Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُ حَتّٰٓى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ

ve lā tenfeǔ ş-şefāǎtu ǐndehu illā li men eƶine lehu Hattā iƶā fuzziǎ ǎn ḳulūbihim ḳālū māƶā ḳāle rabbukum ḳālū l-Haḳḳa ve huve l-ǎliyyu l-kebīru

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَاve lāve
2تَنْفَعُtenfeǔن ف عFayda sağlamak, iyilik yapmak, faydalı olmak, yararlı olmak.fayda vermez
3الشَّفَاعَةُş-şefāǎtuش ف عTek olanı çift yapmak, ikiye katlamak, eşleştirmek, bir şeyi çiftin biri yapmak, benzerine eklemek, yalnız olan bir şeye başka bir şey sağlamak, korumak, arabuluculuk yapmak, aracılık etmek, bir arabulucu olmak. shaf'un - çift, ikili. shafa'at - benzerlik/benzeşme, bir kişi için aracılık etmek veya dua etmek.şefa'ati
4عِنْدَهُǐndehuع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.O'nun huzurunda
5اِلَّاillābaşkasının
6لِمَنْli menkimselerden
7اَذِنَeƶineا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasretizin verdiği
8لَهُlehuO'nun
9حَتّٰٓىHattānihayet
10اِذَاiƶāne zaman ki
11فُزِّعَfuzziǎف ز عKorkmak, korkmuş olmak, dehşete düşmek, korkuya kapılmakkorku giderildi
12عَنْǎn-nden
13قُلُوبِهِمْḳulūbihimق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulponların yürekleri-
14قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelederler ki
15مَاذَاmāƶāne?
16قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelebuyurdu
17رَبُّكُمْrabbukumر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbiniz
18قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelederler
19الْحَقَّl-Haḳḳaح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhakkı
20وَهُوَve huveve O
21الْعَلِيُّl-ǎliyyuع ل وYüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmakyücedir
22الْكَبِيرُl-kebīruك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.büyüktür

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Katında, izin vermediğinin şefâati kabûl edilmez; sonunda, yüreklerindeki korku giderilince Rabbiniz ne dedi derler, onlar da derler ki: Gerçek söz dedi ve odur pek yüce ve pek büyük.

Abdulkadir Gölpınarlı

Katında, izin vermediğinin şefâati kabûl edilmez; sonunda, yüreklerindeki korku giderilince Rabbiniz ne dedi derler, onlar da derler ki: Gerçek söz dedi ve odur pek yüce ve pek büyük.

Adem Uğur

Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür.

Ahmed Hulusi

Kendisine izin verilen müstesna, O'nun indinde şefaat fayda vermez! Nihayet bilinçlerini saran dehşet yatıştığında: "Rabbinizin hükmü nedir?" derler. . . "Hak" derler. . . "HU"; Aliy'dir, Kebiyr'dir.

Ahmet Tekin

Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasına şefaat fayda sağlamayacak, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati de fayda vermeyecek. Nihayet şefaat edenlerin ve edilenlerin yüreklerinden korku giderilince: 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Onlar da: 'Hakkı, doğruları söyledi' derler. Yüce ve büyük olan O’dur.

Ahmet Varol

O'nun katında kendisine izin verdiğinin dışında kimsenin şefaati yarar vermez. Sonunda kalplerinden korku giderilince: 'Rabbiniz ne söyledi?' derler. 'Hakkı' derler. O yücedir, büyüktür.

Ali Bulaç

O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.

Ali Fikri Yavuz

Allah katında, (ahirette Allah’ın) kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaatı fayda vermez. Nihayet (şefaat edenle şefaat olunanların) kalblerinden (şefaata izin verilmekle) korku giderildiği zaman: “- Rabbiniz (şefaat hakkında) ne buyurdu?” derler. Şefaat edecekler de: “- Allah hakkı söyledi, (razı olduğu kimseler için şefaata izin verdi)” derler. O her şeyden yücedir, her şeyden büyüktür.

Ali Rıza Safa

İzin verdiği kimsenin dışında, O'nun katında, ara buluculuk da yarar sağlamaz. Yüreklerinden korku giderildiğinde; "Efendiniz, ne söyledi?" derler. "Gerçeği! Çünkü O, Yücedir; Uludur!"

