(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

fe eḣracnāhum min cennātin ve ǔyūnin / ve kunūzin ve meḳāmin kerīmin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَاَخْرَجْنَاهُمْfe eḣracnāhumخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakböylece biz onları çıkardık
2مِنْmin-den
3جَنَّاتٍcennātinج ن نörtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlıkbahçeler(in)-
4وَعُيُونٍve ǔyūninع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.ve çeşmeler(inden)
1وَكُنُوزٍve kunūzinك ن زBiriktirmek, hazine olarak saklamak, toprağa hazine gömmek.ve hazineler(inden)
2وَمَقَامٍve meḳāminق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhve yer(lerinden)
3كَرِيمٍkerīminك ر مÜretken, cömert, değerli, kıymetli, onurlu, asil, En Cömert, En Kerim olmako güzel

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve defînelerden ve güzelim yerlerden ettik.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve defînelerden ve güzelim yerlerden ettik.

Adem Uğur

Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.

Ahmed Hulusi

Hazinelerden, zenginliklerden!

Ahmet Tekin

Hazinelerden, şerefli, yüksek makamlardan ayırdık.

Ahmet Varol

Hazinelerden ve üstün makamdan da.

Ali Bulaç

Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.

Ali Fikri Yavuz

Hazinelerden ve şerefli makamlardan...

Ali Rıza Safa

Kaynaklardan ve sunulmuş konumlardan.

Bayraktar Bayraklı

- Bunun üzerine Firavun'un adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece onlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık. Ancak Firavun'un adamları, güneş doğarken İsrailoğulları'nın ardına düştüler.

Bekir Sadak

(57-59) Ama biz Firavun ve adamlarini bahcelerden, pinar baslarindan, hazinelerden ve serefli makamlardan cikardik. Boylece oralara Israilogullarini mirasci kildik.

Celal Yıldırım

(57-58) Bununla beraber biz Fir'avn ve askerlerini bahçelerinden, pınarlarından, hazine ve yüce-şerefli makamlardan çıkardık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(57-58) Daha sonra onları (Firavun ve topluluğunu) bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik.

Diyanet İşleri

(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

Diyanet İşleri (eski)

(57-59) Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Diyanet Vakfi

(57-58) Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

hazinelerden ve güzel makamlardan çıkardık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hazinelerden, ve dilruba makamlardan çıkardık

Erhan Aktaş

Ve hazinelerden ve kerim makamlardan.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve hazinelerden ve kerim makamlardan.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve hazinelerden ve kerim makamlardan.

Fizilal-il Kuran

Hazinelerden ve konforlu köşklerden de.

Gültekin Onan

Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.

Hamdi Döndüren

Hazinelerden ve güzel yerlerden.

Hasan Basri Çantay

(57-58) Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazinelerden ve şerefli makam (lar) dan çıkardık.

Hasib Asutay

Hazinelerden ve değerli yerlerden.

Hayrat Neşriyat

(57-58) Böylelikle (İsrâiloğullarının peşine düşürerek) onları bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve güzel yerlerden çıkardık.

İbni Kesir

Hazinelerden ve şerefli makamlardan.

Mehmet Okuyan

(Bu vesile ile) onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.

Muhammed Esed

zenginlikler(in)den, nüfuz ve statülerinden (yoksun bıraktık)!" diyerek (onları İsrailoğulları'na karşı harekete geçirdi).

Mustafa İslamoğlu

servetlerinden, eyvan ve çardaklarından...

Ömer Nasuhi Bilmen

(58-59) «Ve hazinelerden ve pürnîmet bir makamdan (mahrum bıraktık).» İşte böyle oldu ve bunları (bu nîmetleri) İsrailoğullarına miras kıldık.

Ömer Öngüt

Hazinelerden ve şerefli makamlardan.

Suat Yıldırım

(57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.

Süleyman Ateş

Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den.

Süleymaniye Vakfı

Hazinelerden ve değerli konaklardan da...

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Hazinelerden ve değerli ikametgahlardan da.

Şaban Piriş

Hazinelerden ve şerefli makamlardan...

Tefhim-ul Kuran

Hazinelerden ve soylu makam(lar) dan da.

Ümit Şimşek

Hazinelerinden ve şerefli mevkilerinden.

Yaşar Nuri Öztürk

Hazinelerinden, mutlu kutlu yerlerinden ettik.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

xəzinələrdən və gözəl yerlərdən də qovduq.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Xəzinələrdən və (Nil ətrafındakı) gözəl (bərəkət dolu) yerdən kənar etdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Schätzen und prächtigen Wohnstätten.

Almanca — Der Edle Quran

von Schätzen und von trefflicher Stätte.

Almanca — M. A. Rassoul

und aus Schätzen und ehrenvollen Wohnsitzen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Schätzen und edlem Aufenthalt.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

the land of treasures and homes and accommodations so splendid.

Abdul Haleem

their treasures and their noble dwellings-

Abdullah Yusuf Ali

Treasures, and every kind of honourable position;

Abul A'la Maududi

and their treasures and excellent dwellings.

Aisha Bewley

from treasures and a splendid situation.

Al-Hilali & Khan

Treasures, and every kind of honourable place.

Ali Quli Qarai

and [from] treasures and splendid places.

Amatul Rahman Omar

As well as (every place with) treasures and every abode of honour (and grandeur).

Arthur John Arberry

and treasures and a noble station;

Bijan Moeinian

As well as their treasures and their prestigious positions.

E. Henry Palmer

and treasuries, and a noble station!' -

Edip-Layth

Treasures and an honorable dwelling.

George Sale

and treasures, and fair dwellings:

Hamid S. Aziz

(") So we (or We) expelled them out of gardens and springs,

Mahmoud Ghali

And hoardings, and an honorable station.

Marmaduke Pickthall

And treasures and a fair estate.

Mohamed Ahmed - Samira

And treasures and agreeable mansions.

Muhammad Asad

and [deprived them of their erstwhile] station of honour!"

Mustafa Khattab

treasures, and splendid residences.

Progressive Muslims

And treasures and an honourable dwelling.

Sahih International

And treasures and honorable station -

Sam Gerrans

And treasures and a noble station.

Shabbir Ahmed

And treasures, lofty positions and beautiful estate. (Destined to be drowned in hateful pursuit of Moses and his followers).

Syed Vickar Ahamed

Treasures, and every kind of honorable position;

Taqi Usmani

and from treasures and a noble abode.

The Monotheist Group

Andtreasures and an honorable station.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ji nava xezîne û (dîwan û) meqamên şerefnak jî.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

bij schatten weg en uit een voortreffelijke positie.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Hunne schatten en heerlijke woningen verlaten.

Hollandaca — Siregar

En de schatten en eervolle plaatsen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и сокровищ, и благого места [из Египта] (чтобы утопить их в море).

Rusça — Osmanov

сокровищ и достойного положения.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och de rikedomar de samlade och den hedersamma plats (som de intog i vårt land).ʺ