Onlar ise, "Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

fe ḳālū rabbenā bāǐd beyne esfārinā ve Zelemū enfusehum fe ceǎlnāhum eHādīṧe ve mezzeḳnāhum kulle mumezzeḳin inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَقَالُواfe ḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler
2رَبَّنَاrabbenāر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimiz
3بَاعِدْbāǐdب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikmeuzaklaştır
4بَيْنَbeyneب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinarasını
5اَسْفَارِنَاesfārināس ف رSeyahat etmek, yolculuk yapmak, gitmek, ortaya çıkarmak, parlak olmak, aydınlanmak, açığa çıkarmak, süpürmek, kazımakseferlerimizin
6وَظَلَمُواve Zelemūظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakve zulmettiler
7اَنْفُسَهُمْenfusehumن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunankendilerine
8فَجَعَلْنَاهُمْfe ceǎlnāhumج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakbiz de onları çevirdik
9اَحَادِيثَeHādīṧeح د ثYeni bir şey/yakın zamanda, o (bir şey) varlığa geldi, var olmaya başladı, ortaya çıktı, bir başlangıcı oldu, ilk kez yeni var oldu, söylemi aktarmakefsanelere
10وَمَزَّقْنَاهُمْve mezzeḳnāhumم ز قDağıtmak veya saçmak, parçalamak/yırtmak, paramparça etmek/düzenini bozmak/dağıtmak, bozmak veya zarar vermek, çok yırtmak veya kesmek, bir şeyi yarmak.onları darmadağın ettik
11كُلَّkulleك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetlihepsini
12مُمَزَّقٍmumezzeḳinم ز قDağıtmak veya saçmak, parçalamak/yırtmak, paramparça etmek/düzenini bozmak/dağıtmak, bozmak veya zarar vermek, çok yırtmak veya kesmek, bir şeyi yarmak.parçalayarak
13اِنَّinneşüphesiz
14فِيvardır
15ذٰلِكَƶālikebunda
16لَاٰيَاتٍle āyātinا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ibretler
17لِكُلِّli kulliك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliherkes için
18صَبَّارٍSabbārinص ب رdirenmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı göstermekten kaçınmak. Bu kelime jaz'a'nın (üzüntü ve huzursuzluk gösterme) zıttıdır.sabreden
19شَكُورٍşekūrinش ك رTeşekkür etmek, minnettar olmak, birinin iyiliğini fark etmek veya kabul etmek, övmek. Şükür - teşekkür etme, minnettarlık. Şakir - teşekkür eden veya minnettar olan, takdir edilen ve ödülde cömert olan.şükreden

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Rabbimiz dediler, gidip geleceğimiz yerlerin aralarını uzaklaştır ve kendilerine zulmettiler, derken onları masala çevirdik, paramparça ettik onları; şüphe yok ki bunda, adamakıllı sabreden ve iyiden iyiye şükreden her kişiye deliller var elbet.

Abdulkadir Gölpınarlı

Rabbimiz dediler, gidip geleceğimiz yerlerin aralarını uzaklaştır ve kendilerine zulmettiler, derken onları masala çevirdik, paramparça ettik onları; şüphe yok ki bunda, adamakıllı sabreden ve iyiden iyiye şükreden her kişiye deliller var elbet.

Adem Uğur

Bunun üzerine: Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Ahmed Hulusi

"Rabbimiz, sefer alanımızı uzat - yay" dediler ve nefslerine zulmettiler. . . Biz de onları anlatılan ibretlikler kıldık ve onları darmadağın ettik. . . Muhakkak ki bu olayda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette işaretler vardır.

Ahmet Tekin

Bunun üzerine onlar: 'Ey Rabbimiz! Seyahatlerimizde, öğle vakti ve akşamleyin konakladığımız yerler arasındaki mesafeyi uzat' dediler. Kendilerine, birbirlerine yazık ettiler. Biz de onları ibret verici kıssalar haline getirdik. Onları darmadağın ettik. Bunda, çok sabrederek mücadeleye devam eden, çok şükreden herkes için ibretler, uyarılar vardır.

Ahmet Varol

Ama onlar: 'Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafelerini uzaklaştır' dediler ve kendi kendilerine haksızlık ettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ibretler vardır.

Ali Bulaç

Onlar ise: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır)" dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.

