(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

وَالَّذِي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ

ve elleƶī ḣaleḳa l-ezvāce kullehā ve ceǎle lekum mine l-fulki ve l-en'ǎāmi mā terkebūne / li testevū ǎlā Zuhūrihi ṧumme teƶkurū niǎ'mete rabbikum iƶā steveytum ǎleyhi ve teḳūlū subHāne elleƶī seḣḣara lenā hāƶā ve mā kunnā lehu muḳrinīne / ve innā ilā rabbinā le munḳalibūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَالَّذِيve elleƶīve O ki
2خَلَقَḣaleḳaخ ل قBir şeyi ölçmek veya oranlamak, uygun ölçüye göre şekillendirmek veya yapmak, belirli bir ölçüye göre varlığa getirmek, tasarladığı bir kalıp veya modele göre ortaya çıkarmak, yokluktan varlığa getirmek (hiçten yaratmak), bir konuşma veya söz uydurmak/kurgulamak, bir şeyi adil veya eşit yapmak, bir şeyi pürüzsüz yapmak, olası veya muhtemel olmak (veya olma veya gerçekleşme ihtimali), birine o kişinin doğasına göre davranmak, bir şeyi eskitmek ve yıpratmak, uygun/yeterli/münasip/doğru olmak, yapım veya oran açısından tam veya mükemmel olmak, doğuştan gelen/doğal bir eğilime/mizaca/niteliğe sahip olmak.yaratandır
3الْاَزْوَاجَl-ezvāceز و جBirleştirmek/çiftleştirmek/eşleştirmek/evlendirmek, evlilik, çift, eş, eş/zevce/kocaçiftleri
4كُلَّهَاkullehāك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetlibütün
5وَجَعَلَve ceǎleج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakve var edendir
6لَكُمْlekumsize
7مِنَmine
8الْفُلْكِl-fulkiف ل كYuvarlak olmak, dairesel olan herhangi bir şey, ısrar etmek/sebat etmek, gemi, gemi, yıldızların dönme yeri, gök küresi, gökyüzü kubbesi, gökyüzü, çevreleyen küreler, gökyüzü, dönme, dönme, devre, gidip gelme, çalkalanma durumunda, iğin dönüşü, etrafında dönen kişigemiler
9وَالْاَنْعَامِve l-en'ǎāmiن ع مRahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf, nimet, (konuşma/yetenek/akıl vb. ile) bahşedilmiş.ve hayvanlar
10مَا
11تَرْكَبُونَterkebūneر ك بBinmek, gemiye binmek, üzerine çıkmak, taşınmak, gemiye binmek, denizde seyahat etmek, yolda yürümek, (bir hata) yapmak. Rakbun - kervan. Rukban (rakib'in çoğulu) - binen kişi, binmiş olan. Rikab - develer. Rakub - bir hayvanın binmek için kullanılması. Mutarakibun - yığın halinde, birbiri üzerine binmiş, sık büyüyen, küme üstüne küme, katman katman. Tarkabunna - geçmek, yükselmek, yukarı çıkmak.bineceğiniz
1لِتَسْتَوُ۫اli testevūس و يdüzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviyebinmeniz için
2عَلٰىǎlāüzerine
3ظُهُورِهِZuhūrihiظ ه رGörünmek, belirgin/açık/net/bariz olmak, ortaya çıkmak, yükselmek/tırmanmak, üstün gelmek, bilmek, ayırt etmek, aşikar olmak, ilerlemek, öğleye girmek, ihmal etmek, üstünlük sağlamak, sırta yara açmakonların sırtları
4ثُمَّṧummesonra, ayrıca
5تَذْكُرُواteƶkurūذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermekanmanız için
6نِعْمَةَniǎ'meteن ع مRahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf, nimet, (konuşma/yetenek/akıl vb. ile) bahşedilmiş.nimetini
7رَبِّكُمْrabbikumر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbinizin
8اِذَاiƶāzaman
9اسْتَوَيْتُمْsteveytumس و يdüzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviyebindiğiniz
10عَلَيْهِǎleyhionlara
11وَتَقُولُواve teḳūlūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve (şöyle) demeniz için
12سُبْحَانَsubHāneس ب حYüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmekşanı yücedir
13الَّذِيelleƶī
14سَخَّرَseḣḣaraس خ رAlay etmek, dalga geçmek, eğlenmek, küçümsemek, maskaraya almak, kullanmak, hizmetine almak, emrine vermek, buyruğu altına almak, zorla çalıştırmak, sömürmekhizmetimize verenin
15لَنَاlenābizim
16هٰذَاhāƶābunu
17وَمَاve māyoksa
18كُنَّاkunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinbiz değildik
19لَهُlehubunu
20مُقْرِنِينَmuḳrinīneق ر نBir şeyi başka bir şeyle birleştirmek, eşleştirmek. Qarnin/qarnan - nesil, yüzyıl. Qarn (ikili qarnani, dolaylı qaraini, çoğul qurun) - boynuz, trampet. Genellikle güç/kudret/şan sembolü olarak kullanılır. Qarunun (çoğul qurana) - eş, yoldaş, yakın arkadaş. Muqarranin - birbirine bağlı. Muqrinina - boyun eğdirme yeteneği olan. Muqtarinin - sıra halinde dizilmiş olanlar, eşlik edenler.(hizmetimize) yanaştıracak
1وَاِنَّٓاve innābiz elbette
2اِلٰىilā
3رَبِّنَاrabbināر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimize
4لَمُنْقَلِبُونَle munḳalibūneق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulpdöneceğiz

