Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَاوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ

ve ḳterabe l-veǎ'du l-Haḳḳu fe iƶā hiye şāḣiSatun ebSāru (e)lleƶīne keferū yā veylenā ḳad kunnā fī ğafletin min hāƶā bel kunnā Zālimīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاقْتَرَبَve ḳterabeق ر بYakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a yaklaştıran dindar işler ve iyi ameller, yaklaşmak için aranan araçlar. Qaribun - gece, yakında (zaman veya mekân olarak). Min qaribin - kısa süre sonra. Qurba - yakınlık, akrabalık. Qurban - kurban, Allah için yapılan sunu, Allah'a ulaşma aracı. Aqrabu - daha yakın, en yakın. Aqrabun - akrabalar, hısımlar, en yakın akrabalar. Qarrab (fiil 2) - önüne koymak, yakınlaştırmak, sunmak, kurban etmek. Muqarrabun (çoğul maqarrabuna) - yaklaşmasına izin verilen veya yakınlaştırılan kişi.ve yaklaşır
2الْوَعْدُl-veǎ'duو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)va'd
3الْحَقُّl-Haḳḳuح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçek
4فَاِذَاfe iƶābirden
5هِيَhiyeo
6شَاخِصَةٌşāḣiSatunش خ صYukarı kaldırılmak, (gözleri) dehşetle dikmek, dehşetle sabit bakmak.donup kalır
7اَبْصَارُebSāruب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıgözleri
8الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerin
9كَفَرُواkeferūك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkar eden(lerin)
10يَاوَيْلَنَاyā veylenāEY/HEY/AH eyvah bize
11قَدْḳadgerçekten
12كُنَّاkunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinbiz idik
13فِيiçinde
14غَفْلَةٍğafletinغ ف لDikkatsiz, unutkan, ihmalkar, gafil, kasıtlı olarak ihmal eden veya bırakan veya uzaklaşangaflet
15مِنْmin
16هٰذَاhāƶābundan
17بَلْbelmeğer
18كُنَّاkunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinbiz
19ظَالِمِينَZālimīneظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakzulmediyormuşuz

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve gerçek vait yaklaşınca işte o zaman kâfir olanlar, gözlerini dikip kalacaklar ve yazıklar olsun bize diyecekler, bundan gafildik, hattâ zâlimdik biz.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve gerçek vait yaklaşınca işte o zaman kâfir olanlar, gözlerini dikip kalacaklar ve yazıklar olsun bize diyecekler, bundan gafildik, hattâ zâlimdik biz.

Adem Uğur

Ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkâr edenlerin gözleri donakalır! "Yazıklar olsun bize! (derler), gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz."

Ahmed Hulusi

Ölüm yaklaştığında, bir de bakarsın ki hakikat bilgisini inkar edenlerin gözleri dehşetle donar kalır! "Eyvah! Gerçekten biz kozamızda - dünyamızda yaşıyormuşuz (bu gerçeği fark edememişiz)! Hayır, zalimler imişiz. "

Ahmet Tekin

Gerçek vaat, tehdit, ölüm ve Kıyamet yaklaştığında, işte o zaman kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin gözleri belerir. 'Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz bu durumdan habersizmişiz. Hayır, hayır, biz inkârda, isyanda, şirkte ısrar eden zâlim kimselermişiz.' derler.

Ahmet Varol

Hak olan vaad yaklaşmıştır. İşte o zaman inkar edenlerin gözleri dışarı fırlar. 'Yazık bize! Doğrusu biz bundan gafletteydik. Hayır, biz zalimlerdik.'

Ali Bulaç

Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).

Ali Fikri Yavuz

Ve hak olan vaad (kıyamet) yaklaştığı vakit, işte o zaman, kâfir olanların gözleri hemen dikilecek: “- Vah bizlere! Biz bundan gaflet ettik, doğrusu kendimize zulmetmiş olduk.” diyecekler.

Ali Rıza Safa

Zaten sözü verilen gerçek yaklaşmış; nankörlük edenlerin gözleri birden donup kalmıştır: "Vay başımıza gelene! Bundan önce aymazlık içindeydik!" "Hayır! Haksızlık yapanlardan olduk!"

