(12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.

يَايَحْيَىٰ خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةً وَكَانَ تَقِيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا

yā yeHyā ḣuƶi l-kitābe bi ḳuvvetin ve āteynāhu l-Hukme Sabiyyen / ve Hanānen min ledunnā ve zekāten ve kāne teḳiyyen / ve berran bi vālideyhi ve lem yekun cebbāran ǎSiyyen

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يَايَحْيَىٰyā yeHyāيايحيىEY/HEY/AH YaHya
2خُذِḣuƶiا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmektut
3الْكِتَابَl-kitābeك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetKitabı
4بِقُوَّةٍbi ḳuvvetinق و يGüçlü olmak, güçlenmek, üstün gelmek, yapabilir olmak, güçlü olmak, dinç olmak, zorlu olmak. Quwwatun (çoğulu quwan) - güç, kuvvet, dinçlik, kararlılık, sağlamlık, azim. Qawun - çöl. Aqwa - çölde kalmak. Muqwin - çöl/vahşi doğa sakinleri (qawiya fiilinden türetilmiştir, bu da ıssız veya terk edilmiş hale gelmek anlamına gelir).kuvvetle
5وَاٰتَيْنَاهُve āteynāhuا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekve ona verdik
6الْحُكْمَl-Hukmeح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.hikmet
7صَبِيًّاSabiyyenص ب وÇocukluğa meyletmek, gençliğe özenmek, aşık olmak, tutulmak, yönelmek, eğilmek, özlem duymak, meyletmek, çocukça davranmak, sabiilik dinine mensup olmakçocuk iken
1وَحَنَانًاve Hanānenح ن نÖzlem duymak, yoğun bir üzüntü veya sevinç duygusuyla etkilenmek, dişi devenin yavrusuna ses çıkarması gibi ses çıkarmak, merhamet/şefkat/acıma/kalp yumuşaklığı göstermek, bir şeye özlem duymak, merhametli/şefkatli olmak/bir şeye olumlu yaklaşmak, kötülük veya zararlı şeylerden uzaklaşmak, deli veya akıl hastası olmak, korkakça geri çekilmek, yanlış yapmak veya hata işlemek.ve bir rahmet
2مِنْmin
3لَدُنَّاledunnāل د نYanında; yakınında; ile; -den; huzur; huzurunda; için. Ladun: Bir yer parçacığı veya edat.katımızdan
4وَزَكٰوةًve zekātenز ك وArttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak, sadaka, zekatve temizlik
5وَكَانَve kāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve oldu
6تَقِيًّاteḳiyyenو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişisakınan (bir kimse)
1وَبَرًّاve berranب ر رİyilik yapmak, ihsan etmek, doğru olmak, sadık olmak, gerçek olmak, yemin etmek, haklı çıkmak, yerine getirmek, sözünde durmakve iyilik ediciydi
2بِوَالِدَيْهِbi vālideyhiو ل دdoğurmak, dünyaya getirmekana babasına
3وَلَمْve lemve
4يَكُنْyekunك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvindeğildi
5جَبَّارًاcebbāranج ب رKırık bir durumdan düzeltmek veya yoksulluk durumundan yeterliliğe getirmek. Kırık bir durumdan düzeltilmiş veya azaltılmış. 'Fakir bir insan kırık kemiği olan birine benzetilir ve onun servete kavuşması kemiğin yerine oturtulmasına benzetilir.' Başkasını [iradesine karşı] zorlamak, mecbur etmek, kışkırtmak, teşvik etmek veya ikna etmek. [Hesaplamada] onarım amacıyla bir şeyin eklenmesi. Kendini yüceltme, kibir, gurur, küstahlık, cesur, cüretkar, aşırı, zorba, buyurgan, aşırıya kaçan. Bir kral. 'Hiçbir peygamberlik makamı yoktur ki, birinin kendini yüceltmesi, kibri, gururu veya küstahlığı yoluyla yerine krallık makamı gelmiş olmasın.' Köle, hizmetkar. [Bir şey/kişi için] misilleme veya telafi edici para cezası alınmamış. Uzun boylu, elin erişemeyeceği yükseklikte, [meyvesini kesmek için uzun büyüyen hurma ağacına] tırmanmak ve mükemmelliği korumak.bir zorba
6عَصِيًّاǎSiyyenع ص يİsyan etmek, itaat etmemek, karşı çıkmak, direnmek, ihlal etmek.baş kaldıran

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Katımızdan ona bir kalb yumuşaklığı, bir temizlik ihsân ettik ve o, mabûdundan çekinirdi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Katımızdan ona bir kalb yumuşaklığı, bir temizlik ihsân ettik ve o, mabûdundan çekinirdi.

Adem Uğur

Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.

Ahmed Hulusi

Ve ledünnümüzden bir ruhani hayat ve bir safiye (zekat) verdik. . . Korunma konusunda çok hassastı!

Ahmet Tekin

Ona yüce katımızdan sevgi ve merhamet, ruh temizliği verdik. O takvâ sahibi, itaatkâr, samimi, günahlardan arınan, azaptan korunan, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan biri idi.

Ahmet Varol

Tarafımızdan ona bir gönül yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O sakınan biriydi.

Ali Bulaç

Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.

Ali Fikri Yavuz

Hem de tarafımızdan bir merhamet ve günahlardan bir pâklik verdik. O çok takvâ sahibi idi.

Ali Rıza Safa

Ayrıca, Bizim katımızdan, sevgi ve arınmışlık da. Çünkü sorumluluk bilincine erişmişti.

Bayraktar Bayraklı

Ona kalp yumuşaklığı ve temizliği verdik. O, çok sakınan birisi idi.

Bekir Sadak

(12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.

Celal Yıldırım

(12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ayrıca katımızdan ona şefkat ve ruh temizliği de (verdik). O, kötülükten çok sakınan biriydi.

Diyanet İşleri

(12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.

Diyanet İşleri (eski)

(12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Diyanet Vakfi

Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Hem de katımızdan bir merhamet ve (günahlardan) paklık verdik, o çok takva sahibi idi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Hem de katımızdan yumuşak bir kalplilik ve bir temizlik verdik ona. O, çok takva sahibi biri idi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem de ledünnümüzden bir rikkat ve bir paklik, ki çok takvaşiar idi

Erhan Aktaş

Tarafımızdan yumuşak kalplilik ve zekat verdik. Ve o, takva sahibi oldu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Tarafımızdan yumuşak kalplilik ve zekat verdik. Ve o, takva sahibi oldu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Tarafımızdan yumuşak kalplilik ve zekat verdik. Ve o, takva sahibi oldu.

Fizilal-il Kuran

Yine ona tarafımızdan sevecenlik ve kalp temizliği bağışladık. O kötülüklerden sakınan bir kimse idi.

Gültekin Onan

Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.

Hamdi Döndüren

Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve arınmışlık da (vermiştik). O, çok sakınan bir kimse idi.

Hasan Basri Çantay

(12-13-14) (Yahyayi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) "Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut" (dedik). Henüz sabi iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkardı. Bir serkeş ve aasi değildi.

Hasib Asutay

Katımızdan ona bir kalp yumuşaklığı ve temizlik (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.

Hayrat Neşriyat

Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) bir temizlik de(verdik). Hem (o,) takvâ sâhibi bir kimse idi.

İbni Kesir

Katımızdan bir kalb yumuşaklığı ile safiyet verdik. O, takva sahibi biri idi.

Mehmet Okuyan

“Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat’a) sımsıkı sarıl!” (demiştik) ve henüz küçük çocukken ona muhakeme gücü, katımızdan şefkat ve arınmışlık vermiştik; o da takvâlı (duyarlı) biriydi.

Muhammed Esed

ve katımızdan bir ruh inceliği ve arınmışlık... Öyle ki, Bize karşı o (her zaman) bilinç ve duyarlık içinde idi;

Mustafa İslamoğlu

Ve kendi katımızdan ince ruhlu bir sevecenlik ve kendini geliştirme yeteneği bahşetmiştik; dahası o, sorumluluk sahibi biriydi;

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve O'na tarafımızdan bir rahmet, bir nezahet (verdik) ve çok muttakî oldu.

Ömer Öngüt

Nezdimizden bir merhamet ve sâfiyet verdik. O çok takvâ sahibi idi.

Suat Yıldırım

(12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.

Süleyman Ateş

Katımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günahlardan) korunan oldu.

Süleymaniye Vakfı

Ona katımızdan şefkat duygusu ve temiz huy da verdik. O, yanlışlardan sakınan biriydi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onu katımızdan yumuşak huylu ve gelişkin yaptık. O, kendini korurdu.

Şaban Piriş

Katımızdan bir kalp yumuşaklığı ve arınmışlık vermiştik. O takva sahibiydi.