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Binip oturun da sonra onların üstünde doğruldunuz mu Rabbinizin nîmetini anın ve yücedir, münezzehtir noksan sıfatlardan o mâbut ki râm etmiştir bunu bize, yoksa biz, zaptedemezdik onu deyin diye.

Adem Uğur

Ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin ni'metini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.

Ahmed Hulusi

Ki, sırtlarına kurulasınız, sonra onun üzerine yerleştiğinizde Rabbinizin nimetini zikredesiniz ve: "Bunu bize kullandıran Subhandır! (Yoksa) biz bunu değerlendiremezdik" diyesiniz.

Ahmet Tekin

Onların sırtlarına binip, Rabbinizin ihsan ettiği nimetlerini anarak üzerlerine yerleşince: 'Emrine boyun eğdirerek bunu, bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz. Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik.' dersiniz.

Ahmet Varol

Onların sırtlarına binmeniz sonra onlara bindiğinizde Rabbinizin nimetini anmanız ve (şöyle) demeniz için: 'Bunu bize boyun eğdiren (Allah)'ın şanı pek yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık.

Ali Bulaç

Onların sırtlarına binip doğrulmanız, sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: "Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık" demeniz için.

Ali Fikri Yavuz

Ki, sırtlarında kurulasınız, sonra da üzerlerine kurulunca Rabbinizin nimetini hatırlayıp şöyle diyesiniz: “- Bunları bizim hizmetimize bağlıyan Allah’ın şanı ne yücedir! O bütün noksanlıklardan münezzehtir. Yoksa biz, bunlara güç yetiremezdik;

Ali Rıza Safa

Onların sırtına binmeniz için. Sonra, onların üzerine bindiğinizde, Efendinizin nimetlerini anın ve şunu söyleyin: "Bunları hizmetimize veren, tüm yakıştırmalardan ayrıktır. Çünkü biz, bunu elde edemezdik!"

Bayraktar Bayraklı

Onların sırtına kurulasınız ve üzerlerine yerleştiğinizde, Rabbinizin nimetini hatırlayarak şöyle diyesiniz diye, "Bunları bizim emrimize veren Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Aksi takdirde biz bunları emrimizin altına alamazdık."

Bekir Sadak

(12-14) Her sinif varligi yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmistir. Butun bunlar; uzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: «Bunlari buyrugumuza veren ne yucedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; suphesiz Rabbimize dnecegiz» demeniz icindir.

Celal Yıldırım

Sırtlarına binip doğrulmanız, sonra da üzerlerinde iyice kurulunca Rabbınızın nîmetini hatırlamanız ve «bunu bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah) yücedir, münezzehtir ; yoksa biz ona yanaşamazdık» demeniz için var kılınmıştır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(13-14) Var etti ki, sırtlarına binesiniz, sonra üzerine yerleştiğinizde rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve şöyle diyesiniz: “Bunu bize boyun eğdiren Allah noksanlardan münezzehtir, yoksa biz buna güç yetiremezdik! Ve biz kuşkusuz rabbimize geri döneceğiz.”

