Ahzab Suresi 5. Ayet — Elfaz
Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
1اُدْعُوهُمْd'ǔhumonları çağırınEmir Fiil+Zamir+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek
2لِاٰبَٓائِهِمْli ābāihimbabalarına nisbetleHarf-i Cer+İsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
3هُوَhuvebuZamir
5عِنْدَǐndeyanındaMekan Zarfıع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
6اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
7فَاِنْfe ineğerİsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
8لَمْlemHarf-i Nefi
9تَعْلَمُواteǎ'lemūbilmiyorsanızMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
10اٰبَٓاءَهُمْābā'ehumbabalarınıİsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
11فَاِخْوَانُكُمْfe iḣvānukumonlar sizin kardeşlerinizdirİsti'nafiye Edatı+İsim+Zamirا خ وBaşka biriyle aynı ebeveynlere sahip olan veya sadece bir ebeveyni ortak olan erkek kişi; aynı soy/toprak/inanç/inanca sahip kişi; erkek kardeş; arkadaş; yoldaş; eş; çift halindeki parçalardan biri; akraba; yakından tanıdık olan kişi.
12فِيfīHarf-i Cer
13الدِّينِd-dīnidindeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimد ي نİtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin etmek, onu yönetmek/idare etmek, ona sahip olmak, bir şeye alışmak/adet edinmek, tasdik/onaylama, ölüm (herkesin ödemek zorunda olduğu bir borç olduğu için), belirli bir yasa/kanun, sistem, adet/alışkanlık/iş, bir davranış/hareket tarzı/yolu, geri ödeme/tazminat.
14وَمَوَالِيكُمْve mevālīkumve dostlarınızdırBağlaç+İsim+Zamirو ل يyakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak
15وَلَيْسَve leyseve yokturBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
16عَلَيْكُمْǎleykumsizeHarf-i Cer+Zamir
18فِيمَاfīmāyaptığınızdaHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
19اَخْطَأْتُمْeḣTa'tumyanılarakMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıخ ط اYanlış yapmak, hata yapmak, ceza gerektiren bir günah/suç/itaatsizlik yapmak, kasıtlı veya kasıtsız bir hata/kusur işlemek, yanlış bir yol izlemek (kasıtlı veya değil), bir şeyin kaçırılmasına veya atlanmasına neden olmak, bir şeyi kaçırmak (veya isabet ettirememek), bir şeyden sapmak veya uzaklaşmak, ulaşılamaz olmak, birinin hata yapmasına neden olmak, yanlış bir hareket/hata/kusur gibi davranmak.
20بِهِbihibu konudaHarf-i Cer+Zamir
21وَلٰكِنْve lākinfakat vardırBağlaç+İstidrak Edatı
22مَاmāİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
23تَعَمَّدَتْteǎmmedetbile bile yaptığındaMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibe · Tefa''ul Bâbıع م دAmaçlamak, desteklemek, sütunlar veya direkler yerleştirmek, yüksek yapı yerleştirmek, desteklemek, çözümlemek, hedeflemek, yönlendirmek, önermek, (kasıtlı olarak günah) işlemek, yüksek yapı, çadır, direk, temel, başkan.
24قُلُوبُكُمْḳulūbukumkalblerinizinİsim+Zamirق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp
25وَكَانَve kāneveBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
26اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
27غَفُورًاğafūranüstünü örtendirSıfatغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek