Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.

اَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَا وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ

ev ke Zulumātin fī baHrin lucciyyin yeğşāhu mevcun min fevḳihi mevcun min fevḳihi seHābun Zulumātun beǎ'Duhā fevḳa beǎ'Din iƶā eḣrace yedehu lem yeked yerāhā ve men lem yec'ǎli (a)llahu lehu nūran fe mā lehu min nūrin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَوْevyahut
2كَظُلُمَاتٍke Zulumātinظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakkaranlıklar gibidir
3فِيiçindeki
4بَحْرٍbaHrinب ح رDeniz, göl, büyük su birikintisi, bol, geniş, çok, deniz gibi cömert olan, bilginbir deniz
5لُجِّيٍّlucciyyinل ج جSınırı aşmak, inatla devam etmek, sebat etmek, bir şey üzerinde ısrar etmek, şikayetçi olmak, muhalefet/çekişme/dava/tartışma içinde devam etmek.derin
6يَغْشٰيهُyeğşāhuغ ش وaldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamakki üstünü örten
7مَوْجٌmevcunم و جKarmaşa içinde olmak, tedirgin olmak, kargaşalı olmak, çatışmak veya çarpışmak, karmaşık ve rahatsız bir durumda olmak, şaşkın veya hayret içinde olmak, ileri geri hareket etmek, yandan yana hareket etmek.bir dalga
8مِنْmin-nden
9فَوْقِهِfevḳihiف و قRütbe veya mükemmellikte üstün olmak, üstesinden gelmek, geçmek, üstünde/üzerinde olmak, üzerinde, üzerine, daha fazla, yüksekte olmak. Fauq - üstünde/üzerinde/daha fazla/üstün anlamında bir edattır. Fawaq - iki sağım/emzirme arasındaki zaman, kişinin elini açması ve memeyi kavraması arasındaki süre ve sonra sağım için bırakması, sağım sırasında el açma ve kapama arasındaki gecikme ve zaman aralığı. Afaqa - kendine gelmek, iyileşmek (bayılma veya hastalıktan sonra), uyanmak (uykudan), hatırlamak.onun üstü-
10مَوْجٌmevcunم و جKarmaşa içinde olmak, tedirgin olmak, kargaşalı olmak, çatışmak veya çarpışmak, karmaşık ve rahatsız bir durumda olmak, şaşkın veya hayret içinde olmak, ileri geri hareket etmek, yandan yana hareket etmek.bir dalga
11مِنْmin-nden
12فَوْقِهِfevḳihiف و قRütbe veya mükemmellikte üstün olmak, üstesinden gelmek, geçmek, üstünde/üzerinde olmak, üzerinde, üzerine, daha fazla, yüksekte olmak. Fauq - üstünde/üzerinde/daha fazla/üstün anlamında bir edattır. Fawaq - iki sağım/emzirme arasındaki zaman, kişinin elini açması ve memeyi kavraması arasındaki süre ve sonra sağım için bırakması, sağım sırasında el açma ve kapama arasındaki gecikme ve zaman aralığı. Afaqa - kendine gelmek, iyileşmek (bayılma veya hastalıktan sonra), uyanmak (uykudan), hatırlamak.onun üstü-
13سَحَابٌseHābunس ح بÇekmek, sürüklemek, geri çekmek, iptal etmek, geri almak, banka hesabından para çekmekbir bulut
14ظُلُمَاتٌZulumātunظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakkaranlıklar
15بَعْضُهَاbeǎ'Duhāب ع ضbir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, birazonun biri
16فَوْقَfevḳaف و قRütbe veya mükemmellikte üstün olmak, üstesinden gelmek, geçmek, üstünde/üzerinde olmak, üzerinde, üzerine, daha fazla, yüksekte olmak. Fauq - üstünde/üzerinde/daha fazla/üstün anlamında bir edattır. Fawaq - iki sağım/emzirme arasındaki zaman, kişinin elini açması ve memeyi kavraması arasındaki süre ve sonra sağım için bırakması, sağım sırasında el açma ve kapama arasındaki gecikme ve zaman aralığı. Afaqa - kendine gelmek, iyileşmek (bayılma veya hastalıktan sonra), uyanmak (uykudan), hatırlamak.üstüne
17بَعْضٍbeǎ'Dinب ع ضbir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, birazdiğerinin
18اِذَٓاiƶāne zaman ki
19اَخْرَجَeḣraceخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakçıkarsa
20يَدَهُyedehuي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitelini
21لَمْlem
22يَكَدْyekedك و دneredeyse, az daha (?)neredeyse
23يَرٰيهَاyerāhāر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.onu dahi göremez
24وَمَنْve menbir kimseye
25لَمْlem
26يَجْعَلِyec'ǎliج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakvermemişse
27اللّٰهُ(a)llahuAllah
28لَهُlehuona
29نُورًاnūranن و رateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmakbir nur
30فَمَاfe māartık olmaz
31لَهُlehuonun
32مِنْminhiçbir
33نُورٍnūrinن و رateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmaknuru

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır, üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar, karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.

Abdulkadir Gölpınarlı

Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır, üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar, karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.

Adem Uğur

Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

Ahmed Hulusi

Yahut (onun yaşantısının getirisi), derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, onun üstüne de başka bir dalga (onu bürür), bu ikinci dalganın üstünde de bulutlar! Birbirinin üstünde karanlıklar! (İçinde bulunan) elini dışarı çıkarsa, neredeyse onu göremez. . . Allah kimde nur (ilim) oluşturmamışsa (artık) onun nuru (ilmi) olmaz!

Ahmet Tekin

Yahut inkâr edenlerin, küfre saplananların amelleri engin, derin dalgalı bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Peş peşe kopan dalgalar, dalgaların üstündeki kara bulutlar, tehlikeyi daha da artırır. Her taraf üst üste teşekkül eden zifiri karanlıklarla kaplıdır. İnsan elini öne doğru uzatsa, neredeyse elini göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

Ahmet Varol

Yahut (onların amelleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga bürümüştür, onun üstünde bir dalga onun üstünde de bir bulut vardır. Birbiri üstüne (yığılmış halde) karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Allah kime nur vermemişse artık onun için nur yoktur.

Ali Bulaç

Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

Ali Fikri Yavuz

Yahud (kâfirlerin amelleri, fesad ve boşuna oluş bakımından) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. O denizi bir dalga bürüyor; üstünden bir dalga daha. (Gökte de yıldızları kaplayan) bulut var. Bunlar birbiri üstüne yığılmış karanlıklardır ki, kendisi elini çıkarsa, onu göremiyecek kadar... (İşte kâfirlerin amelleri de, hiç bir işe yaramıyan ve fayda temin etmiyen bu karanlıklar gibidir. Kâfir, kalbindeki koyu karanlık sebebiyle hakkı göremez ve hidayete eremez). Allah, kime hidayet yaratmazsa, artık onun için hiç bir nur yoktur.

Ali Rıza Safa

Veya engin denizdeki karanlıklar gibidir. Üzerini dalga üstüne dalga kaplar. Onun üzerinde bulutlar vardır; üst üste yığılmış karanlıklar. Elini çıkardığında, neredeyse, onu bile göremez. Çünkü Allah, kime aydınlık vermemişse, onun için artık aydınlık yoktur.

Bayraktar Bayraklı

Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar ve dalgaların üstünde bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini dışarı çıkarttığı zaman, neredeyse onu göremez bile. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.