Diyanet İşleri

(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Diyanet İşleri (eski)

(12-14) Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: 'Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz' demeniz içindir.

Diyanet Vakfi

(12-13) Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar vâretmiştir ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin ni'metini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: «Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ki, sırtlarına kurulasınız sonra üzerlerine yerleştiğinizde Rabbinizin nimetini anıp şöyle diyesiniz: "Ne yücedir O Allah ki, bunu bizim hizmetimize vermiş; yoksa biz bunu yanaştıramazdık (kendimize boyun eğdiremezdik).

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki sırtlarına kurulasınız, sonra üzerine kurulduğunuzda rabbınızın ni'metini anıp diyesiniz: tenzih o sübhane ki bunu bize müsahhar kılmış, yoksa biz bunu yanaştıramazdık

Erhan Aktaş

Üzerlerine binip, onlardan yararlanınca, Rabb'inizin verdiği nimetleri anarak: "Bunları, hizmetimize veren Allah ne yücedir; yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi." deyin.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Üzerlerine binip, onlardan yararlanınca, Rabb'inizin verdiği nimetleri anarak: "Bunları, hizmetimize veren Allah ne yücedir; yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi." deyin.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Üzerlerine binip, onlardan yararlanınca, Rabb'inizin verdiği nimetleri anarak: "Bunları, hizmetimize veren Allah ne yücedir; yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi." deyin.

Fizilal-il Kuran

Böylece onların sırtına binip, üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak «Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik» demeniz içindir.

Gültekin Onan

Onların sırtlarına binip doğrulmanız, sonra doğrulduğunuz zaman, rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: "Bunlara bizim için boyun eğdiren (Tanrı) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık" demeniz için.

Hamdi Döndüren

Ki onların sırtlarına binip, üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: “Bunları, bizim hizmetimize sunan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, yücedir, yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi.”

Hasan Basri Çantay

(13-14) Taki sırtlarında karaar kılasınız, sonra üzerlerine yerleşince (kalblerinizle) Rabbinizin ni'metini iyice düşünesiniz ve (dilinizle de) "Bunları bize rameden Allahın şanı ne yücedir, münezzehdir. Yoksa biz bunlara güc yetiremezdik. Biz herhalde, ancak Rabbimize dönüb gidicileriz", diyesiniz.

Hasib Asutay

Tâ ki onların sırtlarına binesiniz, sonra onların üzerine doğrulduğunuz zaman Rabbinizin nimetini anasınız ve (şöyle) diyesiniz: 'Buna bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık.

Hayrat Neşriyat

(13-14) Tâ ki, onların sırtlarına kurulasınız; sonra üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin ni'metini anarak: 'Münezzehtir O (Allah) ki, bunu bize itâatkâr kıldı; yoksa (biz)buna güç yetirici kimseler değildik; çünki şübhesiz biz, gerçekten Rabbimize dönecek olanlarız' diyesiniz.

İbni Kesir

Ta ki bunların üzerine oturunca, Rabbınızın nimetini anarak: Bunları bize müsahhar kılan ne yücedir, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.

Mehmet Okuyan

Böylece onların (hayvanların) sırtına binip (gemilerin) üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz diye: “Bunu bizim hizmetimize veren (Allah) yücedir, (yoksa) biz bunları (hizmetimize) yanaştıramazdık.

Muhammed Esed

böyle yapar ki onlara hükmedesiniz ve ne zaman onlardan yararlanırsanız Rabbinizin nimetlerini hatırlayıp "(Bütün) bunları bizim hizmetimize veren O ne yücedir, çünkü (O olmasaydı) biz bunu elde edemezdik;

Mustafa İslamoğlu

Bu sayede sırtlarına kurulup hükmedesiniz; ve onlara hükmettiğiniz her zaman da, Rabbinizin nimetini anıp şöyle diyesiniz: "Bütün bunları bizim yararımıza bir yasaya bağlayan Allah'ın şanı ne yücedir; aksi halde bizim gücümüz buna asla yetmezdi.