Ali Fikri Yavuz

Buna karşı onlar: “-Ey Rabbimiz! (çok kâr yapabilmemiz için bulunduğumuz bu şehirle, mal getirdiğimiz o bereketli şehir arasındaki mesafeyi), seferlerimizin arasını uzaklaştır.” dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları, (kendilerinden sonra gelenlerin dillerinde dolaşan) masallara çevirdik ; ve kendilerini (başka yerlere göç suretiyle) darma dağınık ettik. Şübhesiz ki bunda, çok şükreden her sabırlı için ibretler vardır.

Ali Rıza Safa

Buna karşın, "Efendimiz! Yolculuklarımızın arasını uzaklaştır!" dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları söylence yaptık ve tümünü darmadağın ettik. Aslında, işte bunda, çok dirençli olan, çok şükreden herkes için kesinlikle bir gösterge vardır.

Bayraktar Bayraklı

Onlar, "Ey Rabbimiz!Bizim yolculuk mesafelerimizi uzat!" dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları dillerde dolaşır sözler haline getirdik. Onları tamamen darmadağın ettik. Şüphesiz bunlarda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için dersler vardır.

Bekir Sadak

Ama onlar: «Rabbimiz! Yolculuklarimizin mesafesini uzak kil» deyip kendilerine yazik ettiler. Biz de onlari efsane yapiverdik, darmadagin ettik. Dogrusu bunlarda, pek sabreden ve cok sukreden kimseler icin dersler vardir.

Celal Yıldırım

Onlar ise (bu bereket, güven ve rahatlığı anlayamadılar da) «Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konaklarını (birbirinden) uzaklaştır» dediler ve böylece kendilerine haksızlık ettiler. Biz de onları bu yüzden dillerde dolaşan masallara çevirdik ve parçalayıp dağıttık. Şüphesiz ki bunda çokça şükredebilen her çok sabırlı kimse için öğütler ve ibretler vardır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlar ise “Rabbimiz! Konak yerlerimizin arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları darmadağın ederek ibret kıssaları haline getirdik. Kuşkusuz bunda, yeterince sabretmesini ve şükretmesini bilenler için ibretler vardır.

Diyanet İşleri

Onlar ise, "Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Diyanet İşleri (eski)

Ama onlar: 'Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl' deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.

Diyanet Vakfi

Bunun üzerine: Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Buna karşı onlar: «Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır» dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz, yolculuklarımızın mesafesini uzaklaştır!" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki, bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buna karşı onlar "ya rabbena, seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve temamen didik didik dağıttık, şübhesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ayetler var

Erhan Aktaş

Fakat onlar: "Rabb'imiz! Yolculuk mesafelerimizi uzat." dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları dillerde dolaşan hadis yaptık. Ve onları tamamen parça parça dağıttık. Kuşkusuz bunda çok sabredenlerin ve çok şükredenlerin tamamı için kesinlikle ayetler vardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Fakat onlar: "Rabb'imiz! Yolculuk mesafelerimizi uzat." dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları dillerde dolaşan hadis yaptık. Ve onları tamamen parça parça dağıttık. Kuşkusuz bunda çok sabredenlerin ve çok şükredenlerin tamamı için kesinlikle ayetler vardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Fakat onlar: "Rabb'imiz! Yolculuk mesafelerimizi uzat." dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları dillerde dolaşan sözler yaptık. Ve onları tamamen parça parça dağıttık. Kuşkusuz bunda çok sabredenlerin ve çok şükredenlerin tamamı için kesinlikle ayetler vardır.

Fizilal-il Kuran

Fakat onlar «Ey Rabbimiz! Seferlerimizi uzun aralıklı yap!» diyerek kendilerine yazık ettiler. Bunun üzerine onları dillere düşürdük, toplumlarını parçalayarak öteye beriye dağıttık. Hiç kuşkusuz sabırlıların ve şükredenlerin bu olaylardan çıkaracakları bir çok dersler vardır.

Gültekin Onan

Onlar ise: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını aç [şehirlerimiz birbirine çok yakındır]" dediler ve kendi nefslerine zulmetmiş oldular. Böylece biz de onları efsaneler[e konu olan bir halk] kıldık ve onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.

Hamdi Döndüren

Buna rağmen onlar, “Ey Rabbimiz! Yolculuk yaptığımız kentler arasındaki mesafeyi uzaklaştır!” dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, darmadağın etmek suretiyle efsanelere çevirdik. Kuşkusuz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Hasan Basri Çantay

Onlar ise (buna karşı). "Ey Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaşdır" demişler, kendilerine yazık etmişlerdi. İşte biz de onları masallara çeviriverdik. Onları darma dağınık etdik. Şübhesiz ki bunda çok sabır (ve) çok şükreden herkes için elbette ibretler vardır.