Bekir Sadak

Veya egin denizin karanliklarina benzer. Onu ustuste dalgalar ve dalgalarin ustunde de bulutlar orter; karanliklar ustunde karanliklar; insan elini uzattigi zaman, nerdeyse onu bile goremez. Allah'in nur vermedigi kimsenin nuru olmaz. *

Celal Yıldırım

Veya (küfre sapanların işleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer ; üstüste dalgalar ve onun üstünde birbiri üstüne karanlık bulutlar çökmüş vaziyettedir; elini çıkardığında neredeyse onu bile göremez. Allah kime nûr vermemişse, onun için nûr yoktur.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Yahut dalga, üstünde yine dalga, onun üstünde de bulutla (kara bulut gibi bir dalga ile) kaplı büyük bir denizdeki karanlıklar gibidir; birbiri üzerinde karanlıklar! Neredeyse elini çıkarsa onu göremeyecek. Allah bir kimseye ışık vermezse onun aydınlıktan asla nasibi yoktur.

Diyanet İşleri

Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.

Diyanet İşleri (eski)

Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.

Diyanet Vakfi

Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ya da (küfredenlerin yaptıkları) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga bürümüştür; üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut bulunmaktadır; kısacası üstüste yığılmış karanlıklar. Elini çıkardığı zaman, onu görme ihtimali bile yoktur. Allah, her kime bir aydınlık vermediyse, artık onun için hiçbir aydınlık yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yahud derin bir denizdeki zulümat gibidir, onu bir dalga bürüyor, üstünden bir dalga, üstünden bir bulut, öyle zulümat ki birbiri üstüne, elini çıkardığı vakıt onu görmesi ihtimali yok, her kime de Allah, bir nur yapmamışsa artık onun için hiç nur yoktur

Erhan Aktaş

Veya üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Veya üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Veya derin denizlerdeki karanlığa benzer. Onu, üzerinde bulutlar olan üst üste dalgalar kuşatmıştır. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

Fizilal-il Kuran

Kâfirlerin amellerinin bir başka benzeri engin bir denizin karanlıklarıdır. Bu denizi üstüste binen dalgalar ve dalgaları da bulut örter. Orada karanlıklar üstüste binmiştir. Öyle ki insan elini uzatsa onu farkedemez bile. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olamaz.

Gültekin Onan

Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Tanrı kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

Hamdi Döndüren

Ya da (onların işleri) derin denizdeki karanlıklara benzer. Onun üstünü bir dalga örtüyor, onun üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut. Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar! Öyle ki içinde bulunan kimse, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez! Allah bir kimseye nur vermemişse, artık onun nuru olmaz.

Hasan Basri Çantay

Yahud (kafirlerin ameli) öyle derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu (o denizi) bir dalga kaplayıp bürümekdedir. Bunun üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut. (Hulasa) birbiri üstüne (yığılmış tabaka tabaka) karanlıklar. (Hani) o (raya düşen bir kimse) elini çıkardığı vakit hemen hemen bunu bile göremez. Allah kime nuur vermemişse artık onun için bir ışık yokdur.

Hasib Asutay

Yahut (onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu (denizi) bir dalga kaplıyor, onun üstünde de bir dalga, onun da üstünde bir bulut (kaplamaktadır). Birbiri üstüne (yığılmış) karanlıklar. Elini çıkardığında neredeyse onu bile göremez. Allah kime nur vermemişse artık onun için bir ışık yoktur. (16) (16. Bu iki âyette küfür ehlinin içinde bulunduğu ve sıkıntı hali zifiri karanlığa benzetilmiştir. İnsan nasıl karanlıkta bir yere varamazsa, küfür karanlığındaki bir kimse de gerçeği bulamaz. Bunların dağ gibi görünen amelleri imandan yoksun olduğu için serap gibi yok olup gider.)

Hayrat Neşriyat

Veya (onların amelleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir; (öyle ki) onu (o denizi) bir dalga örtüyor, onun üstünden bir dalga daha, onun da üstünden bir bulut(örtmektedir). Birbiri üstüne (yığılmış) karanlıklar! (İnsan) elini çıkarsa, neredeyse onu dahi göremez. İşte Allah kime bir nûr vermemişse, artık onun için hiçbir nûr olmaz.