Ömer Nasuhi Bilmen

Tâ ki, sırtlarında yerleşip oturasınız. Sonra onun üzerine yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nîmetini düşünesiniz ve diyesiniz ki: «Bunu bize musahhar eden Rabbimizin şanı pek yücedir. Halbuki, biz bunu zabtedebilenler değil idik.»

Ömer Öngüt

Ki onların sırtlarına binesiniz. Sonra üzerlerine kurulduğunuzda Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve: "Bunu bizim emrimize vereni tesbih ederiz. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. " diyesiniz.

Suat Yıldırım

(13-14) Ta ki onların üstüne binerken Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah yüceler yücesidir, her türlü eksiklikten münezzehtir. O lütfetmeseydi biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz sonunda Rabbimize döneceğiz."

Süleyman Ateş

Ki onların sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman Rabbinizin ni'metini anasınız ve (şöyle) diyesiniz: "Bunu bizim hizmetimize veren (Allah)ın şanı yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık."

Süleymaniye Vakfı

Bu, onlardan birinin üzerine kurulmanız, kurulduğunuzda da Rabbinizin nimetini aklınıza getirmeniz ve şöyle demeniz içindir: "Bunu hizmetimize veren Allah, bütün eksikliklerden uzaktır; yoksa biz bunu (bu gemiyi /bu hayvanı) yanımıza yaklaştıramazdık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

(Bu binekler) üstünde rahat etmeniz içindir. Rahatladığınız zaman Rabbinizin nimetlerini hatırlamalı ve şöyle demelisiniz: "Bunları hizmetimize veren Allah'a boyun eğeriz; yoksa bunu kendiliğimizden başaramazdık.

Şaban Piriş

(13-14) Onların sırtlarına bitip oturmanız, sonra da: Rabbiniz'in nimetlerini hatırlamanız, onlara yerleştikten sonra da: -Bunu, hizmetimize veren Allah ne yücedir. Yoksa buna bizim gücümüz yetmezdi ve biz elbette Rabbimiz'e döneceğiz demeniz için..

Tefhim-ul Kuran

Onların sırtlarına binip doğrulmanız, sonra onlara binip doğrulduğunuz zaman da, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: «Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık» demeniz için.

Ümit Şimşek

Bu sayede onların sırtlarına kurulursunuz. Onlara bindiğinizde Rabbinizin nimetini hatırlayın ve deyin ki: 'Her türlü kusurdan yücedir o Allah ki bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Ki onların sırtlarına kurulasınız, sonra oraya kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayıp da şöyle diyesiniz: "Adı ve kudreti yücedir bunu bizim emrimize verenin! Yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

onların belinə, yaxud göyərtəsinə qalxıb yerləşdiyiniz zaman Rəbbinizin nemətini yada salıb deyəsiniz: “Bunu bizə ram edən Allah pakdır, müqəddəsdir. Yoxsa bizim ona gücümüz çatmazdı.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Ona görə ki, onları minəsiniz, sonra minib oturduğunuz zaman Rəbbinizin neʼmətini yada salaraq deyəsiniz: ″Bunları bizə ram edən Allah pakdır, müqəddəsdir! (Əgər Allahın köməyi olmasaydı) bizim onlara gücümüz çatmazdı.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

So werdet ihr sie leicht besteigen, und wenn ihr es euch bequem darauf gemacht habt, sollt ihr der Gnade eures Herrn gedenken und sagen: ʺGepriesen sei Der, Der uns dieses alles dienstbar gemacht hat! Das hätten wir allein niemals bewirken können.

Almanca — Der Edle Quran

damit ihr euch auf ihren Rücken zurechtsetzt und hierauf der Gunst eures Herrn gedenkt, wenn ihr euch darauf zurechtgesetzt habt, und sagt: ʺPreis sei demjenigen, Der uns dies dienstbar gemacht hat! Wir wären hierzu ja nicht imstande gewesen.

