(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا عُذْرًا اَوْ نُذْرًا اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ

ve l-murselāti ǔrfen / fe l-ǎāSifeti ǎSfen / ve n-nāşirāti neşran / fe l-feriḳāti ferḳan / fe l-mulḳiyāti ƶikran / ǔƶran ev nuƶran / innemā tūǎdūne le vāḳiǔn

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَالْمُرْسَلَاتِve l-murselātiر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleandolsun gönderilenlere
2عُرْفًاǔrfenع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağıbirbiri ardınca
1فَالْعَاصِفَاتِfe l-ǎāSifetiع ص فŞiddetli esmek (rüzgar), fırtına gibi esmek, hızlı olmak, çabucak yırtmak. Asfun - yapraklar ve saplar, saman, yeşil, mahsul, mesane, anız, kabuk. Asafa - yeşilken mısırı kesmek, AAasafa - yok olmak. Asifatun - fırtına, kasırga, tayfun. Asifun - şiddetli rüzgar, fırtınalı, şiddetli.esip
2عَصْفًاǎSfenع ص فŞiddetli esmek (rüzgar), fırtına gibi esmek, hızlı olmak, çabucak yırtmak. Asfun - yapraklar ve saplar, saman, yeşil, mahsul, mesane, anız, kabuk. Asafa - yeşilken mısırı kesmek, AAasafa - yok olmak. Asifatun - fırtına, kasırga, tayfun. Asifun - şiddetli rüzgar, fırtınalı, şiddetli.savuranlara
1وَالنَّاشِرَاتِve n-nāşirātiن ش رYaymak, canlandırmak, yeniden hayata döndürmek, genişlemek, açığa çıkarmak, açmak, genişletmek, sergilemek, yaymak.ve yayanlara
2نَشْرًاneşranن ش رYaymak, canlandırmak, yeniden hayata döndürmek, genişlemek, açığa çıkarmak, açmak, genişletmek, sergilemek, yaymak.yaydıkça
1فَالْفَارِقَاتِfe l-feriḳātiف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.ve ayıranlara
2فَرْقًاferḳanف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.ayırdıkça
1فَالْمُلْقِيَاتِfe l-mulḳiyātiل ق يKarşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek veya yönünde ilerlemek.ve bırakanlara
2ذِكْرًاƶikranذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermeköğüt
1عُذْرًاǔƶranع ذ رÖzür dilemek, affetmek, birini suçtan veya kusurdan kurtarmak, mazeret/bahane, mazeret öne sürenler, savunucular.özür
2اَوْevyahut
3نُذْرًاnuƶranن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.uyarı
1اِنَّمَاinnemāki mutlaka
2تُوعَدُونَtūǎdūneو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)size va'dedilen
3لَوَاقِعٌle vāḳiǔnو ق عDüşmek, başına gelmek, meydana gelmek, uygun olmak, olmak, gerçekleşmek, tespit etmek.elbette olacaktır

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Bulutları yayıp sürenlere.

Abdulkadir Gölpınarlı

Bulutları yayıp sürenlere.

Adem Uğur

(Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;

Ahmed Hulusi

Diriltip ayağa kaldıranlara;

Ahmet Tekin

Andolsun, hakikat ve hayırları yaydıkça yayanlara!

Ahmet Varol

Yaydıkça yayanlara,

Ali Bulaç

Yaydıkça yayanlara.

Ali Fikri Yavuz

Yer yüzüne şeriatleri yayan melekler hakkı için,

Ali Rıza Safa

Yemin olsun; yaydıkça yayanlara!

Bayraktar Bayraklı

- Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile batılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir.

Bekir Sadak

(1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.

Celal Yıldırım

(Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırdettikçe edenlere,

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Yaydıkça yayanlara;

Diyanet İşleri

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

Diyanet İşleri (eski)

(1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Diyanet Vakfi

(Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Yaydıkça yayanlara,

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

neşrederek yayanlara,

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve neşrederek yayanlara

Erhan Aktaş

Yaydıkça yayanlara,

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Yaydıkça yayanlara,

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Yaydıkça yayanlara,

Fizilal-il Kuran

Her yana dağıtanlara,

Gültekin Onan

Yaydıkça yayanlara.