Hasib Asutay

Fakat (onlar) Rabbimiz, seferlerimizin (yolculuk yaptığımız şehirlerin) arasını uzaklaştır dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik, onları darmadağın ettik. Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Hayrat Neşriyat

Fakat (onlar:) 'Rabbimiz! Seferlerimizin (yolculuk yaptığımız şehirlerin) arasını uzaklaştır!' dediler ve kendilerine zulmettiler; nihâyet onları efsânelere çevirdik ve onları tamâmen parçalanmış olarak darmadağın ettik. Şübhesiz ki bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için nice ibretler vardır.

İbni Kesir

Fakat onlar dediler ki: Rabbım, yolculuklarımızın arasını uzaklaştır. Ve kendi öz nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsaneler kılıverdik, darmadağınık ettik. Muhakkak ki bunda; çok sabreden ve çok şükreden herkes için ayetler vardır.

Mehmet Okuyan

(Bunun üzerine) “Rabbimiz! Seferlerimizin (yolculuk yaptığımız şehirlerin) arasını uzaklaştır!” demişler ve kendilerine yazık etmişlerdi. (Biz de) onları sözlere (ibretlik anılara) çevirmiş ve onları tamamen parçalamıştık. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için dersler vardır.

Muhammed Esed

Buna rağmen onlar, "Rabbimiz seyahat menzillerimiz arasındaki mesafeyi uzattı!" dediler. Ve böylece kendi kendilerine zulmetmiş oldular. Biz de bunun üzerine onları (geçmişin) efsane(lerinden biri)si haline döndürdük ve darmadağın ettik. Kuşkusuz bunda, sıkıntılara göğüs geren ve (Allah'a) gönülden şükredenler için alınacak dersler vardır.

Mustafa İslamoğlu

Buna rağmen onlar "Rabbimiz! Sefer menzillerimiz arasındaki mesafeyi uzat!" de(meye getir)diler ve böylece kendilerine zulmetmiş oldular. Bunun üzerine biz de onları geçmişin efsanelerine döndürdük ve param parça edip dağıttık. Hiç şüphesiz bütün bunlarda, derin bir şükran duygusuyla O'na kutllukta direnen herkes için mutlaka alınacak dersler vardır.

Ömer Nasuhi Bilmen

Fakat onlar: «Rabbimiz! Bizim seferlerimiz arasını uzaklaştır» dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları dillere destan ettik ve onları büsbütün parçalamakla parçaladık. Şüphe yok ki, bunda her bir sabreden, şükreyleyen için elbette ibretler vardır.

Ömer Öngüt

"Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır. " dediler ve onlar kendilerine yazık ettiler. Biz de onları bu yüzden efsane yapıverdik ve onları darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden ve çok şükreden kimseler için âyetler (ibretler) vardır.

Suat Yıldırım

Fakat onlar: "Ya Rabbena, seferlerimizin arasını uzaklaştır (şehirlerimiz birbirine çok yakın, bunların arasını uzat, daha uzun mesafelere gidelim, ülkemizi genişlet)" diye dua ettiler ve böylece kendilerine yazık ettiler. Biz de onları dillere destan olan, hayret ve ibretle bahsedilen masal haline getirdik, başka yerlere göç etmeleri suretiyle darmadağın ettik. Bunda elbette çok sabırlı, çok şükürlü olan kimselerin alacakları hayli ibretler vardır.

Süleyman Ateş

"Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır (şehirlerimiz birbirine çok yakın, bunlarını arasını uzat da daha uzun mesafelere gidelim)" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik, onları darmadağın ettik. Şüphesiz bunda, sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır.

Süleymaniye Vakfı

"Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzat" dediler ve kendilerine yanlış yaptılar. Biz de onları bölük pörçük ederek hikayelere konu yaptık. Her durumda sabreden /duruşunu bozmayan ve daima şükreden /görevlerini yerine getiren herkes için bunda (daha nice) ayetler /göstergeler vardır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ama onlar, kendilerini yanlış işlere soktukları halde "Sahi Rabbimiz, yolculuklarımızın arasını daha da uzat" diye dua ediyorlardı. Biz de onları darmadağın ederek sırf hikayeleri anlatılan kişiler haline getirdik. Bunda, çok sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.

