Tevbe Suresi 60. Ayet — Elfaz
Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
1اِنَّمَاinnemāşüphesiz ancakHarf-i Nasb+Engel Eki
2الصَّدَقَاتُS-SadeḳātusadakalarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.
3لِلْفُقَرَاءِli l-fuḳarā'ifakirlere mahsusturHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimف ق رFakir/yoksul/muhtaç olmak, ihtiyaç duymak, yoksulluk. Sırt kırıcı felaketle alt üst etmek, omurgada ağrı hissetmek.
4وَالْمَسَاكِينِve l-mesākīnive düşkünlereBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmek
5وَالْعَامِلِينَve l-'ǎāmilīneve çalışan memurlaraBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalat
6عَلَيْهَاǎleyhāonlar üzerindeHarf-i Cer+Zamir
7وَالْمُؤَلَّفَةِve l-mu'ellefetive ısındırılacak olanlaraBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ل فBir şeye bağlı kalmak, sık sık ziyaret etmek, alışkanlıkla başvurmak, bir şeye aşina olmak veya alışmak, sosyal/arkadaşça/dostça olmak, sevmek/onaylamak/dostane olmak, korumak/güvence altına almak, güvenlikten sorumluluğu içeren anlaşma/yükümlülük. Birleştirmek veya bir araya getirmek, birlik/ittifak/anlaşma durumu, birleşme veya arkadaşlığa sebep olmak, toplamak/bağlamak/birleştirmek/birleşmek. Bin olmak. İyi bilinen belirli bir yuvarlak sayı.
9وَفِيve fīBağlaç+Harf-i Cer
10الرِّقَابِr-riḳābiboyunduruk altındakilerMarife (Belirlilik Takısı)+İsimر ق بKorumak, gözlemlemek, izlemek, saygı duymak, dikkate almak, beklemek, boynundan bağlamak, uyarmak, korkmak, kontrol etmek. Raqib - muhafız, gözlemci, gözcü. Yataraqqab - gözlemleme, bekleme, etrafı kollama, izleme. Riqab - boyun, köle, savaş esiri, efendisi veya vasisi ile özgürlüğü için anlaşma yapmış esir, bu nedenle firriqab ifadesi kölelerin veya esirlerin fidye ile serbest bırakılması anlamına gelir, tekili raqabah'tır. Murtaqib - gözetleyen, koruyan vb.
11وَالْغَارِمِينَve l-ğārimīneve borçlularaBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimغ ر مÖdemek, borçlu olmak, yerine getirmek, istemeyerek vermek, zorunlu olmayan bir şeyi üstlenmek; bir kişinin malında meydana gelen zarar veya kayıp; kalıcı kötülük, mahvolma; zincirlenmiş veya yüklenmiş olmak, sıkıntı.
12وَفِيve fīBağlaç+Harf-i Cer
13سَبِيلِsebīlive yolunaİsimس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep
14اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
15وَابْنِve bnive oğluna (yolcuya)Bağlaç+İsimب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
16السَّبِيلِs-sebīliyol (yolcuya)Marife (Belirlilik Takısı)+İsimس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep
17فَرِيضَةًferīDetenbir farz olarakİsimف ر ضYasa uygulamak, emretmek, buyurmak, yürürlüğe koymak, yerleştirmek, sabitlemek, onaylamak, atamak, uyulmasını ve itaat edilmesini emretmek, yaptırım uygulamak, tayin etmek, yaşında olmak. Faridzun - yaşlı inek. Faridzatun - kararname, yerleşim, belirlenmiş pay, mehir şartı. Mafrudz - atanmış, belirlenmiş, yerleşmiş kişi, tahsis edilmiş.
18مِنَmine-tanHarf-i Cer
19اللّٰهِ(a)llahiAllah-Lafza-i Celal
20وَاللّٰهُve(a)llahuve AllahBağlaç+Lafza-i Celal
21عَلِيمٌǎlīmunbilendirSıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
22حَكِيمٌHakīmunhüküm ve hikmet sahibidirSıfatح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.