Bayraktar Bayraklı

-Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc setleri açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman, verilen gerçek söz yaklaştığında inkar edenlerin gözleri donakalır! "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz, hatta biz zalim kimselermişiz" derler.

Bekir Sadak

Gercek vaad yaklastiginda, inkar edenlerin gozleri beleriverir: «Vah bize! Bundan once gaflet icindeydik, hem de zalimdik» derler.

Celal Yıldırım

Hak olan va'd (Kıyametin safhaları) yaklaşınca bir de bakarsın ki o inkâr edenlerin gözleri belerip kalır, «eyvah bize! Biz bundan gaflette bulunuyorduk; daha doğrusu biz zâlimler idik» derler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Şaşmaz sözün gerçekleşmesi yaklaşmıştır; bir de bakarsın ki inkârcıların gözleri yerinden fırlamış! “Gerçekten biz, bu konuda gaflet içindeymişiz; daha da ötesi büsbütün zulme batmışız” diye yakınmaktadırlar!

Diyanet İşleri

Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.

Diyanet İşleri (eski)

Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: 'Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik' derler.

Diyanet Vakfi

Ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkâr edenlerin gözleri donakalır! «Yazıklar olsun bize! (derler), gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. «Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik.» derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

ve gerçek va'd yaklaştığı vakit, işte o zaman o küfredenlerin gözleri belerecek (bir noktaya dikilip kalacak): "Eyvah bizlere, biz bundan gaflet ettik! Hayır, kendimize zulmetmiş olduk!" diyecekler.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve hak va'd yaklaştığı vakıt, o zaman işte o küfredenlerin derhal gözleri belerecek "eyvah bizlere biz bundan gaflet ettik, hayır kendimize zulmetmiş olduk" diyecekler

Erhan Aktaş

Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, gerçeği yalanlayan nankörlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."

Fizilal-il Kuran

Gerçek vaadin (kıyamet gününün) eşiğine gelindiğinde kâfirlerin bakışları dehşetten donakalır ve «Eyvah halimize! Biz bu anın geleceğinden gafil yaşadık, biz gerçekten zalimlerden olduk» derler.

Gültekin Onan

(96-97) Yecuc ve Mecuc(un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler. Gerçek olan vaad yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).

Hamdi Döndüren

Ve gerçek söz olan (kıyamet) yaklaşınca, bir de bakarsın ki, inkâr edenlerin gözleri donakalmıştır! “Yazıklar olsun bize! (derler) Gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zâlim kimselermişiz!”

Hasan Basri Çantay

(96-97) Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (un seddi) açılıb da her tepeden saldıracakları ve gerçek va'd olan (kıyamet) yaklaşdığı vakit, işte o zaman o küfr (ve inkar) edenlerin gözleri hemen belirib kalacak, "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik" (diyecekler).

Hasib Asutay

Ve söz verilen gerçek (kıyamet) yaklaşınca, birden inkâr edenlerin gözleri donakalır; 'Yazıklar olsun bize! Biz bundan gaflet içinde idik. Meğer biz zalim kimseler imişiz '(derler).

Hayrat Neşriyat

(96-97) Nihâyet Ye’cüc ve Me’cüc’ün (seddi) açıldığı ve onların her tepeden akın etmekte olduğu ve gerçek va'd (olan kıyâmet)in yaklaştığı zaman bir de bakarsın ki, inkâredenlerin gözleri (dehşetten) donuktur. 'Eyvah bize! Hakikaten bundan gaflet içindeydik,(biz) bil'akis (nefsimize) zulmeden kimseler imişiz!' (derler).

İbni Kesir

Ve gerçek vaad yaklaştığı zaman; o küfredenlerin gözleri belerip kalır: Vah bize, bundan önce gaflet içindeydik, biz gerçekten zalimler idik.

Mehmet Okuyan

Ve gerçek vaat (o Son Saat) yaklaşınca, kâfir olanların gözleri birdenbire donakalır! (Onlar) “Ah, eyvah, yazıklar olsun bize! Elbette bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalimlermişiz!” (diyeceklerdir).

