Bakara Suresi 184. Ayet — Elfaz
Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
2مَعْدُودَاتٍmeǎ'dūdātinsayılıSıfatع د دSaymak, numaralandırmak, hesaplamak, nüfus sayımı yapmak. Addun - sayı, hesaplama, belirlenmiş sayı. Adadun - sayı. İddatun - sayı, belirlenmiş süre, sayma, saymak, boşanmış veya dul kalmış bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken yasal süre. A'dd - hazırlamak, hazır etmek. Addina - sayanlar. Ma'dudun - sayılmış olan.
3فَمَنْfe menkimİsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
4كَانَkāneolursaMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
5مِنْكُمْminkumsizdenHarf-i Cer+Zamir
7اَوْevveyaBağlaç
8عَلٰىǎlāHarf-i Cer
10فَعِدَّةٌfe ǐddetunsayısınca tutarİsti'nafiye Edatı+İsimع د دSaymak, numaralandırmak, hesaplamak, nüfus sayımı yapmak. Addun - sayı, hesaplama, belirlenmiş sayı. Adadun - sayı. İddatun - sayı, belirlenmiş süre, sayma, saymak, boşanmış veya dul kalmış bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken yasal süre. A'dd - hazırlamak, hazır etmek. Addina - sayanlar. Ma'dudun - sayılmış olan.
11مِنْmin-deHarf-i Cer
14وَعَلَىve ǎlāve (lazımdır)İsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer
15الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerinİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
16يُطِيقُونَهُyuTīḳūnehuona (güç) dayanan(lar)Muzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıط و قYapabilmek, bir şeyi yapmaya muktedir olmak. Taaqatun - yetenek, güç, kuvvet. Ataaqa (fiil 4) - bir şeyi yapabilmek. Tawwaqa (fiil 2) - bir yaka bükmek, boyun halkası takmak, bir kişiye zor bir görev yüklemek, olanak sağlamak, boyna asmak, yüklemek, üzerine koymak, çevrelemek. Ataaqa (fiil 4) - bir şeyi yapabilmek, dayanılması çok zor bulmak, bir şeyi büyük zorlukla yapmak. Taaqat - bir kişinin yapabileceği en son nokta.
18طَعَامُTaǎāmudoyuracakİsimط ع مYemek yemek/tatmak/yutmak, lezzetlendirmek/tadını çıkarmak, iştah/arzu, beslemek/tedarik etmek, yeme şekli, yiyecek/öğün, yetiştirmek, olgunlaşmış meyve, bir erkekte takdir edilebilir nitelik (örneğin zeka/ihtiyat/sağduyu), yiyecek bakımından iyi durum/hal, çok yiyen kimse, yeme yeri
20فَمَنْfe menartık kimİsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
21تَطَوَّعَteTavveǎgönüldenMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Tefa''ul Bâbıط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.
22خَيْرًاḣayranbir iyilik yaparsaİsimخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.
23فَهُوَfe huveoSonuç Edatı+Zamir
24خَيْرٌḣayrunhayırlıdırİsimخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.
25لَهُlehukendisi içinHarf-i Cer+Zamir
26وَاَنْve enveİsti'nafiye Edatı+Masdar Harfi
27تَصُومُواteSūmūoruç tutmanızMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabص و مOruç tutmak, aç durmak, perhiz yapmak, yememek içmemek, kendini tutmak, susmak
28خَيْرٌḣayrundaha hayırlıdırİsimخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.
29لَكُمْlekumsizin içinHarf-i Cer+Zamir
30اِنْineğerŞart Edatı
31كُنْتُمْkuntumsizMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatabك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
32تَعْلَمُونَteǎ'lemūnebilirsenizMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname