Hadid Suresi 13. Ayet — Elfaz
Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, "Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım" diyecekleri gün kendilerine, "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın" denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.
2يَقُولُyeḳūluderler kiMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
3الْمُنَافِقُونَl-munāfiḳūnemünafık erkeklerMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
4وَالْمُنَافِقَاتُve l-munāfiḳātuve münafık kadınlarBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
5لِلَّذِينَli(e)lleƶīneHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6اٰمَنُواāmenūmü'minlereMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
7انْظُرُونَاnZurūnābize bakınEmir Fiil+Zamir+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmak
8نَقْتَبِسْneḳtebisyararlanalımMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İfti'âl Bâbıق ب سBaşkasından ateş istemek veya almak, öğrenmek, öğretmek, yakalamak, başkasından ışık almak. Qabas - yanan sopa, ateş markası, yanan marka. İqtabsa (fiil 8) - başkasından ışık almak.
9مِنْmin-danHarf-i Cer
10نُورِكُمْnūrikumsizin nurunuz-İsim+Zamirن و رateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmak
11قِيلَḳīledenilir kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12ارْجِعُواrciǔdönünEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.
14فَالْتَمِسُواfe ltemisūve arayınBağlaç+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatab · İfti'âl Bâbıل م سDokunmak, elle hissetmek, uzanmak, aramak, sormak, ilişkide bulunmak.
16فَضُرِبَfe Duribesonra çekilirİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibض ر بİyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek, ortaya koymak, karşılaştırmak, benzetmek, yol aramak, ileri yürümek, ayarlamak, dayatmak, engellemek, savaşmak, birinin malıyla kâr payı için ticaret yapmak, yapmak veya sebep olmak veya oluşturmak, terk etmek/vazgeçmek, bir şeyi uzaklaştırmak
17بَيْنَهُمْbeynehumaralarınaMekan Zarfı+Zamirب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
18بِسُورٍbi sūrinbir surHarf-i Cer+İsimس و رSur, duvar, şehir duvarı, çit, kale duvarı, atlayıp üstünden geçmek, aşmak, tırmanmak, saldırmak, hücum etmek
19لَهُlehuolanHarf-i Cer+Zamir
21بَاطِنُهُbāTinuhuonun içindeİsim+Zamirب ط نKarnı şişkin olmak, şişmek, göbeklenmek, karın, iç kısım, gizli anlam, derinlik, vadi, iç yüz, batın
22فِيهِfīhivardırHarf-i Cer+Zamir
23الرَّحْمَةُr-raHmeturahmetMarife (Belirlilik Takısı)+İsimر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.
25مِنْminHarf-i Cer
27الْعَذَابُl-ǎƶābuazabMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12