İbni Kesir

Veya engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini uzattığı zaman; neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin, asla nuru olmaz.

Mehmet Okuyan

Veya (o kâfirlerin davranışları) derin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle) ki onu dalga üstüne dalga kuşatıyor; üzerinde de (bir) bulut; birbiri üstüne karanlıklar. (İnsan), elini çıkar(ıp bak)sa, neredeyse onu bile göremez. Allah bir kimseye nûr (ışık) vermemişse, artık onun hiçbir nuru olmaz.

Muhammed Esed

Yahut (onların yapıp ettikleri) engin bir denizin kopkoyu karanlıkları gibidir; (öyle bir deniz ki) üst üste kopan dalgalar ve tepedeki (kara) bulutlar o karanlığı daha da arttırıyor: kat kat, üst üste karanlıklar..! (öyle ki, ) insan, çıkarıp (baksa), neredeyse kendi elini dahi göremez; öyle ya, Allah'ın aydınlatmadığı kimse için ışık (bulma umudu) yoktur!

Mustafa İslamoğlu

Veya (onların yapıp ettikleri) bir okyanusun derin karanlıkları gibidir; onu üst üste dalgalar kuşatmıştır, derken üstüne (bir de) kara bulutlar... Birbiri üstüne binmiş, kopkoyu, zifiri karanlıklar... kişi çıkarıp baksa, neredeyse elini dahi göremeyecek durumda: nitekim bir kimseyi Allah aydınlatmamışsa, onun asla aydınlıktan nasibi olamaz!

Ömer Nasuhi Bilmen

Yahut (onların amelleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, o denizi bir dalga bürür, üstünden bir dalga (bir bulut) ihata eder. Bunlar, bazısı bazısı üstünde olan zulmetlerdir. Elini çıkardığı zaman onu görmeğe yaklaşamaz. Ve her kim için ki, Allah bir nûr nasib kılmamıştır. Artık onun için nûrdan bir şey yoktur.

Ömer Öngüt

Veya engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter. Karanlıklar üstünde karanlıklar. . . İnsan elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Allah kime nur vermemişse onun nuru yoktur.

Suat Yıldırım

Yahut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor... Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar... İçinde bulunan insan, elini uzatsa nerdeyse kendi elini bile göremiyor. Öyle ya, Allah birine nûr vermezse artık onun hiçbir nûru olamaz.

Süleyman Ateş

Yahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allah bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz.

Süleymaniye Vakfı

Onların amelleri, okyanusta oluşan karanlıklara da benzer. Okyanusu dalga üstüne dalga kaplamıştır. Onların üstünde de üst üste kara bulutlar vardır. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremeyecek! Allah'ın aydınlatmadığı kimsede bir aydınlık olmaz.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onların işleri dalgalı bir denizdeki karanlıklara da benzer; (geminin) üstünü bir dalga örtmüştür. Üstünde bir dalga daha onun da üstünde bulut vardır. Üst üste yığılmış karanlıklar! Elini kaldırsa göremeyecek gibidir. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.

Şaban Piriş

Veya engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.

Tefhim-ul Kuran

Ya da (küfredenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

Ümit Şimşek

Yahut onların hali denizin karanlıklarına benzer ki, onu üst üste dalgalar örtmüş, dalgaları da bulutlar kaplamıştır. İşte üst üste binmiş karanlıklar... Öyle ki, elini uzatsa göremez. Eğer Allah bir kimseye nur vermemişse, artık onun için hiçbir nur yok demektir.

