Yunus Suresi 45. Ayet — Elfaz
Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.
2يَحْشُرُهُمْyeHşuruhumonları toplayacağımızMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibح ش رToplanmak/bir araya gelmek/bir araya getirmek, ölüleri diriltmek, sürgün etmek, bir yerden başka bir yere sürmek, bir şeyi ince veya narin ya da küçük yapmak, bir şeyi keskin ve sivri yapmak (örneğin mızrak ucu ve bıçak).
3كَاَنْke ensanki gibiHarf-i Cer+Masdar Harfi
4لَمْlemHarf-i Nefi
5يَلْبَثُواyelbeṧūkalmamışlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibل ب ثGeciktirmek, oyalanmak, geçici olarak kalmak/konaklamak, duraklamak/beklemek/ummak/durmak/kalmak, sabırlı olmak.
6اِلَّاillābileHasr Edatı
8مِنَmine-denHarf-i Cer
9النَّهَارِn-nehārigündüz-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن ه رakıtmak, akan su oluşturmak, geri püskürtmek, kınamak, bol miktarda akmak, geri sürmek, gözdağı vermek, azarlamak, gündüz vakti yapmak, gün, gündüz, gün ışığı saatleri (şafaktan alacakaranlığa kadar)
10يَتَعَارَفُونَyeteǎārafūnetanışırlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · Tefâ'ul Bâbıع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağı
11بَيْنَهُمْbeynehumkendi aralarındaMekan Zarfı+Zamirب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
12قَدْḳadmuhakkakKesinlik Edatı
13خَسِرَḣasirazarara uğramışlardırMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibخ س رKayıp veya azalma yaşamak, aldatılmak/kandırılmak/baştan çıkarılmak/atlatılmak, hata yapmak/yoldan çıkmak/doğru yoldan sapmak/doğru yolu kaçırmak, yok olmak veya ölmek, bir şeyi kusurlu veya eksik yapmak, yok etmek veya yok olmasına sebep olmak, birini uzaklaştırmak/yabancılaştırmak/soğutmak, hain/alçak/aşağılık olmak, sadakatsiz olmak, cimri olmak, insanlar arasında küçük/önemsiz/zayıf olmak, başkasının davetini reddetmek.
14الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
15كَذَّبُواkeƶƶebūyalanlayan(lar)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.
17اللّٰهِ(a)llahiAllah'aLafza-i Celal
18وَمَاve māveBağlaç+Harf-i Nefi
19كَانُواkānūMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
20مُهْتَدِينَmuhtedīnedoğru yola girmeyenlerİsimه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.