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların kalplerinden korku giderilince, "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. "Hakkı buyurdu" dediler. Allah, yücedir; büyüktür.

Bekir Sadak

Allah'in katinda, kendisine izin verilenden baska kimse sefaat edemez. Sonunda, gonullerindeki korku giderilince birbirlerine «Rabbiniz ne soyledi?» diye sorarlar; «Hak soyledi» derler. O, yucedir, buyuktur.

Celal Yıldırım

Allah'ın huzurunda O'nun İzin verdiğinin dışında (kimselerin) şefaâtı fayda vermez. Sonunda kalblerindeki korku ve dehşet giderilince «Rabbimiz ne buyurdu ?» derler. «Hakkı buyurdu. O, yücedir, uludur.»

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Allah katında, O’nun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati yarar sağlamaz. Sonunda kalplerinden korku giderilince, “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da şu cevabı verirler: “Hak olanı buyurdu. O yücedir, uludur.”

Diyanet İşleri

Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.

Diyanet İşleri (eski)

Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine 'Rabbiniz ne söyledi?' diye sorarlar; 'Hak söyledi' derler. O, yücedir, büyüktür.

Diyanet Vakfi

Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman «Rabbiniz ne buyurdu?» derler. (Şefaat sahipleri de): «Hakkı söyledi» derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O'nun huzurunda, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda da vermez. Nihayet kalplerinden dehşet giderildiğinde: "Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar, (şefaatçılar): "Hakkı" derler. O, öyle yüksek, öyle büyüktür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Huzurunda şefaat faide de vermez, ancak izin verdiği kimseninki müstesna, nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "rabbınız ne buyurdu?" derler. "Hakkı" derler, o öyle yüksek, öyle büyük

Erhan Aktaş

O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

Fizilal-il Kuran

Allah katında O'nun izin verdiği kimseler dışında hiç kimse şefaat, aracılık edemez. Bu konuda izin bekleyenlerin yüreklerini ürperten korku yatıştırılınca biribirlerine «Rabb'iniz ne dedi?» diye sorarlar. Cevap verenler «O gerçeği söyledi, O yüce ve büyüktür» derler.

Gültekin Onan

O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.

Hamdi Döndüren

Allah’ın huzurunda, kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefâati fayda vermez. Onların kalplerinden korku giderilince, birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar; diğerleri, “Gerçeği söyledi. O, her şeyden yücedir, büyüktür!” derler.

Hasan Basri Çantay

Onun nezdinde, (ahiretde) kendisine izin verdiği kimselerden başkasının şefaati faide etmez. Nihayet (ona izin çıkıb da) kalblerinden korku giderildiği zaman (birbirine): "Rabbiniz ne buyurdu"? derler, (şefaat edecekler de:) "Hakkı (söyledi)" derler. O, çok yüce, çok büyükdür.

Hasib Asutay

O'nun (10) huzurunda, O'nun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince (birbirlerine), 'Rabbiniz ne buyurdu?' derler. Onlar da, 'Hak olanı (buyurdu)' derler. O, yücedir, büyüktür. (10. Cenab-ı Hakk'ın.)

Hayrat Neşriyat

Ve (o gün) O’nun (Allah’ın) huzûrunda kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefâati fayda vermez. Nihâyet (şefâat edenlerin ve edilenlerin) kalblerinden dehşet giderildiği zaman (birbirlerine): 'Rabbiniz ne buyurdu?' derler. (Şefaat edecek olanlar da:) 'Hakkı(buyurdu)!' derler. Ve O, Aliyy (pek yüce olan)dır, Kebîr (çok büyük olan)dır.

İbni Kesir

O'nun katında, kendisine izin verdiğinden başkası şefaat edemez. Nihayet kalblerindeki korku giderilince: Rabbınız ne dedi? dediler. Hakkı, dediler. Ve O, Aliyy'dir, Kebir'dir.