Yaşar Nuri Öztürk

Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Yaxud onların əməlləri əngin dənizdəki qaranlığa bənzəyir. Onu bir dalğa, onun üstündən də başqa bir dalğa örtər; onun da üstündə bir bulud vardır; bir-birinin üstündə olan qaranlıqlar! İnsan əlini çıxartsa, az qala onu görməz. Allah kimə nur verməsə, onun nuru olmaz.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Yaxud (onların əməlləri) zəngin dənizin zülmətinə bənzər. Onu bir dalğa, o dalğanın üstündən bir dalğa, onun da üstündən bir bulud (dalğa) – zülmət üstündən zülmət örtər. O, əlini çıxartdıqda, hardasa onu görməz. Allah bir kəsə nur bəxş etməsə, onun nuru olmaz.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Oder sie sind wie die Finsternis in einem stürmischen Meer, die Wogen über Wogen bedecken und darüber Wolken, Finsternis über Finsternis. Wenn der Ungläubige dort die Hand ausstreckt, kann er sie kaum sehen. Wem Gott kein Licht gibt, der findet auch kein Licht.

Almanca — Der Edle Quran

Oder (sie sind) wie Finsternisse in einem abgrundtiefen Meer, das von Wogen überdeckt ist, über denen (nochmals) Wogen sind, über denen (wiederum) Wolken sind: Finsternisse, eine über der anderen. Wenn er seine Hand ausstreckt, kann er sie kaum sehen. Und wem Allah kein Licht schafft, für den gibt es kein Licht.

Almanca — M. A. Rassoul

Oder (die Ungläubigen sind) wie Finsternisse in einem tiefen Meer: Eine Woge bedeckt es, über ihr ist (noch) eine Woge, darüber ist eine Wolke; Finsternisse, eine über der anderen. Wenn er seine Hand ausstreckt, kann er sie kaum sehen; und wem Allah kein Licht gibt - für den ist kein Licht.

Almanca — Muhammad Zaidan

Oder (sie ähnelt) den Finsternissen im einem tiefen Meer, das von einer Woge bedeckt wird, über der noch eine Woge liegt, und darüber eine Wolke ist. Es sind Finsternisse, die einen über den anderen, wenn er seine Hand ausstreckt, beinahe sieht er sie nicht. Und wem ALLAH kein Licht gewährt, für den gibt es kein Licht.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Or a world of darkness similar to that found in the depth of an ocean where billowy waves are superimposed upon billowy waves topped by dark clouds creating a coat of darkness superimposed upon coats of darkness where he sits or moves misted with darkness that if he stretches his hand he can hardly see it*. And he whom Allah blinds his mind's eyes and darkens his eyes shall he devoid of spiritual light and his hopes shall he doomed to disappointment.

Abdul Haleem

Or like shadows in a deep sea covered by wave upon wave, with clouds above- layer upon layer of darkness- if he holds out his hand, he is scarcely able to see it. The one to whom God gives no light has no light at all.

Abdullah Yusuf Ali

Or (the Unbelievers' state) is like the depths of darkness in a vast deep ocean, overwhelmed with billow topped by billow, topped by (dark) clouds: depths of darkness, one above another: if a man stretches out his hands, he can hardly see it! for any to whom Allah giveth not light, there is no light!

Abul A'la Maududi

Or its similitude is that of depths of darkness upon an abysmal sea, covered by a billow, above which is a billow, above which is cloud, creating darkness piled one upon another; when he puts forth his hand, he would scarcely see it. He to whom Allah assigns no light, he will have no light.

Aisha Bewley

Or they are like the darkness of a fathomless sea which is covered by waves above which are waves above which are clouds, layers of darkness, one upon the other. If he puts out his hand, he can scarcely see it. Those Allah gives no light to, they have no light.

Al-Hilali & Khan

Or [the state of a disbeliever] is like the darkness in a vast deep sea, overwhelmed with waves topped by waves, topped by dark clouds, (layers of) darkness upon darkness: if a man stretches out his hand, he can hardly see it! And he for whom Allâh has not appointed light, for him there is no light.