Tefhim-ul Kuran

Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik.) O, çok takva sahibi biriydi.

Ümit Şimşek

Tarafımızdan ona bir şefkat ve bir arınmışlık verdik. O da takvâ sahibi bir kul oldu.

Yaşar Nuri Öztürk

Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Üstəlik Öz tərəfimizdən bir şəfqət və paklıq da bəxş etdik. O, müttəqi idi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz həm də ona Öz dərgahımızdan bir mərhəmət (yaxud insanlara qarşı şəfqət) və (günahlardan) paklıq bəxş etdik. O, (çox) müttəqi idi.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

und gewährten ihm von Uns Sanftmut und Lauterkeit; und er war fromm.

Almanca — Der Edle Quran

und Mitgefühl von Uns aus und Lauterkeit. Er war gottesfürchtig

Almanca — M. A. Rassoul

und ein liebevolles Gemüt von Uns und Reinheit. Und er war fromm

Almanca — Muhammad Zaidan

sowie Mildherzigkeit von Uns und Reinheit. Und er war ein Muttaqi.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And We imbued him with compassion and tenderness of the heart and We made piety reign in his heart and he entertained the profound reverence dutiful to Allah.

Abdul Haleem

tenderness from Us, and purity. He was devout,

Abdullah Yusuf Ali

And piety (for all creatures) as from Us, and purity: He was devout,

Abul A'la Maududi

and We also endowed him with tenderness and purity, and he was exceedingly pious

Aisha Bewley

and tenderness and purity from Us – he had taqwa –

Al-Hilali & Khan

And (made him) sympathetic to men as a mercy (or a grant) from Us, and pure from sins [i.e. Yahyâ (John)] and he was righteous,

Ali Quli Qarai

and a compassion and purity from Us. He was Godwary,

Amatul Rahman Omar

And tenderheartedness and purity by Our (special) grace. He was one who carefully guarded against evil.

Arthur John Arberry

and a tenderness from Us, and purity; and he was godfearing,

Bijan Moeinian

I gave him tenderness of heart and saved him from any sin and he responded to these blessings with righteousness.

E. Henry Palmer

and grace from us, and purity; and he was pious

Edip-Layth

He had kindness from Us and purity, and he was ever righteous.

George Sale

and mercy from us, and purity of life; and he was a devout person,

Hamid S. Aziz

(And it was said to his son) " O John! Hold fast the Book", and We gave him Wisdom even as a boy,

Mahmoud Ghali

And a sympathy from very close to Us, and cleanliness. And he was pious,

Marmaduke Pickthall

And compassion from Our presence, and purity; and he was devout,

Mohamed Ahmed - Samira

And compassion from Us, and goodness. So he was devout,

Muhammad Asad

as well as, by Our grace, [the gift of] compassion and purity; and he was [always] conscious of Us

Mustafa Khattab

as well as purity and compassion from Us. And he was God-fearing,

Progressive Muslims

And he had kindness from Us and purity, and he was ever righteous.

Sahih International

And affection from Us and purity, and he was fearing of Allah

Sam Gerrans

And tenderness from Us, and purity; and he was in prudent fear,

Shabbir Ahmed

We gave him compassion and a spotless character. And he lived an upright life.

Syed Vickar Ahamed

And pity (for all creatures) as from Us, and purity: He was truly pious,

Taqi Usmani

and (blessed him with) love from our own, and purity; and he was God-fearing,

The Monotheist Group

And tenderness from Us, and purity, and he was ever righteous.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

ainsi que la tendresse de Notre part et la pureté. Il était pieux,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me ji cem xwe henûnî û pakî dayê û ew mirovekî teqwadar bû.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en mededogen van Onze kant en reinheid. Hij was godvrezend

Hollandaca — Salomo Keyzer

En onze genade en zuiverheid des levens; en hij was een vroom mensch

Hollandaca — Siregar

Als genegenbeid van Onze Zijde en reiniging. En hij vreesde (Allah).

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и (также даровали Мы ему) милосердие [сострадание] (к людям) от Нас и чистоту (от грехов). И был он остерегающимся (наказания Аллаха) [таким, который исполнял Его повеления и отстранялся от того, что Он запретил]

Rusça — Osmanov

а также сострадание [к людям] от Нас и чистоту, и был он благочестивым,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och, som Vår särskilda gåva, ett ömt sinne och (viljan till) renhet, och han fruktade Gud