Mehmet Okuyan

O’nun (Allah’ın) huzurunda, izin verdiği kimseden başkasına şefaat yarar sağlamaz. Sonunda onların (iyilerin) yüreklerinden korku giderilince (melekler) “Rabbiniz ne buyurdu?” diye soracaklar, onlar (cennetlikler) de “Gerçeği!” diyeceklerdir. O, yücedir, büyüktür.

Muhammed Esed

Allah katında, kendisinin izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez; kalplerinden (Son Saat'in) korkusu atılınca onlar, (o yeniden dirilenler, birbirlerine dönüp) soracaklar: "Rabbiniz (sizin için) neye karar verdi?" Ötekiler, "Doğru ve hak edilmiş olana; O, yücedir ve büyüktür!" diye cevap verecekler.

Mustafa İslamoğlu

O'nun nezdinde, kendisi lehine izin verdikleri dışında hiç kimse için şefaat fayda vermez: nihayet (kıyametin) dehşeti (ödül tevdi edeceklerin) kalplerinden giderilince (ödüllendirilenler) soracaklar: "Rabbiniz sizin hakkınızda ne buyurdu?" Berikiler "Hak neyse onu: zaten mükemmel olan da, büyük olan da sadece O'dur" diyeceklerdir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Onun huzurunda şefaat fâide vermez, kendisine izin vermiş olduğu kimse müstesna. Nihâyet kalplerinden korku giderilince derler ki: «Rabbiniz ne buyurdu?». «Hakkı buyurdu,» derler. Ve O, çok yüce, çok büyüktür.

Ömer Öngüt

O'nun katında, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez. Nihayet kalplerindeki korku giderilince: "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. Onlar da "Hak olanı buyurdu!" derler. O yücedir, büyüktür.

Suat Yıldırım

Allah’ın huzurunda, O’nun izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet o kıyamet saati dehşetinden duydukları korku gelince: O dirilenler birbirlerine "Rabbimiz neye hükmetti?" diye sorarlar. Ötekiler: "Hak ve adalet neyi gerektiriyorsa o hükmü verdi." derler. "O, yüceler Yücesi, büyükler Büyüğüdür."

Süleyman Ateş

O'nun huzurunda, O'nun izin verdiği kimselerden başkasının şefa'ati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince (birbirlerine): "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. "Hakkı (buyurdu)" derler. O, yücedir, büyüktür.

Süleymaniye Vakfı

Onun katında şefaat, lehine onay verdiği kimseden başkasına fayda sağlamaz. İçlerindeki dehşet giderilince onlara; "Rabbiniz ne demişti?" diye sorulur: "Tamamıyla gerçeği söylemiş" derler. O yücedir, büyüktür.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onun katında şefaatin, onun izin verdiği kimseden başkasına yararı olmaz. İçten yakarışları sona erdiğinde onlara; "Sahibiniz ne demişti?" diye sorulur: "Tamamıyla gerçeği söylemiş" derler. O, yücedir, büyüktür.

Şaban Piriş

Katında izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Sonunda yüreklerindeki korku giderilince: -Rabbiniz ne dedi? dediler. -Gerçeği, diye cevap verdiler. Yüce ve büyük O'dur.

Tefhim-ul Kuran

O'nun katında, kendisine izin verdiği kimsenin dışında şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) «Rabbiniz ne buyurdu?» derler, «Hak olanı» derler. O, çok yüce olandır, çok büyük olandır.

Ümit Şimşek

Onun katında, Onun izin verdiklerinden başkası şefaat edemez. Nihayet kalplerindeki korku giderilince, şefaat bekleyenler, 'Rabbiniz ne söyledi?' diye sorarlar. Şefaat edecekler ise 'Hakkı söyledi,' derler. 'Çünkü O pek yüce, pek büyüktür.'