Şaban Piriş

- Rabbimiz, yolculuklarımızın mesafesini uzaklaştır, dediler. Kendi kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsane haline getirdik, darmadağın ettik. İşte bunda her sabırlı ve şükür eden kimse için bir ibret vardır.

Tefhim-ul Kuran

Onlar ise: «Rabbimiz, seferlerimizin arasını aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır)» dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve onları darmadağın edip dağıttık. Hiç şüphe yok bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.

Ümit Şimşek

Fakat onlar 'Rabbimiz, konaklarımızın arasını uzat' dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları darmadağın edip dillere düşürdük. Çok sabredip çok şükretmesini bilen herbir kul için bunda ibretler vardır.

Yaşar Nuri Öztürk

Ama onlar, tutup şöyle dediler: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır!" Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik; hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar isə: “Ey Rəbbimiz! Səfərlərimizdə dayanacağımız şəhərlər arasındakı məsafəni uzaq et!”– dedilər və öz-özlərinə zülm etdilər. Biz onları əfsanələrə çevirib dilə-dişə saldıq, özlərini də darmadağın etdik. Həqiqətən, səbirli olan və şükür edən hər kəs bundan ibrət alar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Lakin onlar: ″Ey Rəbbimiz! Səfərlərimizin arasını (məsafəni) uzaq et!″ – dedilər və öz-özlərinə zülm etdilər. Biz onları pərən-pərən salıb dillərdə dastan etdik. (Onlardan Qəssan qəbiləsi Şama, Əzd qəbiləsi Omana, Xüzaə qəbiləsi Təhaməyə, Hüzeymə qəbiləsi İraqa, Övs və Xəzrəc qəbilələri isə Mədinəyə köçdü. Onlar barəsində ″Səba əhli kimi pərən-pərən düşdülər″ məsələsi çəkilməyə başlandı). Həqiqətən, bunda (çətinliklərə) səbir, (neʼmətlərə) çox şükür edən hər bir kəs üçün ibrətlər vardır!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie sagten: ʺO unser Herr! Verlängere unsere Reisen!ʺ Sie taten sich selbst unrecht. Wir ließen sie zu Nachrichten und Geschichten werden, die sich die Menschen erzählten und zerrissen und zerstreuten sie ganz und gar. Darin sind Zeichen für jeden, der höchste Geduld übt und Gott gebührende Dankbarkeit entgegenbringt.

Almanca — Der Edle Quran

Sie aber sagten: ʺUnser Herr, vergrößere die Entfernungen zwischen unseren Reise(abschnitte)n.ʺ Sie taten sich selbst Unrecht. So machten Wir sie zu(m Gegenstand von) Geschichten und rissen sie vollständig in Stücke. Darin sind wahrlich Zeichen für jeden sehr Standhaften und sehr Dankbaren.

Almanca — M. A. Rassoul

Jedoch sie sagten: ʺUnser Herr, vergrößere die Entfernung zwischen unseren Reisezielen.ʺ Und sie sündigten gegen sich selber; so machten Wir sie zu (abschreckenden) Geschichten (für die Nachfahren), und Wir ließen sie in Stücke zerfallen. Hierin sind wahrlich Zeichen für jeden Geduldigen, Dankbaren.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und sie sagten: ʺUnser HERR! Laß große Entfernungen zwischen unseren Reisezielen sein! Und sie begingen Unrecht, so machten WIR sie zum Objekt von Erzählungen und ließen sie in vielen kleinen Gruppen auseinandergehen. Gewiß, darin sind doch Ayat für jeden äußerst sich Bedankenden, sich äußerst in Geduld Übenden.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But lacking patience and endurance, they, to their detriment, prayed: "O Allah, our Creator, would You make our stations distant and far apart and not close together and our commercial travels remote in time" and they wronged themselves. In response to this request We made them the talk of the town existing then and of those towns existing thereafter. We tore them apart, while those who remained lived dispersed among the Bedouins in the desert and among other people else-where. This was an act making the patient who is thankful lift to Allah his inward sight.

Abdul Haleem

but [still] they complained, ‘Our Lord has made the distance between our staging posts so long!’They wronged themselves and, in the end, We made their fate a byword, and scattered them in countless fragments. There truly are signs in this for every patient, thankful person.

Abdullah Yusuf Ali

But they said: "Our Lord! Place longer distances between our journey-stages": but they wronged themselves (therein). At length We made them as a tale (that is told), and We dispersed them all in scattered fragments. Verily in this are Signs for every (soul that is) patiently constant and grateful.

Abul A'la Maududi

But they said: "Lord, make the stages of our journeys longer." They wronged their own selves so We reduced them to bygone tales, and utterly tore them to pieces. Verily there are Signs in this for everyone who is steadfast and thankful.

Aisha Bewley

They said, ‘Our Lord, put more distance between our staging posts. ’ They wronged themselves so We made legends of them and scattered them without a trace. There are certainly Signs in that for everyone who is steadfast and thankful.

Al-Hilali & Khan

But they said: "Our Lord! Make the stages between our journey longer," and they wronged themselves; so We made them as tales (in the land), and We dispersed them all totally. Verily, in this are indeed signs for every steadfast, grateful (person).

Ali Quli Qarai

But they said, ‘Our Lord! Make the stages between our journeys far apart,’ and they wronged themselves. So We turned them into folktales and caused them to disintegrate totally. There are indeed signs in that for every patient and grateful [servant].

Amatul Rahman Omar

But (due to their ingratitude) they wanted (as if) to say, `Our Lord! make longer the distance between (the stages of) our journeys. ' And they did injustice to themselves. So We reduced them to mere legends and We broke them into complete disintegration (and scattered them far and wide). Behold! there are signs in this for all those who are patiently- persevering and highly grateful persons.

Arthur John Arberry

But they said, 'Our Lord, prolong the stages of our travel'; and they wronged themselves, so We made them as but tales, and We tore them utterly to pieces. Surely in that are signs for every man enduring, thankful.

Bijan Moeinian

[When this blessing was brought to their attention, instead of becoming grateful] They said: "Make our journey longer and more difficult [who cares]. " Thus they wronged their own souls. Eventually we scattered them into small communities and they became history. This should be a lesson for those who are patient and grateful by nature.

E. Henry Palmer

And they said, 'Our Lord! make a greater distance between our journeys;' and they wronged themselves, and we made them legends; and we tore them all to pieces; verily, in that are signs to every patient, grateful person.

Edip-Layth

But they said, "Our Lord, make the measure between our journeys longer," and they wronged themselves. So We made them a thing of the past, and We scattered them into small groups. In this are signs for every person who is patient, thankful.

George Sale

But they said, O Lord, put a greater distance between our journeys: And they were unjust unto themselves; and We made them the subject of discourse, and dispersed them with a total dispersion. Verily herein are signs, unto every patient, grateful person.

Hamid S. Aziz

And We set between them and the towns which We had blessed, other towns to be easily seen (in prominent positions), and for the journey between then We appointed proportional stages, (saying) "Travel through them secure by nights and days. "

Mahmoud Ghali

Yet they said, "Our Lord, prolong (the stages) between our journeys. " And they did injustice to themselves, so We made them (as only) discourses, and we tore them utterly to pieces. Surely in that are indeed signs for every (person) most patient, (and) constantly thankful.

Marmaduke Pickthall

But they said: Our Lord! Make the stage between our journeys longer. And they wronged themselves, therefore We made them bywords (in the land) and scattered them abroad, a total scattering. Lo! herein verily are portents for each steadfast, grateful (heart).

Mohamed Ahmed - Samira

But they said: "O Lord, make the distance between the stages of our journeys longer;" but (by doing so) they wronged themselves. So We turned them into bygone tales, and dispersed them, scattered in all directions. Surely there are signs in this for those who endeavour and are grateful.

Muhammad Asad

But now they would say, "Long has our Sus­tainer made the distance between our journey- stages!" - for they had sinned against themselves. And in the end We caused them to become [one of those] tales [of things long past], and scattered them in countless fragments. Herein, behold, there are messages indeed for all who are wholly patient in adversity and deeply grate­ful [to God].

Mustafa Khattab

But they said, "Our Lord! Make ˹the distances of˺ our journeys longer," wronging themselves.[1] So We reduced them to ˹cautionary˺ tales, and scattered them utterly. Surely in this are lessons for whoever is steadfast, grateful.

Progressive Muslims

But they said: "Our Lord, make the measure between our journeys longer," and they wronged themselves. So We made them a thing of the past, and We scattered them into small groups. In this are signs for every person who is patient, thankful.

