we, me dabû wan. Me, guh, çav û dil jî dabûne wan lêbelê; guhên wan, çavên wan û dilên wan tu feyde nedane wan. Lewra wan ayetên Xwedê înkar dikirin. Ezabê ku wan pê tinaz dikir bi ser wan de hat û ew xistin nav xwe.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Wij hadden hun zoveel macht gegeven als Wij aan jullie niet hebben gegeven. En Wij hadden hun gehoor, gezichtsvermogen en harten gegeven, maar hun gehoor, hun gezichtsvermogen en hun harten baatten hun niets toen zij Gods tekenen ontkenden en zij werden ingesloten door dat waarmee zij de spot dreven.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij hebben hen in denzelfden, gelukkigen staat als u geplaatst, o bewoners van Mekka! en wij hebben hun ooren, oogen en harten gegeven; maar noch hunne ooren, noch hunne oogen, noch hunne harten, die hun van eenig voordeel waren, toen zij de teekenen van God verwierpen; maar de wraak welke zij hadden bespot, kwam op hen neder.

Hollandaca — Siregar

En voorzeker, Wij hadden hun werkelijk macht en welvaart gegeven die Wij niet aan jullie gegeven hebben. En Wij gaven hun de vermogens van het horen, en het zien en de harten. Maar hun oren, en hun ogen en hun harten baatten hun niets omdat zij de Tekenen van Allah plachten te ontkennen. En zij zijn omsingeld door de bestraffing waarmee zij de spot plachten te drijven.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И (еще прежде) Мы дали им [адитам] такие возможности в том, в чем вам (о, курайшиты) не дали таких возможностей (а именно богатства, продолжительность жизни и большие, сильные тела); И Мы сделали для них [дали им] слух, зрение и сердца [разум] (и этими чувствами, которые им дал Аллах Всевышний, они отвернулись от доказательств о необходимости поклоняться и служить только Аллаху и напоминаний о том, что злостных ослушников постигнет наказание от Аллаха). Но не спасли их ни их слух, ни их зрение, ни их сердца [разум] ни от чего [ни от доли наказания], так как они отрицали знамения Аллаха, и постигло их то, над чем они издевались [насмехались].

Rusça — Osmanov

Мы укрепили их так, как не укрепляли вас: Мы даровали им [отличный] слух, зрение и сердца. Но ни слух, ни зрение, ни сердца ничуть не помогли им, поскольку они отвергли знамения Аллаха. И постигло их то, над чем они глумились.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Vi hade skänkt dem en bättre och säkrare plats på jorden än den som Vi har gett er, och Vi hade begåvat dem med hörsel, syn och förstånd. Men varken deras hörsel eller deras syn eller deras förstånd var dem till någon nytta - de framhärdade i att förneka Guds budskap - och så inringades de av det som varit föremål för deras hån och skämt.