Yaşar Nuri Öztürk

O'nun katında, bizzat kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaatı/kendisinin izin verdiği kimseden başkası için şefaat yarar sağlamaz. Sonunda, kalplerinden korku giderilince: "Rabbimiz ne dedi?" derler. "Hakkı söyledi, O'dur Aliyy, O'dur Kebir."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onun qarşısında, izin verdiyi kəslərdən başqa, heç kimin şəfaəti fayda verməz. Nəhayət, mələklərin qəlbindən qorxu keçib getdikdə onlar: “Rəbbiniz nə buyurdu?”– deyə soruşar, digərləri isə: “Haqqı buyurdu! O, Ucadır, Böyükdür!”– deyə cavab verərlər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onun hüzurunda, izin verdiyi kimsələr istisna olamaqla, heç kəsin şəfaəti fayda verməz. (Elə isə hansı ağılla bütlər sizi Allaha yaxınlaşdıracaq, sizin üçün Allahdan şəfaət diləyəcəklər deyə, onlara ibadət edirsiniz?) Nəhayət, (bəʼzi möhtərəm zatlara şəfaət etməyə izin verildiyinə görə məhşərə gətirilənlərin) ürəklərindən o (müdhiş) qorxu çıxınca onlar (şəfaət edəcək kəslərdən, yaxud mələklərdən sevinclə): ″Rəbbiniz nə buyurdu?″ – deyə soruşar, o biriləri də: ″Haqqı (buyurdu)! (Şəfaətə izin verdi). O, (hər şeydən) ucadır, (hər şeydən) böyükdür!″ – deyə cavab verərlər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Es nützt keine Fürsprache bei Ihm, es sei denn, Er gibt einem die Erlaubnis dafür. Wenn der Schrecken von ihren Herzen gewichen ist, sprechen sie miteinander: ʺWas hat euer Herr gesagt?ʺ Und sie werden antworten: ʺDie Wahrheit.ʺ Er ist der Höchste und der Größte.

Almanca — Der Edle Quran

Auch nützt bei Ihm die Fürsprache nicht - außer, wem Er es erlaubt. Wenn dann der Schrecken von ihren Herzen genommen ist, sagen sie: ʺWas hat euer Herr ge sagt?ʺ Sie sagen: ʺDie Wahrheitʺ, und Er ist der Erhabene, der Große.

Almanca — M. A. Rassoul

Auch nützt bei Ihm keine Fürsprache, außer für den, bei dem Er es erlaubt, so daß, wenn der Schrecken aus ihren Seelen gewichen ist und sie sagen: ʺWas hat euer Herr gesprochen?ʺ sie sagen werden: ʺDie Wahrheit.ʺ Und Er ist der Erhabene, der Große.

Almanca — Muhammad Zaidan

Die Fürbitte nützt bei Ihm nicht, es sei denn, von dem, dem ER Erlaubnis dazu gewährt. Dann nachdem von ihren Herzen der Schrecken weggenommen worden war, sagten sie: ʺWas sagte denn euer HERR?ʺ Sie sagten: ʺDie Wahrheit!ʺ Und ER ist Der Allhöchste, Der Allgrößte.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Nor shall intercession take effect with Him in Day of Judgement except from those permitted. And when the overwhelming effect of terror is eased off and the hearts calm down, the infidels shall ask: What was it that Allah said! They shall be told: "The Truth." And He is AL-'Aliyo (the Unique whose attributes belong to the highest regions of thought and reality, the Unique Who is eminently entitled to the designation "the Supreme") and AL-Kabir (the Omniscient)

Abdul Haleem

Intercession will not work with Him, except by those to whom He gives permission.’ They will be asked, after the terror is lifted from their hearts [on the Day of Judgement], ‘What did your Lord speak?’ and they will answer, ‘The Truth. He is the Most High, the Most Great.’

Abdullah Yusuf Ali

"No intercession can avail in His Presence, except for those for whom He has granted permission. So far (is this the case) that, when terror is removed from their hearts (at the Day of Judgment, then) will they say, 'what is it that your Lord commanded?' they will say, 'That which is true and just; and He is the Most High Most Great'."

Abul A'la Maududi

No intercession can avail with Allah except for him whom Allah permits (to intercede). When their hearts are relieved of fright they will ask the intercessors: "What did your Lord say?" They will reply: “(He said) what is right, and He is the High, the Great.”

Aisha Bewley

Intercession with Him will be of no benefit except from someone who has His permission. So that when the terror has left their hearts they will say, ‘What did your Lord say?’ They will say, ‘The truth. He is the All-High, the Most Great.’

