فَهَلْ kelimesinin geçtiği ayetler
Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden فهل formunun kendisi aranıyor.
İlgili Ayetler (23)
Maide 5:91فَهَلْfe helartık değil mi?
اِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
innemā yurīdu ş-şeyTānu en yūḳiǎ beynekumu l-ǎdāvete ve l-beğDā'e fī l-ḣamri ve l-meysiri ve yeSuddekum ǎn ƶikri (a)llahi ve ǎni S-Salāti fe hel entum muntehūne
Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
A'raf 7:44فَهَلْfe helmu?
وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
ve nādā eSHābu l-cenneti eSHābe n-nāri en ḳad vecednā mā veǎdenā rabbunā Haḳḳan fe hel vecedtum mā veǎde rabbukum Haḳḳan ḳālū neǎm fe eƶƶene mu'eƶƶinun beynehum en leǎ'netu (a)llahi ǎlā Z-Zālimīne
Cennetlikler cehennemliklere, "Rabbimizin bize va'dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va'dettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar, "Evet" derler. O zaman aralarında bir duyurucu, "Allah'ın laneti zalimlere!" diye seslenir.
A'raf 7:53فَهَلْfe helvar mı ki?
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
hel yenZurūne illā te'vīlehu yevme ye'tī te'vīluhu yeḳūlu (e)lleƶīne nesūhu min ḳablu ḳad cā'et rusulu rabbinā bi l-Haḳḳi fe hel lenā min şufeǎā'e fe yeşfeǔ lenā ev nuraddu fe neǎ'mele ğayra elleƶī kunnā neǎ'melu ḳad ḣasirū enfusehum ve Delle ǎnhum mā kānū yefterūne
Onlar ise ancak, ("Görelim bakalım!" diyerek) Kur'an'ın bildirdiği sonucu (te'vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?" Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlah diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
Yunus 10:102فَهَلْfe helmı?
فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُلْ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
fe hel yenteZirūne illā miṧle eyyāmi (e)lleƶīne ḣalev min ḳablihim ḳul fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne
Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: "Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim."
Hud 11:14فَهَلْfe helartık olur musunuz?
فَاِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
fe illem yestecībū lekum fe ǎ'lemū ennemā unzile bi ǐlmi (a)llahi ve en lā ilāhe illā huve fe hel entum muslimūne
Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur'an) ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?
İbrahim 14:21فَهَلْfe helmisiniz?
وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَمِيعًا فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْنَا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَحِيصٍ
ve berazū li (a)llahi cemīǎn fe ḳāle D-Duǎfā'u li(e)lleƶīne stekberū innā kunnā lekum tebeǎn fe hel entum muğnūne ǎnnā min ǎƶābi (a)llahi min şey'in ḳālū lev hedānā (a)llahu le hedeynākum sevā'un ǎleynā e ceziǎ'nā em Sabernā mā lenā min meHīSin
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: "Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" Onlar da, "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur" derler.
Nahl 16:35فَهَلْfe heldeğil midir?
وَقَالَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
ve ḳāle (e)lleƶīne eşrakū lev şā'e (a)llahu mā ǎbednā min dūnihi min şey'in neHnu ve lā ābā'unā ve lā Harramnā min dūnihi min şey'in ke ƶālike feǎle (e)lleƶīne min ḳablihim fe hel ǎlā r-rusuli illā l-belāğu l-mubīnu
Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Kehf 18:94فَهَلْfe helmi?
قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا
ḳālū yā ƶā l-ḳarneyni inne ye'cūce ve me'cūce mufsidūne fī l-erDi fe hel nec'ǎlu leke ḣarcen ǎlā en tec'ǎle beynenā ve beynehum sedden
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"
Enbiya 21:80فَهَلْfe hel(o halde) misiniz?
Enbiya 21:108فَهَلْfe hel-mısınız?
Fatır 35:43فَهَلْfe hel-mı?
اِسْتِكْبَارًا فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِهِ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّلِينَ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْدِيلًا وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْوِيلًا
İstikbāran fī l-erDi ve mekra s-seyyii ve lā yeHīḳu l-mekru s-seyyiu illā bi ehlihi fe hel yenZurūne illā sunnete l-evvelīne fe len tecide li sunneti (a)llahi tebdīlen ve len tecide li sunneti (a)llahi teHvīlen
Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
Mü'min 40:11فَهَلْfe helvar mı?
قَالُوا رَبَّنَا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَبِيلٍ
ḳālū rabbenā emettenā ṧneteyni ve eHyeytenā ṧneteyni fe ǎ'terafnā bi ƶunūbinā fe hel ilā ḣurūcin min sebīlin
Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi (bu ateşten) bir çıkış yolu var mı?"
Mü'min 40:47فَهَلْfe hel-misiniz?
وَاِذْ يَتَحَاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِنَ النَّارِ
ve iƶ yeteHāccūne fī n-nāri fe yeḳūlu D-Duǎfā'u li(e)lleƶīne stekberū innā kunnā lekum tebeǎn fe hel entum muğnūne ǎnnā neSīben mine n-nāri
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, "Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?" derler.
Ahkaf 46:35فَهَلْfe hel
فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
fe Sbir ke mā Sabera ūlū l-ǎzmi mine r-rusuli ve lā testeǎ'cil lehum keennehum yevme yeravne mā yūǎdūne lem yelbeṧū illā sāǎten min nehārin belāğun fe hel yuhleku illā l-ḳavmu l-fāsiḳūne
(Ey Muhammed!) O halde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helak edilir.
Muhammed 47:18فَهَلْfe hel-mı?
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ اَشْرَاطُهَا فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ
fe hel yenZurūne illā s-sāǎte en te'tiyehum beğteten fe ḳad cā'e eşrāTuhā fe ennā lehum iƶā cā'ethum ƶikrāhum
Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?