Ali Quli Qarai

Or like the manifold darkness in a deep sea, covered by billow upon billow, overcast by clouds, manifold [layers of] darkness, one on top of another: when he brings out his hand, he can hardly see it, and one whom Allah has not granted any light has no light.

Amatul Rahman Omar

Or (the deeds of the disbelievers are) like thick utter darkness of the fathomless deep sea, waves on top of which there are higher waves covering its surface which is overcast by clouds. These are (layers of) darkness (piled) one upon the other (as opposed to light upon light for the believers) so that a person, however much he may try, can hardly see his hand when he holds it out. Indeed, there is no light at all for the person whom Allâh gives no light.

Arthur John Arberry

or they are as shadows upon a sea obscure covered by a billow above which is a billow above which are clouds, shadows piled one upon another; when he puts forth his hand, wellnigh he cannot see it. And to whomsoever God assigns no light, no light has he.

Bijan Moeinian

Their case may also be likened to a man who find himself in the middle of a violent ocean. There are waves upon waves. It is so dark that he cannot even see his own hand when stretching it for swimming in desperation. The one whom God has deprived of light, cannot find any light.

E. Henry Palmer

Or like darkness on a deep sea, there covers it a wave above which is a wave, above which is a cloud,- darknesses one above the other,- when one puts out his hand he can scarcely see it; for he to whom God has given no light, he has no light.

Edip-Layth

Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. For whomever God does not make a light, he will have no light.

George Sale

Or, as the darkness in a deep sea, covered by waves riding on waves, above which are clouds, being additions of darkness one over the other; when one stretcheth forth his hand, he is far from seeing it. And unto whomsoever God shall not grant his light, he shall enjoy no light at all.

Hamid S. Aziz

But those who disbelieve, their works are like the mirage in a desert, the thirsty suppose it to be water till when he comes to it he finds nothing, but he finds, instead, Allah is with him; and He will pay him his account, for Allah is quick to take account.

Mahmoud Ghali

Or (they are) as darkness (es) in a tumultuous sea (vast and deep) enveloped by waves above which are waves, upon which are clouds: darknesses above each other, (Some of them "are" above some "others") when he brings out his hand, he could almost not see it. And for whomever Allah makes no light, then in no way (can) he have light.

Marmaduke Pickthall

Or as darkness on a vast, abysmal sea. There covereth him a wave, above which is a wave, above which is a cloud. Layer upon layer of darkness. When he holdeth out his hand he scarce can see it. And he for whom Allah hath not appointed light, for him there is no light.

Mohamed Ahmed - Samira

Or like darkness in a wide, wide sea, waves surging upon waves, with clouds overhanging, darkness on darkness. If you stretch your hand, you could hardly see it. For him whom God does not give any light, there is no light.

Muhammad Asad

Or [else, their deeds are] like the depths of darkness upon an abysmal sea, made yet more dark by wave billowing over wave, with [black] clouds above it all: depths of darkness, layer upon layer, [so that] when one holds up his hand, he can hardly see it: for he to whom God gives no light, no light whatever has he!

Mustafa Khattab

Or ˹their deeds are˺ like the darkness in a deep sea, covered by waves upon waves,[1] topped by ˹dark˺ clouds. Darkness upon darkness! If one stretches out their hand, they can hardly see it. And whoever Allah does not bless with light will have no light!

Progressive Muslims

Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. And for whomever God does not make a light, he will have no light.

Sahih International

Or [they are] like darknesses within an unfathomable sea which is covered by waves, upon which are waves, over which are clouds - darknesses, some of them upon others. When one puts out his hand [therein], he can hardly see it. And he to whom Allah has not granted light - for him there is no light.

Sam Gerrans

Or like darkness in a fathomless sea: there covers it a wave, above which is a wave, above which are clouds: — darknesses one above another! — when he holds out his hand, he scarcely sees it. And he for whom God has made no light, there is for him no light.