Al-Hilali & Khan

Intercession with Him profits not except for him whom He permits. So much so that when fear is banished from their (angels’) hearts, they (angels) say: "What is it that your Lord has said?" They say: "The truth. And He is the Most High, the Most Great."

Ali Quli Qarai

Intercession is of no avail with Him except for those whom He permits. When fear is lifted from their hearts, they say, ‘What did your Lord say?’ They say, ‘The truth, and He is the All-exalted, the All-great.’

Amatul Rahman Omar

No intercession will avail with Him except (for him about) whom He permits (it). (Those for whom the intercession is permitted will keep waiting) until when their hearts are relieved of awe they would ask (one another), `What is it that your Lord said?' Some of them will reply, `(He said) the truth.' And He is the Highest, the Greatest.

Arthur John Arberry

Intercession will not avail with Him save for him to whom He gives leave; till, when terror is lifted from their hearts, they will say, "What said your Lord?' They will say, 'The truth; and He is the All-high; the All-great. '

Bijan Moeinian

God will not accept anyone’s intercession, unless it coincides with His Will. When the intercessors are asked by people about the Lord’s decision, they will simply say: "He made the right decision!" God is the Most High, the Most Great.

E. Henry Palmer

nor is intercession of any avail with Him, except for him whom He permits; so that when fright is removed from their hearts they say, 'What is it that your Lord says?' they say, 'The truth; for He is the high, the great. '

Edip-Layth

Nor will intercession be of any help with Him, except for whom He has already given leave. Until when the terror has subsided from their hearts, they ask: "What did your Lord say?" They will say, "The truth!" He is the Most High, the Great.

George Sale

No intercession will be of service in his presence, except the intercession of him to whom he shall grant permission to intercede for others: And they shall wait in suspense until, when the terror shall be taken off from their hearts, they shall say to one another, what doth your Lord say? They shall answer, that which is just: And He is the high, the great God.

Hamid S. Aziz

Say, "Call upon those whom you assert (or set up) besides Allah; they do not control the weight of an atom in the heavens or in the earth nor have they any partnership in either, nor has He among them any one to help Him.

Mahmoud Ghali

And intercession will not profit in His Reckoning except for him to whom He gives permission; till, when alarm (is lifted) from their hearts, they will say, "What did your Lord say?" They will say, "The Truth; and He is The Ever-Exalted, The Ever-Great. "

Marmaduke Pickthall

No intercession availeth with Him save for him whom He permitteth. Yet, when fear is banished from their hearts, they say: What was it that your Lord said? They say: The Truth. And He is the Sublime, the Great.

Mohamed Ahmed - Samira

No intercession avails with Him except his He allows, so that when their hearts are freed of fear, they ask (one another): "What did your Lord say?" They will answer: "What is expedient. He is the all-mighty and supreme."

Muhammad Asad

And, before Him, intercession can be of no avail [to any] save one in whose case He may have granted leave [there for]: so much so that when the terror [of the Last Hour] is lifted from their hearts, they [who have been resurrected] will ask [one an­other], "What has your Sustainer decreed [for you]?" - [to which] the others will answer, “Whatever is true and deserved - for He alone is exalted, great!”

Mustafa Khattab

No intercession will be of any benefit with Him, except by those granted permission by Him. ˹At last,˺ when the dread ˹of Judgment Day˺ is relieved from their hearts ˹because they are permitted to intercede˺, they will ˹excitedly˺ ask ˹the angels˺, "What has your Lord ˹just˺ said?" The angels will reply, “The truth! And He is the Most High, All-Great.”

Progressive Muslims

Nor will intercession be of any help with Him, except for whom He has already given leave. Until when the fear has subsided from their hearts, they ask: "What did your Lord say" They will Say: "The truth!" And He is the Most High, the Great.

Sahih International

And intercession does not benefit with Him except for one whom He permits. [And those wait] until, when terror is removed from their hearts, they will say [to one another], "What has your Lord said?" They will say, "The truth." And He is the Most High, the Grand.

Sam Gerrans

And intercession avails not with Him save him whom He gives leave. When terror has been lifted from their hearts, they will say: “What said your Lord?” They will say: “The truth”; and He is the Exalted, the Great.