Almanca — M. A. Rassoul

so daß ihr fest auf ihrem Rücken sitzt (und) dann, wenn ihr euch fest auf sie gesetzt habt, der Gnade eures Herrn eingedenk seid und sprechen möget: ʺPreis (sei) Ihm, Der uns dies dienstbar gemacht hat, und wir wären hierzu nicht imstande gewesen.

Almanca — Muhammad Zaidan

damit ihr euch auf ihren Rücken/Decks zurechtsetzt, dann euch an die Wohltat eures HERRN erinnert, wenn ihr euch darauf zurechtgesetzt habt, und sagt: ʺsubhanal-ladhi sach-chara lana hadha wama kunna lahu muqrinin

English (26)

Abdel Khalek Himmat

That you may sit and rest comfortably upon their backs and render solemn acknowledgement of Divine favours when making a land travel or a voyage by sea and exercise the mind in devotional thought and put your thoughts into words, thus: " Glory to Him Who has subjected these animate and inanimate creatures to us; it would have been otherwise impossible to render them submissive and to make them minister to our comfort"

Abdul Haleem

so that you may remember your Lord’s grace when you are seated on them and say, ‘Glory be to Him who has given us control over this; we could not have done it by ourselves.

Abdullah Yusuf Ali

In order that ye may sit firm and square on their backs, and when so seated, ye may celebrate the (kind) favour of your Lord, and say, "Glory to Him Who has subjected these to our (use), for we could never have accomplished this (by ourselves),

Abul A'la Maududi

so that when you are mounted upon them you may remember the bounty of your Lord, and say: "Glory be to Him Who has subjected this to Us whereas we did not have the strength to subdue it.

Aisha Bewley

so that you might sit firmly on their backs and remember your Lord’s blessing while you are seated on them, saying, ‘Glory be to Him who has subjected this to us. We could never have done it by ourselves.

Al-Hilali & Khan

In order that you may mount on their backs, and then may remember the Favour of your Lord when you mount thereon, and say: "Glory to Him Who has subjected this to us, and we could never have it (by our efforts).

Ali Quli Qarai

that you may sit on their backs, then remember the blessing of your Lord when you are settled on them, and say, ‘Immaculate is He who has disposed this for us, and we [by ourselves] were no match for it.

Amatul Rahman Omar

So that you may sit firmly on their backs (and) then you may remember the favour of your Lord when you are firmly seated (and settled) on them and say, `Glory be to Him Who has made these things subservient to us, while we (if left to) ourselves were not capable of (the task of) subduing them.

Arthur John Arberry

that you may be seated on their backs and then remember your Lord's blessing when you are seated on them, and say, 'Glory be to Him, who has subjected this to us, and we ourselves were not equal to it;

Bijan Moeinian

As you use your vehicles, you should express your gratitude by saying: "Glory to the Lord Who subjected them to us; otherwise, we could not have controlled them ourselves. "

E. Henry Palmer

that ye may settle yourselves on their backs; then remember the favour of your Lord when ye settled thereon, and say, 'Celebrated be the praises of Him who hath subjected this to us! We could not have got this ourselves;

Edip-Layth

So that you may settle on their backs; and then when you have settled on them you may recall your Lord's blessing, by saying: "Glory be to the One who commits this for us, and we could not have done so by ourselves."

George Sale

that ye may sit firmly on the backs thereof, and may remember the favour of your Lord, when ye sit thereon, and may say, praise be unto Him, Who hath subjected these unto our service! For we could not have mastered them by our own power:

Hamid S. Aziz

That you may firmly sit on their backs, then remember the favour of your Lord when you are firmly seated thereon, and say, "Glory be to Him Who made this subservient to us, for we could not do it by ourselves.

Mahmoud Ghali

That you may level yourselves (i. e., sit) on their backs. Thereafter you remember the favor of your Lord when you have leveled yourselves on them, and say, All Extolment be to Him Who has subjected this to us, and in no way could we be ascribing comrades to Him.

Marmaduke Pickthall

That ye may mount upon their backs, and may remember your Lord's favour when ye mount thereon, and may say: Glorified be He Who hath subdued these unto us, and we were not capable (of subduing them);

Mohamed Ahmed - Samira

So that when you sit astride of them and think of the bounties of your Lord, you may say: "All glory to Him who subjugated these for us. We were incapable of doing so.