Sahih International

But [insolently] they said, "Our Lord, lengthen the distance between our journeys," and wronged themselves, so We made them narrations and dispersed them in total dispersion. Indeed in that are signs for everyone patient and grateful.

Sam Gerrans

But they said: “Long has our Lord made the distance between our journeys”; and they wronged their souls, and We made them tales told, and scattered them utterly. In that are proofs for everyone patient and grateful.

Shabbir Ahmed

But now, their ungrateful attitude was saying, "Our Lord! Make our journey-stages longer. " (Make the trade route insecure, unprofitable and deserted). They wronged people and thus harmed themselves. Consequently, We made them history, and We scattered them utterly. Herein, behold, are Signs indeed for individuals and nations who would patiently draw lessons from history and learn to be practically grateful.

Syed Vickar Ahamed

But they said: "Our Lord! Place longer distances between the stages of our journey. " And (so doing), they wronged themselves; So We made them like a story (that is told in the land), and We spread them out all in small groups. Surely, in this are Signs for every (one who is) always patient and grateful.

Taqi Usmani

Then they said, "Our Lord, make (the phases of) our journeys more distant." And they wronged themselves, therefore We turned them into stories, and tore them into pieces. Surely in this there are signs for everyone who is ever-patient, fully grateful.

The Monotheist Group

But they said: "Our Lord, make the measure between our journeys longer," and they wronged themselves. So We made them narrations and We tore them into pieces. In this are signs for every person who is patient, thankful.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Puis, ils dirent: ʺSeigneur, allonge les distances entre nos étapesʺ, et ils se firent du tort à eux-mêmes. Nous fîmes dʹeux, donc, des sujets de légendes et les désintégrâmes totalement. Il y a en cela des avertissements pour tous grand endurant et grand reconnaissant.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Di pey vê de wan got: Xwedayê me! Navbera wan bajaran ên ku em bi rêwingî diçin, ji hev dûr bike. Wan (bi sebunet bêşêkirî û kufra xwe) li xwe zilm kirin. Vêca me ew kirin mijûlî (ya ser zimanê xelkê) û me ew ji hev belawela kirin. Bêguman di vê de ji bo her kesê sebirkêş û şukirdar, belge û nîşan hene.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar zij zeiden: ʺOnze Heer vergroot de reisafstanden naar onsʺ en deden zichzelf onrecht aan. Wij maakten hen dus tot (het onderwerp van) verhalen en Wij lieten hen geheel vergaan. Daarin zijn zeker tekenen voor ieder die geduldig volhardt en die dank betuigt.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Maar zij zeiden! O Heer! plaats een grooteren afstand tusschen onze wegen, en zij waren onrechtvaardig omtrent zich zelven. Wij maakten hen tot eene bespotting onder de volkeren en wij verspreidden hen met eene geheele verstrooiing. Waarlijk, hierin zijn teekens voor ieder lijdzaam en dankbaar mensch.

Hollandaca — Siregar

En zij zeiden: ʺOnze Heer, maak onze reis lang.ʺ En zij deden zichzelf onrecht aan en Wij maakten hen tot onderwerp van gesprek. En Wij verspreidden hen geheel uit elkaar. Voorwaar, daarin zijn zeker tekenen voor iedere geduldige dankbare.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И сказали они [сабейцы] (когда им наскучила однообразие благополучной жизни): «Господь наш! Увеличь расстояние между нашими путешествиями [между селениями]!» – и (этим) причинили они зло самим себе. И сделали Мы их повестями [назидательными историями] (для тех, которые будут жить после них) и разорвали на клочки [раскидали по земле так, чтобы они не вернулись]. Поистине, в этом [в том, что случилось с сабейцами] однозначно содержатся знамения для каждого терпеливого (при трудностях) (и) благодарного (Аллаху) (за Его благодеяния)!

Rusça — Osmanov

Они же ответили: ʺГосподи наш! Удлини расстояния между нашими остановками в путиʺ - и тем самым сами навредили себе. И Мы обратили их в притчу во языцех и рассеяли толпами [повсюду]. В этом, несомненно, - знамение для каждого терпеливого, благодарного человека.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men då sade de: ʺHerre! Förläng avstånden mellan de platser där vi gör halt!ʺ (På detta sätt) vållade de sin egen undergång; de (måste utvandra och) skingrades i en slutgiltig förskingring och Vi gjorde dem och deras öde till ett talesätt. I detta ligger förvisso budskap till var och en som står fast i motgången och som tackar (Gud) i allt.