Muhammed Esed

(ki o zaman) başa gelmesi kaçınılmaz olan (kıyamet) söz(ün)ün gerçekleşmesi de yaklaşmış olacaktır. O zaman ki, hakkı inkara şartlanmış olan kimselerin gözleri yerinden oynayacak ve (birbirlerine:) "Vah bize!" (diye yakınacaklar), "Bu (kıyamet sözüne) karşı hep umursamazlık gösterdik! Çünkü, zulüm ve kötülük yap(maya eğilimli ol)an kimselerdik!"

Mustafa İslamoğlu

İmdi, mutlaka gerçekleşecek olan sözün vakti yaklaşmıştır: işte o zaman, küfürde ısrar edenler, gözleri yuvalarından fırlatmış bir halde "Yazıklar olsun bize!" (diyecekler), "Doğrusu biz bu (söze) karşın gaflete dalmışız; dahası (böyle yapmakla) kendi kendimize kıymışız!"

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve doğru olan vaad (Kıyamet günü) yaklaştığı zaman, artık kâfirlerin gözleri muzdarip bir hale gelecek, (ve diyeceklerdir ki:) «Eyvah bizlere! Biz bundan gaflette bulunmuş olduk. Hayır. Biz zalimler olduk.»

Ömer Öngüt

Gerçek olan vaad yaklaştığında, kâfirlerin gözleri yuvalarından fırlar. “Yazıklar olsun bize! Biz bundan gerçekten gâfildik, hatta biz gerçekten zâlimlermişiz. ” derler.

Suat Yıldırım

(96-97) Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başladıkları, doğru vâdin vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır. "Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!" diyecekler.

Süleyman Ateş

Gerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar).

Süleymaniye Vakfı

tümüyle gerçek olan o vaat (cezalandırma vakti) yaklaşmış olur. Bir de bakarsın ki (kabirlerinden çıkan bütün) kafirlerin gözleri yuvalarından fırlamış şöyle diyorlar: "Vay halimize, bu konuda umursamazlık içindeydik, aslında biz yanlışa dalan kimselerdik!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Artık gerçek tehdidin (cehennemin) vakti yaklaşmıştır. Birde bakarsın ki bu kafirlerin gözleri fal taşı gibi açılmış "Yazık oldu bize, bunu hesaba katmamıştık, aslında yanlış yapıyorduk" diyorlar.

Şaban Piriş

İşte gerçek vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman kafirlerin gözleri dehşetten bakakalır: - Eyvah bize, bundan önce biz gaflet içindeydik. Biz gerçekten zalim kimselerdik.

Tefhim-ul Kuran

Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, küfre sapanların gözleri yuvalarından fırlayacak: «Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zulme sapmıştık» (diyecekler).

Ümit Şimşek

Artık hak olan vaad yaklaşmış, inkâr edenlerin gözleri donakalmıştır. 'Eyvah bize!' derler. 'Bundan habersizdik. Aslında biz kendimize yazık etmişiz.'

Yaşar Nuri Öztürk

Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. "Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik." derler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

haqq olan vədimiz yaxınlaşdıqda kafirlərin gözləri dərhal bərələcəkdir. Onlar deyəcəklər: “Vay halımıza! Biz bundan qafil idik. Üstəlik zalım da olmuşuq!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Doğru vəʼd (qiyamət günü) yaxınlaşdıqda kafir olanların gözləri (dəhşətdən) dərhal bərəlib: ″Vay halımıza! Biz (dünyada) bundan qafil idik. Xeyr, biz zalım olmuşuq (peyğəmbərlərin dediklərinə inanmamaqla zülm etmişik)!″ – deyərlər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

und die Erfüllung der wahren Verheißung näherrückt. Dann erstarren die Blicke der Ungläubigen: ʺWehe uns! Wir sind unachtsam gewesen. Wir haben unrecht getan.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

und das wahre Versprechen nahegerückt ist, dann werden sogleich die Blicke derjenigen, die ungläubig sind, starr werden: ʺO wehe uns! Wir waren dessen ja unachtsam. Nein! Vielmehr pflegten wir Unrecht zu tun.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Und die wahre Verheißung naht; siehe dann werden die Augen derer, die ungläubig waren, starr blicken: ʺO wehe uns, wir haben in der Tat nicht daran gedacht; ja, wir waren Frevler!ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