Shabbir Ahmed

No intercession is of any avail with Him except that one stands up as a witness of Law in His Court. When their hearts are calmed down, they will ask, "What did your Lord decide?" The witnesses will say, "The decisive Truth." He is the Most High, Most Great.

Syed Vickar Ahamed

"No intercession (or help) can be of use in His Presence except for those to whom He has given permission. So far (is this true) that, when the fear is taken away from their (even the angel’s) hearts, they will say: ‘What is it that your Lord ordered?’ (But then again) they will say: 'That which is true and just; And He is the Highest (Al-Ali’i), the Greatest (Al-Kabir).' "

Taqi Usmani

Intercession before Him is of no benefit, but for the one whom He has permitted. (And those who receive a command from Allah remain fearful) until when fear is removed from their hearts, they say (to each other), "What did your Lord say?" They say, “The Truth.” He is the High, the Great.

The Monotheist Group

"Nor will intercession be of any help with Him, except for whom He has already given leave." Until when the fear has subsided from their hearts, they ask: "What did your Lord say?" They will say: "The truth!" And He is the Most High, the Great.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Lʹintercession auprès de Lui ne profite quʹà celui en faveur duquel Il la permet. Quand ensuite la frayeur se sera éloignée de leurs cœurs, ils diront: ʺQuʹa dit votre Seigneur?ʺ Ils répondront: ʺLa Vérité; Cʹest Lui le Sublime, le Grandʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Şefaet jî li cem Xwedê feyde nade ji bilî yê ku Xwedê destûr dabe pê ve. Piştî ku tirs ji dilên wan çû; (ji firîşteyan re) dibêjin: Xwedayê we çi got? (Firîşte) dibêjin: Rastî got. Her ew e yê bilind, yê mezin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Bij Hem heeft de voorspraak ook geen nut, behalve voor wie Hij het toestaat. En wanneer dan de vrees uit hun harten is weggenomen zeggen zij: ʺWat heeft jullie Heer gezegd?ʺ En dan zeggen zij: ʺDe waarheid.ʺ Hij is de verhevene, de grote.

Hollandaca — Salomo Keyzer

In zijne tegenwoordigheid zal geene voorspraak van dienst wezen, behalve de bemiddeling van hem, aan wien God verlof zal geven om voor anderen tusschen beiden te treden. Zij zullen afwachten tot de schrik van hunne harten zal zijn weggenomen, en zij tot elkander zullen zeggen: Wat zegt uw Heer? Zij zullen antwoorden: Dat wat rechtvaardig is. Hij is de verhevene, de groote God.

Hollandaca — Siregar

En de voorspraak baat bij Hem niet, behalve aan wie Hij toestemming heeft gegeven. Totdat, wanneer de angst van hun harten is weggenomen, zij vragen: ʺWat heeft jullie Heer gezegd?ʺ Zij zeggen: ʺDe Waarheid.ʺ En Hij is de Verhevene, de Grootste.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И не поможет пред Ним (ничье) заступничество, кроме (заступничества только) за тех, для кого Он позволит. (И когда Аллах Всевышний обращается с откровением к какому-либо пророку, это слышат ангелы, которые на небесах и испытывают пред Ним почтительный страх). А когда страх будет удален от их сердец, они [ангелы] скажут (одни другим): «Что сказал Господь ваш?» Те скажут: «Истину, ведь Он – Высочайший, Великий!»

Rusça — Osmanov

Ничье ходатайство не имеет веса перед Ним - лишь того, кому дозволено. Когда же страх [перед Судным днем] покинет их сердца, они спросят [тех, кому дозволено заступничество]: ʺЧто же сказал ваш Господь?ʺ Те ответят: ʺИстину, ибо Он - высочайший, великийʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Alla (försök till) medling inför Honom är fruktlösa utom för dem som har erhållit Hans tillstånd. Och när skräcken (efter uppståndelsen) har släppt sitt grepp om deras hjärtan, skall de fråga (varandra): ʺVad sade er Herre till er?ʺ - och få svaret ʺSanningen; Han är den Höge, den Väldige.ʺ