Hamdi Döndüren

Yaydıkça yayanlara,

Hasan Basri Çantay

(şeriatın hükümlerini yer yüzünde) iyiden iyi yayan,

Hasib Asutay

Yaydıkça, yayanlara,

Hayrat Neşriyat

Ve (o emirleri) yaydıkça yayanlara!

İbni Kesir

Veya yaydıkça yayanlara.

Mehmet Okuyan

Yaydıkça yayanlara,

Muhammed Esed

Düşün bu (mesaj)ları, (hakikati) dört bir yana yayan,

Mustafa İslamoğlu

Ve (ilahi mesajı) yaydıkça yayanlar!

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve yaymakla yayıverenlere.

Ömer Öngüt

(Hakikat) tohumlarını yaydıkça yayanlara andolsun ki!

Suat Yıldırım

Tohumlarını yaydıkça yayanlar,

Süleyman Ateş

Yaydıkça yayanlara,

Süleymaniye Vakfı

(Marufu) yaydıkça yayıp

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

iyiliği her tarafa yayanlar,

Şaban Piriş

Yaydıkça yayanlara..

Tefhim-ul Kuran

Yaydıkça yayanlara,

Ümit Şimşek

Ve yaydıkça yayanlara.

Yaşar Nuri Öztürk

Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere,

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

And olsun Allahın əmrini yaydıqca yayanlara,

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

And olsun (Allahın ayələrini, kitablarını və əmrlərini) yayanlara;

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Bei den Versen, die die Wahrheit und die Rechtleitung verbreiten!

Almanca — Der Edle Quran

und den alles Ausbreitenden,

Almanca — M. A. Rassoul

und bei den (Engeln), die stets (die Wolken) verbreiten

Almanca — Muhammad Zaidan

Bei den im Ausbreiten Ausbreitenden,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

and by the winds carrying clouds* floating at various heights and scatter them and drift them to where a nimbus must form,

Abdul Haleem

scattering far and wide,

Abdullah Yusuf Ali

And scatter (things) far and wide;

Abul A'la Maududi

and raise (clouds) and scatter them around,

Aisha Bewley

by the scatterers scattering,

Al-Hilali & Khan

And by the winds that scatter clouds and rain.

Ali Quli Qarai

by the sweeping spreaders,

Amatul Rahman Omar

And those that spread (the truth) far and wide,

Arthur John Arberry

by the scatterers scattering

Bijan Moeinian

…t scatter clouds to their final destinations.

E. Henry Palmer

And by the dispensers abroad!

Edip-Layth

By the distributors that dispense.

George Sale

and by those which disperse his commands, by divulging them through the earth;

Hamid S. Aziz

Which scatter things far and wide,

Mahmoud Ghali

And (by) the spreaders spreading,

Marmaduke Pickthall

By those which cause earth's vegetation to revive;

Mohamed Ahmed - Samira

And those that revive by quickening,

Muhammad Asad

Consider these [messages] that spread [the truth] far and wide,

Mustafa Khattab

and those scattering ˹rainclouds˺ widely!

Progressive Muslims

And all that is scattered about.

Sahih International

And [by] the winds that spread [clouds]

Sam Gerrans

And the scattering ones a-scattering,

Shabbir Ahmed

And spread (the Truth) far and wide.

Syed Vickar Ahamed

And drive (things and the clouds) far and wide;

Taqi Usmani

and by those that spread (clouds) all over,

The Monotheist Group

And all that is scattered about.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et qui dispersent largement (dans toutes les directions).

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bi wan ên ku heqiyê belav dikin…

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En de wijd verspreidenden!

Hollandaca — Salomo Keyzer

En bij hen die zijne bevelen verspreiden. Door die op aarde bekend te maken,

Hollandaca — Siregar

En bij de verspreid verspreidenden.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и (ветрами) распространяющими (облака) гоня их (куда пожелает Аллах),

Rusça — Osmanov

Клянусь ветрами, разгоняющими [облака].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och (uppenbarelserna) som lägger fram (sanningen)