Muhammad Asad

in order that you might gain mastery over them, and that, whenever you have mastered them, you might remember your Sustainer’s blessings and say: "Limitless in His glory is He who has made [all] this subservient to our use - since [but for Him,] we would not have been able to attain to it.

Mustafa Khattab

so that you may sit firmly on their backs, and remember your Lord’s blessings once you are settled on them, saying, "Glory be to the One Who has subjected these for us, for we could have never done so ˹on our own˺.

Progressive Muslims

So that you may settle on their backs; and then when you have settled on them you may recall your Lord's blessing, by saying: "Glory be to the One who commits this for us, and we could not have done so by ourselves. "

Sahih International

That you may settle yourselves upon their backs and then remember the favor of your Lord when you have settled upon them and say. "Exalted is He who has subjected this to us, and we could not have [otherwise] subdued it.

Sam Gerrans

That you might settle yourselves upon their backs; then remember the favour of your Lord when you have settled yourselves thereon, and say: “Glory be to Him who made this subject for us when we were not equal to it!

Shabbir Ahmed

So that you might have control of the means of transport, and that upon gaining control of them you might remember your Lord's Blessings, and say, "Glorified is He Who has made all this of service to us. (Against His Laws) we would not have been able to attain this control. ('Alayehi': The singular form here refers to 'transport' including the ships, the quadrupeds, and all else).

Syed Vickar Ahamed

In order that you may sit firm and square on their backs; And when are seated, you may think (and feel) the kindness of your Lord, and say, "Glory to Him Who has subjected this to our (use), and we could never have done this (for ourselves),

Taqi Usmani

so that you may mount upon their back, then recall the favour of your Lord after having mounted upon it and say, "Pure is the One who has subjugated this for us, and We were not able to have control over it,

The Monotheist Group

So that you may settle on their backs; then recall the blessing of your Lord once you have settled on them, and say: "Glory to the One who has committed this for us, and we could not have done so by ourselves."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

afin que vous vous installiez sur leurs dos, et quʹensuite, après vous y être installés, vous vous rappeliez le bienfait de votre Seigneur et que vous disiez: ʺGloire à Celui qui nous a soumis tout cela alors que nous nʹétions pas capables de les dominer.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Da ku hûn li ser pişta wan rawestin. Piştî ku hûn li ser pişta wan siwar bûn da ku hûn qenciya Xwedayê xwe di bîr bînin û bibêjin ‘Em wî yê ku ev ji xizmeta me re berdest kirine pak didêrin. (Eger Xweda ew berdest nekiribûna) em ê li ser vê ne xwedanhêz bûna.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

opdat jullie er boven op plaats nemen. Gedenkt dan de genade van jullie Heer, wanneer jullie erop hebben plaats genomen en zeggen: ʺGeprezen zij Hij die dit voor ons dienstbaar heeft gemaakt; wij waren daartoe niet in staat.

Hollandaca — Siregar

Opdat jullie stevig op hun ruggen zullen zitten en dan de gunst van jullie Heer gedenken. Wanneer jullie op hen zitten, zeggen jullie: ʺSoebhânalladzi sachchara lanâ hâdzâ wâ mâ koennâ lahoe moeqrimîn, ʺ (Heilig is Degene Die dit voor ons dienstbaar heeft gemaakt, en wij hebben er geen macht over)

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

чтобы вы утверждались [садились] на их спинах (и палубах), а потом поминали благодеяние Господа вашего, когда утвердитесь [сядете] на нем, и (чтобы вы) говорили: «Преславен Тот, Кто подчинил нам это, ведь мы сами не были в силах сделать это!

Rusça — Osmanov

чтобы вы восседали на [палубах] кораблей и спинах [верховых животных], поминая милость Господа вашего и повторяя: ʺХвала тому, кто устроил нам все это, нам ведь такое не под силу.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

för att ni, efter att ha tagit dem i er tjänst och stigit ombord eller suttit upp på dem, skall minnas er Herres godhet och säga: ʺStor är Han i Sin härlighet, som låter oss förfoga över dem; själva skulle vi inte ha kunnat ta dem i vår tjänst!