und das wahre Versprechen näherte sich, dann werden starr blicken die Augen derjenigen, die Kufr betrieben haben: ʺUnser Untergang! wir waren demgegenüber achtlos. Nein, sondern wir waren Unrecht- Begehende!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And the promised Event approaches, there and then shall the infidels' eyes be wide open gazing fixedly in horror and they express their thoughts in words, thus: "Woe betide us ", they shall say, "we were not only oblivious of this event but We were also wrongful of actions".

Abdul Haleem

when the True Promise draws near, the disbelievers’ eyes will stare in terror, and they will say, ‘Woe to us! We were not aware of this at all. We were wrong.’

Abdullah Yusuf Ali

Then will the true promise draw nigh (of fulfilment): then behold! the eyes of the Unbelievers will fixedly stare in horror: "Ah! Woe to us! we were indeed heedless of this; nay, we truly did wrong!"

Abul A'la Maududi

and the time for the fulfilment of the true promise of Allah draws near, whereupon the eyes of those who disbelieved will stare in fear, and they will say: "Woe to us, we were indeed heedless of this; nay, we were wrongdoers."

Aisha Bewley

and the True Promise is very close, the eyes of those who were kafir will be transfixed: ‘Alas for us! We were unmindful of this! No, rather we were definitely wrongdoers. ’

Al-Hilali & Khan

And the true promise (Day of Resurrection) shall draw near (of fulfillment). Then (when mankind is resurrected from their graves), you shall see the eyes of the disbelievers fixedly staring in horror. (They will say): "Woe to us! We were indeed heedless of this - nay, but we were Zâlimûn (polytheists and wrong-doers)."

Ali Quli Qarai

and the true promise draws near [to its fulfillment], behold, the faithless will look on with a fixed gaze: ‘Woe to us! We have certainly been oblivious of this! Rather we have been wrongdoers!’

Amatul Rahman Omar

And when the time (of the fulfillment) of the true promise (about the destruction of the forces of falsehood and materialism as represented by Gog and Magog) draws near, behold! the eyes of those who do not believe (in the triumph of truth), will be transfixed (and they will exclaim), `Ah, woe to us! we were really forgetful of this (day), nay, we were of course unjust. '

Arthur John Arberry

and nigh has drawn the true promise, and behold, the eyes of the unbelievers staring: 'Alas for us! We were heedless of this; 'nay, we were evildoers. '

Bijan Moeinian

Then it will be very close for the true promise of God (the Day of Resurrection) to take place. You will see the horrified eyes of the disbelievers while saying: "Pity on us! We never took this seriously; indeed we were so unjust to ourselves."

E. Henry Palmer

And the true promise draws nigh, and lo! they are staring - the eyes of those who misbelieve! O, woe is us! we were heedless of this, nay, we were wrong-doers!

Edip-Layth

The promise of truth draws near. Then, when it is seen by the eyes of those who rejected: "Woe to us, we have been oblivious to this. Indeed, we were wicked!"

George Sale

and the certain promise shall draw near to be fulfilled: And behold, the eyes of the infidels shall be fixed with astonishment, and they shall say, alas for us! We were formerly regardless of this day; yea, we were wicked doers.

Hamid S. Aziz

Until Yagug and Magug (Gog and Magog, Lawless tribes or Lawlessness itself) are let loose (through every barrier), and they hasten out of every mound (rock, nook and cranny).

Mahmoud Ghali

And the True Promise has drawn near; so, only then, do the beholdings of the ones who disbelieved (keep) glazing (i. e., eyesights) over. "O woe to us! We were already in (a state of) heedlessness of this; no indeed, we were unjust."

Marmaduke Pickthall

And the True Promise draweth nigh; then behold them, staring wide (in terror), the eyes of those who disbelieve! (They say): Alas for us! We (lived) in forgetfulness of this. Ah, but we were wrong-doers!