Shabbir Ahmed

Or total darkness in the midst of a deep ocean, with waves upon waves and a thick cloud above - darkness upon darkness. When he holds out his hand, he can barely see it. Allah's Law does not give light to him who disregards His Light.

Syed Vickar Ahamed

Or (the disbelievers condition) is like the depths of darkness in a vast deep ocean, overcome by huge waves on top of huge waves, with (darkest) clouds at the top: Depths of darkness, one upon another: If a man opened out his hand, he can barely see it! And for him Allah does not give Light, there is no Light!

Taqi Usmani

Or (their deeds) are like layers of darkness in a vast deep sea overwhelmed by a wave, above which there is another wave, above which there are clouds - layers of darkness, one above the other. When one puts forth his hand, he can hardly see it; and the one to whom Allah does not give light can have no light at all.

The Monotheist Group

Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. And for whoever God does not make a light, he will have no light.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

(Les actions des mécréants) sont encore semblables à des ténèbres sur une mer profonde: des vagues la recouvrent, (vagues) au dessus desquelles sʹélèvent (dʹautres) vagues, sur lesquelles il y a (dʹépais) nuages. Ténèbres (entassées) les unes au-dessus des autres. Quand quelquʹun étend la main, il ne la distingue presque pas. Celui quʹAllah prive de lumière nʹa aucune lumière.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Yan jî (keda karê kafiran) wekî tarîtiyên di behreke kûr de ye (deryayeke wisa) ku pêl li ser pêlê bilind bibe, li ser van pêlan pêleke din bilind bibe û di ser wê re jî ewrekî (reş û tarî) hebe. Ev tarîstan in, tarîstanê li ser tarîstanê ne. (Tarîstaneke wisa) eger ku mirov destê xwe derîne nikare destê xwe bibîne. Ew kesê ku Xwedê ronahiyek nedabe wî, vêca jê re tu ronahiyeke (din) tune ye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Of (ze zijn) als duisternissen op een diepe zee die door golven bedekt wordt met nog golven erboven waarboven wolken zijn: duisternissen boven elkaar. Wanneer hij zijn hand uitsteekt kan hij hem bijna niet zien. En aan wie God geen licht geeft, voor hem is er geen licht.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Of als de duisternis, verspreid over eene diepe zee, met golven bedekt die over andere golven rollen, waarboven wolken liggen, en daarboven duisternis boven duisternis; de mensch strekt zijne hand uit en ziet het niet. Indien God den mensch geen licht geeft, waar zal hij het dan vinden?

Hollandaca — Siregar

Of (de toestand van de ongelovige is) als de donkerten in de diepe zee, bedekt door golf op golf, waarop wolken zijn. donkerten bovenop elkaar. Wanneer iemand zijn hand uitstrekt kan hij die bijna niet zien. En aan wie Allah geen licht geeft: voor hem is er gew licht.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

... Или же (праведные деяния неверующих) подобны мраку в бурном море. Покрывает его [море] волна, над которой (еще) волна, над которой (густое) облако (которое закрывает свет). Мрак – один поверх другого. Когда он [морской путник] вытянет свою руку, почти не видит ее (из-за густого мрака). И кому Аллах не устроил света [кому не дал понимание и следование Корану и Сунне], нет тому света [его уже не наставит на истинный путь другой]!

Rusça — Osmanov

Или [их деяния] - словно мрак в морской бездне, которую покрывают вздымающиеся волны, над которыми - тучи. Пучины мрака громоздятся друг на друга. Если [неверный] вытянет свою руку, то не увидит ее. Нет света у того, кому Аллах не даровал света.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(Vad de har gjort) kan också liknas vid det djupa mörkret i ett bottenlöst hav, ytterligare förmörkat av vågorna som svallar över varandra och molnmassorna ovanför; skikt på skikt av mörker (så tätt att den som) håller upp sin hand knappt kan se den. Nej, den (vars mörker) Gud inte lyser upp med (Sitt) ljus finner aldrig ljus!