Mohamed Ahmed - Samira

And the certain promise (of Doom) comes near. Then the eyes of unbelievers will be fixed in horror, (and they will cry:) "Ah, woe betide, we were indeed heedless of this, and were oppressors and unjust."

Muhammad Asad

the while the true promise [of resurrection] draws close [to its fulfillment]. But then, lo! the eyes of those who [in their lifetime] were bent on denying the truth will stare in horror, [and they will exclaim:] "Oh, woe unto us! We were indeed heedless of this [promise of resur­rection]! - nay, we were [bent on] doing evil!"

Mustafa Khattab

ushering in the True Promise.[1] Then—behold!—the disbelievers will stare ˹in horror, crying,˺ "Oh, woe to us! We have truly been heedless of this. In fact, we have been wrongdoers."

Progressive Muslims

And the promise of truth draws near. Then, when it is seen by the eyes of those who rejected: "Woe to us, we have been oblivious to this. Indeed, we were wicked!"

Sahih International

And [when] the true promise has approached; then suddenly the eyes of those who disbelieved will be staring [in horror, while they say], "O woe to us; we had been unmindful of this; rather, we were wrongdoers. "

Sam Gerrans

And drawn nigh has the true promise; and then the eyes of those who ignore warning will stare: “Woe is us! We had been in heedlessness of this. The truth is, we were wrongdoers.”

Shabbir Ahmed

The time of the True Promise is coming closer. The eyes of the rejecters will stare in horror, "Oh, woe unto us! We lived in slumber. Nay, we were only hurting our 'Self'."

Syed Vickar Ahamed

And the true Promise will draw near (to coming true): Then look! The eyes of the disbelievers will (only) constantly look on with fear: "Oh! Misery to us! Truly, we were careless of this; No, truly we did wrong!"

Taqi Usmani

and the True Promise draws near, then it will so happen that the eyes of the disbelievers shall remain upraised (in terror, and they will say,) "Alas to us! We were in negligence about this; rather we were transgressors."

The Monotheist Group

Andthe promise of truth draws near. Then, when it is seen by the eyes of those who rejected: "Woe to us, we have been oblivious to this. Indeed, we were wicked!"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

cʹest alors que la vraie promesse sʹapprochera, tandis que les regards de ceux qui ont mécru se figent: ʺMalheur à nous! Nous y avons été inattentifs. Bien plus, nous étions des injustesʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema peymana heq (qiyamet) nêzîk bû, di cih de ew kesên ku kafir bûne çavên wan beloq dibin! (Dibêjin:) Wax li halê me be! Bi rastî haya me ji vê (rojê) tune bû, belkî zêdeyî vê jî em zalim bûn.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en de ware aanzegging nadert. Dan zullen de blikken van hen die ongelovig zijn verstarren: ʺWee ons, wij hadden daarop niet gelet. Jazeker, wij waren onrechtplegers.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En de ware belofte zal hare vervulling nabij zijn, en de oogen der ongeloovigen zullen met verbazing gevestigd worden, en zij zullen zeggen: Helaas! wij waren vroeger achteloos omtrent dezen dag; waarlijk, wij waren goddeloozen.

Hollandaca — Siregar

En de ware belofte nabij komt. Dan zullen de blikken van degenen die ongelovig zijn verstarren: ʺWee ons, wij verkeerden in onachtzaamheid daaromtrent, wij waren zelfs onrechtvaardigen!ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И приблизилось обещание истинное [День Суда], и вот стали неподвижными взоры тех, которые стали неверными. (И говорят они): «О, горе нам, мы были в небрежении [в беспечности] об этом [о Дне Суда] [не готовились к нему]! Да, мы были злодеями!»

Rusça — Osmanov

Настанет [срок] истинного обещания, и тогда глаза неверных закатятся [и они воскликнут]: ʺО горе нам! Мы не ведали об этом, и мы были грешникамиʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och tiden för uppfyllelsen av det sanna löftet (om uppståndelsen) närmar sig. Då skall förnekarna (mumla) med stelt stirrande blick: ʺVår olycka var att vi inte tog detta löfte på allvar; vi gjorde sannerligen oss själva svår orätt!ʺ